Türkiye Davutoğlu: Oslo'yu FETÖ sızdırdı

Davutoğlu: Oslo'yu FETÖ sızdırdı
Fotoğraf: Arşiv

Haber Merkezi- Türkiye eski Başbakanı ve Konya Milletvekili Ahmet Davutoğlu, 15 Temmuz darbe girişimi sonrası TBMM tarafından oluşturulan 15 Temmuz Darbe Girişimi Araştırma Komisyonu'nun sorularını yanıtladı.

Davutoğlu, 15 Temmuz sonrası kamuoyunda çokça tartışılan kendisinin 2013 yılında Gülen'le yaptığı görüşme, FETÖ yapılanmasının devlet içinde nasıl yer edindiği ve hükümeti döneminde FETÖ ile olan ilişkilere dair soruları yanıtladı.

Komisyon'un sorularına 71 sayfalık bir cevap yazan Davutoğlu, 2013 yılında Fetullah Gülen ile yaptığı görüşmenin o dönem yine Cumhurbaşkanlığı görevini yürüten Recep Tayyip Erdoğan'ın bilgisi ve izni dahilinde yapıldığını söyledi. Komisyonun sorularına verdiği yazılı yanıtta Davutoğlu, Gülen'le bunun dışında bir görüşme gerçekleştirmediğini  de ekledi.

"Oslo'yu FETÖ sızdırdı"

Gülen cemaatinin 12 Eylül 1980 askeri darbesinden bugüne gelene kadar "barbar bir ihanet çetesine" dönüştüğünü söyleyen Davutoğlu, Cemaat'in PKK ile de işbirliği yaptığını iddia ederek şöyle dedi:

"Tam da bu esnada FETÖ’nün özellikle PKK ile Kuzey Irak’ta temas kurarak ülkemizi zaafa uğratmaya çalıştığı istihbarat raporlarına yansımış bir husustur. Terör örgütleri arasındaki bu iletişim yakından takip edilmiş ve uygun yöntemlerle uygun zamanlama içinde gerekli cevaplar verilmiştir. Kürt sorununun çözümü için yürütülen Oslo görüşmeleri de Gülen örgütü ve arkasındaki uluslararası odaklar tarafından PKK'nın yayın organlarına sızdırıldı"

Fethullah Gülen'le görüşme

Ahmet Davutoğlu, kamuoyunda çokça tartışılan 2013'te Fethullah Gülen'le yaptığı görüşmeye de açıklık getirdi.

"2013 BM Genel Kurulu toplantısına seyahatim öncesinde Başbakanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan ile yaptığımız değerlendirmede, bu yapının gittikçe artan bir şekilde Türkiye karşıtı çevrelerce kullanılmaya müsait hâle gelmesi hasebiyle, Gülen’in daha önce yapılan çağrılar çerçevesinde Türkiye’ye getirilerek kontrol altına alınmasının gerekli olduğu kanaatine vardık.

Sayın Başbakanımızla yaptığımız bu değerlendirme neticesinde ve talimatı doğrultusunda, BM Genel Kurulu’na katılmak üzere ABD’de bulunduğum sırada, Gülen’le bir görüşme gerçekleştirdim. Gülen ile Eylül 2013’te gerçekleştirdiğim görüşme kişisel bir tercih sonucunda veya bir yakınlık gösterisi mahiyetinde şahsi bir ziyaret olmayıp Başbakanımız Sayın Erdoğan’ın bilgisi ve izni doğrultusunda, 7 Şubat sonrasında, söz konusu yapı mensuplarının o döneme kadar düşündüğümüz bir sivil topum örgütü olmanın ötesinde, devlet iradesinden bağımsız ve devlet hiyerarşisi dışında bir yapılanma içerisinde olduğu kanaatimizin oluşması üzerine, muhatabına somut mesajları doğrudan iletmek amacına matuftu. Bu görüşmede Sayın Başbakanımızla gerçekleştirdiğimiz istişare çerçevesinde açık bir şekilde gerekli uyarılarda bulundum.

Ülkemize dönüşümde bu görüşmeyi ve edindiğim intibayı Sayın Başbakanımıza aktardım. Bu çerçevede, kendisini samimi görmediğimi, zaman kazanmaya çalışır bir intiba verdiğini ve bu kritik süreçte dikkatli olmamız gerektiğini ifade ettim. Bu görüşme sonrasında, Gülen’in hükümetimize ve ülkemize yönelik operasyonların içinde olduğuna ve bu tutumundan vazgeçme niyetinde olmadığına yönelik kanaatimiz pekişti."

Hakan Fidan'ın KCK davasına dahil edilmesi

Ahmet Davutoğlu Komisyon'a gönderdiği metinde, 7 Şubat 2012'de MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın KCK soruşturması kapsamında şüpheli sıfatıyla ifadeye çağrılmasıyla yaşanan "7 Şubat MİT krizi"ni de anlattı. Bu hamleyle, o dönem Başbakan olan Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan'ın ve hükümetin "millet adına meşru siyasal süreçler dâhilinde yürüttüğü politikaların" sorgulanmak istediğini belirten Davutoğlu, şunları söyledi:

"MİT Müsteşarı Sayın Fidan, savcılık çağrısının ardından Sayın Başbakanımıza bilgi vermek için aradığında hasbelkader Sayın Başbakanımız ile birlikte aynı arabada İstanbul’da muhterem vaizlerimizden İbrahim Subaşı’nın cenazesinden Ankara’ya dönmek üzere havaalanına gidiyorduk. Sayın Başbakanımız, bu hamleyi yargı bürokrasisinin iktidara siyaset dayatması olarak değerlendirerek, son derece kararlı bir tutumla kesinlikle ifade vermeye gitmemesi talimatını verdi."

Erdoğan'ın Davos'ta 'One minute' çıkışı  

29 Ocak 2009'da, İsviçre'nin Davos kasabasında düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu'nda dönemin Başbakanı Erdoğan'ın, eski İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres'e yaptığı "One minute" çıkışı tarihe geçmişti. Ahmet Davutoğlu kaleme aldığı metinde 29 Ocak 2009'da yaşanan "One minute" olayını hatırlattarak şöyle dedi: 

"Bahsi geçen uluslararası çevrelerdeki kaygıyı fark eden örgüt, bu kaygıların kimi zaman sözcüsü, kimi zaman takipçisi rolüne soyunmuş, kimi zaman da bu kaygılara cevap oluşturabilecek bir alternatif kimliği kazanmaya çalışmıştır. 15 Temmuz darbe girişiminin bu süreçte nihâi aşamayı oluşturduğu açıktır. İlk illegal telefon dinlemelerinin ve iç siyasete müdahale hazırlığı kapsamındaki çalışmaların ‘one minute’ çıkışından kısa bir süre sonra başlamış olması bu açıdan dikkat çekicidir."

"Mavi Marmara hadisesini bu çevrelere verilecek mesaj için uygun bir fırsat olarak gören örgütün lideri, Filistin’e insani yardım amacıyla yola çıkan ve birçok ülkenin vatandaşlarını taşıyan sivil gemilere uluslararası sularda hukuka aykırı biçimde müdahale eden İsrail’i 'meşru otorite' ilân etmek suretiyle Filistin’de süregiden işgâli meşrulaştırmıştır. Ayrıca Filistin politikasıyla onur ve itibar kazanan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'ne ve onun Başbakanı’na açık bir mesafe ve karşı duruş ortaya koyarak bir anlamda Türkiye’nin Filistin üzerinden kazandığı itibardan rahatsız olan çevrelere yönelik ‘alternatif arıyorsanız ben buradayım’ mesajı vermiştir."

Davutoğlu, Ocak 2014'te MİT tırlarının "terör örgütlerine silah taşıdığı" iddiasıyla durdurulmasının da Dışişleri Bakanı olduğu dönemde MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın da aralarında olduğu üst düzey yetkililerle Suriye konusunda yaptıkları görüşmelerin dinlenilmesinin ve internete bu toplantıya ait olduğu iddia edilen bir ses kaydının sızdırılmasının da yine Gülen örgütü tarafından yapıldığını anlattı.

Rus uçağının düşürülmesi

Kasım 2015'te Rus uçağının düşürülmesi de yine tartışmalı bir başka konuydu. Pilot hakkında yargı sürecinin işlediğinin altını çizen Ahmet Davutoğlu, "TSK hiyerarşisi dışında bir aidiyet taşıdığı ve yetkilendirildiği angajman kurallarının dışında başka bir merciden emir alarak hareket ettiği ortaya çıkarsa mutlaka cezayı alacaktır" dedi.

Davutoğlu, 22 Haziran 2012'de Türkiye'nin F-4 savaş uçağının Suriye tarafından düşürülmesi üzerine ilân edilen angajman kurallarını hatırlattı. 

"Suriye’de yaşanan iç çatışmalar sınırlarımızda ciddi bir güvenlik riski oluşturmuştur. Nitekim 22 Haziran 2012’de F-4 savaş uçağımızın Suriye tarafından düşürülmesi üzerine Sayın Cumhurbaşkanımızın Başbakanlığı döneminde benim de içinde bulunduğum Türkiye Cumhuriyeti hükümeti gerekli tedbirleri alma kararlılığı göstermiş ve Sayın Başbakanımızın talimatıyla angajman kuralları ilân edilerek Suriye hava sahasından sınırımıza yaklaşan Suriye uçaklarının uyarıları dinlemeyerek yoluna devam etmesi halinde düşürülecekleri ilan edilmiş ve TSK bu yönde talimatlandırılmıştır.

Başbakanlığım döneminde de bu talimatın gereği yapılmıştır. Rusya’nın Suriye’ye müdahalesi sonrasında hava sahamıza yönelik ihlâllerin artmasıyla birlikte Cumhurbaşkanımız, ilgili bakanlar ve güvenlik birimleriyle yapılan istişareler sonrasında bu talimat hava sahamıza bildirimsiz yaklaşan ve uyarılarımızı dinlemeyerek sınır ihlâli yapan bütün hava araçları için teşmil edilmiştir. Yeni angajman kuralları, bu istişareler neticesinde Başbakanlık talimatı olarak, 10 Ekim 2015’te Genelkurmay Başkanlığı'na oradan da kademeli bir şekilde Hava Kuvvetleri komutanlığına ve ilgili birim komutanlıklarına iletilmiştir."

Süreç nasıl ilerledi?

Davutoğlu bunun, Cumhurbaşkanı başkanlığında 21 Ekim 2015'te yapılan Milli Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısında da teyit edildiğini vurguladı. Önce Suriye ardından bütün hava araçları için gereğini yaptıklarını söyleyen Davutoğlu, olayın akışını şöyle anlattı:

"Olayın gerçekleştiği 24 Kasım 2015 günü, 64. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti’ni kurmak üzere Sayın Cumhurbaşkanımız ile saat 11.00’de randevumun olduğu gündür. Bakanlar Kurulu listesini tekmil edip görüşme için yol hazırlığı yapmakta olduğum bir sırada takriben 09.45 sularında Genelkurmay Başkanımız telefonla arayarak, Yayladağı sınırına yakın bir bölgede Bayırbucak Türkmenlerine dönük hava saldırısı yapan bir uçağın, yapılan bütün uyarılara rağmen hava sahamızı tehlikeli bir şekilde ihlal ettiğini ve devriye görevi yürüten uçaklarımızın angajman kuralları gereği uçağı düşürmek zorunda kaldığını bildirmiştir. Kendisine uçağın kimliğinden emin olup olmadıklarını sorduğumda ise uçağın kimlik bildirmeksizin sınır ihlali yaptığını, ancak Rus uçağı olma ihtimalinin bulunduğunu söyledi. Kendisine Dışişleri Bakanımız ve MİT Müsteşarımız ile derhal bir araya gelerek durum hakkında kesin bir rapor hazırlamaları, başta Rusya olmak üzere yapılacak diplomatik ve askeri temasları planlamaları ve Sayın Cumhurbaşkanımıza bilgi arz etmeleri talimatlarını verdim. Ayrıca Sayın Cumhurbaşkanımız ile görüşeceğimi ve konuyu kendisiyle istişare edeceğimizi, o vakte kadar uçağın aidiyeti ile ilgili açıklama yapılmamasını, eğer Rus uçağı olduğu kesinleşirse Rusya Federasyonu yönetiminin bunu ilk olarak Hükümetimizden duyması gerektiğini söyledim.

Bu talimatım sebebiyle, zarurete mebni yapılan ilk resmî açıklamada uçağın aidiyetiyle ilgili bir bilgiye yer verilmemiş, TSK’dan "24 Kasım 2015 tarihinde saat 09.20 civarında Hatay Yayladağı bölgesinde Türk Hava Sahasını ihlâl eden milliyeti bilinmeyen bir uçak defalarca (beş dakika içerisinde 10 kez) ikaz edilmesine rağmen Türk Hava Sahasını ihlal etmiştir. Söz konusu uçağa angajman kuralları çerçevesinde 24 Kasım 2015 saat 09.24’te bölgede hava devriye görevinde bulunan iki adet F-16 uçağımız tarafından müdahalede bulunulmuştur." şeklinde bir açıklama yapılmıştır."

"İhlâlin yapıldığı ilk an ile birçok uyarının yapıldığı ve müdahalenin gerçekleştiği 5 dakikalık süre içinde, bu spesifik olay için ek bir talimat almanın ya da vermenin imkânsızlığı da açıktır."

"Burada özen gösterilmesi gereken husus, bu soruşturma ve hukuki süreç işlerken şu anda dahi eli tetikte kara, deniz ve hava sahamızı korumakta olan TSK mensuplarının vatan savunmasının gereği olan angajman kurallarını uygulamakta tereddüde sevk edecek tavır, tutum ve açıklamalardan kaçınılması zaruretidir."

"Talimatını verdiğim angajman kuralları Rusya dâhil hiçbir ülkeyi hedef almamıştır, ancak aynı angajman kuralları hangi ülkeden olursa olsun savaş şartlarındaki bir ülkeden hava sahamızı ihlâl eden bütün hava araçlarını kapsamıştır."

"Nitekim Sayın Genelkurmay Başkanımız daha sonraki görüşmemizde pilotun geçmişini ve ilişkilerini araştırdıklarını ve somut bir irtibat tespit edilemediğini bildirmiştir."

"İslamofobik vesayetçiler"

"Esasen FETÖ/PDY mensuplarının kendilerini gizleyerek bürokrasiye sızma çabalarının gerçek mâhiyeti, toplumun dini inançlarının sosyal hayattaki tezahürlerini bir tehdit olarak tanımlayarak dindar kişilerin bürokraside yer almasını çeşitli yöntemlerle engelleyen, bu yolda hukuk dışı uygulamalara da başvurmaktan çekinmeyen vesayetçi/darbeci anlayış temsilcilerinin hastalıklı davranışları sebebiyle başlangıçta tam olarak teşhis edilememiştir. Devletin kurumsal yapısına tehdit oluşturabilecek örgütsel yapılarla rasyonel temeller düzleminde mücadele etmek yerine, irtica söylemi üzerinden İslâmi yaşantıyı tehdit olarak gören vesayetçi anlayış, gerektiğinde İslâmi yaşantıdan vazgeçebilen bu yapıyı filtreleyemeyerek örgütsel bağlantıları olmayan mütedeyyin bürokratlarla uğraşmıştır. Bireysel İslâmi yaşantıya sahip bürokratlarla paralel yapı gibi örgütsel bir yapıya mensup bürokratlar arasında ayırım yapamayan İslamofobik vesayetçiler, devlete sızmak için İslâmi yaşantıdan vazgeçme icazeti alan FETÖ mensuplarını fark edemeyerek bürokraside yükselmelerine zemin hazırlamıştır."

"Vesayetçi/darbeci komitaların bu girişimleri FETÖ/PDY’nin kendinden menkûl bir demokrasiyi kurtarma iddiasıyla kendisine meşruiyet alanı açmasını kolaylaştırmıştır."

"Dersanelerin kapatılması dönüm noktası"

Davutoğlu, 7 Şubat 2012'deki girişimden sonraki kritik eşiğin ise, dersanelerin kapatılması olduğunu ifade etti. Dersanelerin kapatılmasıyla da "pandoranın kutusunun açıldığını" belirtti.