ARAŞTIRMA - Ortaçağ’da bir Kürt medeniyeti: Şeddadiler

Uzun yıllar Şeddadilerin hakimiyeti altında olan Azerbaycan'ın ikinci büyük kenti Gence'de şair Nizami Gencevi'nin heykeli
Uzun yıllar Şeddadilerin hakimiyeti altında olan Azerbaycan'ın ikinci büyük kenti Gence'de şair Nizami Gencevi'nin heykeli
Şeddadiler sayesinde Arran ve Ermenistan’da siyasi istikrar sağlanmış, bölge şehirleri sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan gelişmiştir.

M. Ali ERDOĞAN

951-1174 yılları arasında Kars’tan günümüzdeki Ermenistan, İran ve Azerbaycan’a kadar uzanan coğrafyada hüküm sürmüş olan Şeddadilerin mimari eserlerinden bazıları günümüzde varlığını koruyor.

İmar ve kültürel gelişimle önplana çıkan Kürt Şeddadi Hanedanlığı, bölgelerinde eğitim kültürünün yaygınlaşmasına ve birlikte yaşam kültürüne de büyük önem vermiştir.

3 idari merkezden yönetilen Şeddadi hükümdarlığı, Kahire, Şam, Diyarbakır, Bağdat, Musul ve Erbil gibi o dönem merkez olarak nitelendirilen şehirlerin bulunduğu coğrafyadan uzak olmasına rağmen birçok alanda hakimiyetinde bulunan toprakların ilerlemesine katkıda bulunmuştur.

Şeddadiler sayesinde Arran ve Ermenistan’da siyasi istikrar sağlanmış, bölge şehirleri sosyal, kültürel ve ekonomik açıdan gelişmiştir.

Kaynaklarda Şeddadiler dönemindeki hangah/xanqah türü yapılarda tıp, nucum (astronomi), tefsir, hadis, fıkıh, edebiyat, tasavvuf vb. bilimlerin öğretildiği, bunun yanı sıra Hovhannes Sarkavag’ın Ani’de kurmuş olduğu okulda da teoloji, felsefe, gramer, matematik, müzik ve kozmografya (astronomi) derslerinin verildiği aktarılmaktadır.

3 MERKEZLİ YÖNETİM

Kaynaklarda Beni Şeddad, Al-i Şeddad, Şeddadiyan (Şeddadiler) ve Şatatikk olarak anılan Şeddadiler, 951-1174 yılları arasında Kura ile Aras nehirleri arasındaki Arran diye isimlendirilen coğrafyada hüküm sürmüş bir Kürt devletidir.

951 yılında Muhammed b. Şeddad’ın Divin’e yerleşmesiyle tarih sahnesine çıkan Şeddadiler, Müslüman dünyası ile Gürcü ve Ermeni krallıklarıyla Kura Nehri’nin kuzeyindeki Gayri Müslim halklar arasında tampon bölge oluşturmuşlardır.

Üç ayrı merkezden varlıklarını sürdüren hanedanın Gence (Azerbaycan’ın ikinci büyük kenti) kolu, yayılmacı bir politika yürütürken, onların aksine Divin (Debil, Duvin, Dvin) ve Ani kolları ise daha çok egemen oldukları toprakları korumak için mücadele etmişlerdir. Buna rağmen uzun süren siyasi hakimiyetlerine bağlı olarak Şeddadiler, Gence, Divin (Ermenistan sınırları içerisinde bulunan Kars’a yakın bir kent) ve Ani şehirleri başta olmak üzere Arran ve Doğu Ermenistan’ın sosyal ve kültürel hayatında yeni bir canlanma döneminin başlamasına vesile olmuşlardır.

Şeddadi emirlerinin şair ve ediplerle ilişkileri ve alimlerin Şeddadi ülkesini ziyaretleri bunun bir göstergesidir.

İmar ve kültür alanında büyük ilerlemeler kat eden Şeddadiler, özellikle de 18 yıl devletin başında kalan Ebu'l Eşver Şavur döneminde birçok önemli yapılar inşa etmiştir. Şavur döneminde günümüze kalan en önemli eserler hala Gürcistan müzelerinde sergilenen Gence kapılarıdır. Ayrıca Aras nehri üzerinde bulunan Xudaferin Köprüsü yine Şeddadi'lerin inşa ettiği yapılar arasındadır.

Şeddadiler tarafından Ani'de inşa edilen Ebu'l Manuçehr Camii
Şeddadiler tarafından Ani'de inşa edilen Ebu'l Manuçehr Camii

MİMARİDE İZ BIRAKTILAR

Kaynakların bahsettiği, ancak günümüze ulaşmayan Muhammed b. Şeddad’ın Divin şehrinin dışında Tel Hasli tesmiye edilen kaleyi inşa etmesiyle başlayan Şeddadilerin inşa faaliyetleri, Emir I. Fadl zamanında devam ettirildi. Bu dönemde bölgenin ticari gelişimine tesir eden Aras Nehri üzerindeki Xudaferin Köprüsü, o dönemde iktisadi canlılığın ve refahın artmasını beraberinde getirmiştir.

Emir Ebu’l-Esvar’ın Gence’nin kenar mahalleleri dahil, şehrin etrafına surlar inşa edip demir kapılarla takviyesi ve Şemkûr’da bina edilen savunma kuleleri gibi şehir surlarının ve kalelerin güçlendirilmesi de kentlerin gelişmesini ve kalkınmasını temin etmiştir.

ANİ’Yİ İNŞA ETTİLER

Ani Şeddadileri çağı da kültürel faaliyetler anlamında Ani tarihi açısından bir doruk noktası olarak kabul edilmiştir. Bilhassa Ani şehrini ihata eden kent surlarının bir kısmı, Menuçehr Camii, Ebu’l-Muammeran Camii ile Şeddadiler dönemine ait kervansaray, han, hamam, dükkan gibi ticari yapıların yanı sıra saray ve çeşitli sivil mimari yapılar bunun başlıca örneklerindendir. Öte yandan Talin Şehri yakınındaki Daştadem Kalesi de bir diğer Şeddadi mimari yapısıdır.

Şeddadilerin bu şekilde yürüttükleri imar politikasıyla birlikte yeniden değer kazanan Gence, Divin (Debil, Duvin) ve Ani gibi şehirlerde, bu duruma paralel olarak ilim hayatının canlanmasında önemli bir yer tutan ilmi müesseseler ve kütüphanelerin de kurulduğu görülmektedir.

EĞİTİME ÖNEM VERDİLER

Nevzat Keleş’in Şeddadiler kitabında yer alan bilgiye göre, ortaçağ İslam dünyasında başlıca eğitim kurumu olan medreselerin Şeddadiler çağında var olduğuna dair somut bir bilgi yoktur.

Ancak Şeddadilerin başkenti Gence’de eğitimini tamamlayan Kadı Tahir el-Cenzi ve burada İslami ilimler ve edebiyatla ile ilgili dersler veren Ebu’l-Kasım Ali b. Abdurrahman b. Uleyke en-Nişaburi ve Ebu’l-Fadl Şa‘ban b. Ali b. Muhammed el-Berdai gibi örneklerden hareketle Gence’de medrese veya ilim tahsil edilen benzeri kurumların (cami, han, hangah vb.) var olduğu aktarılmaktadır.

Gence Kütüphanesi dönemin en meşhur ilim/bilim merkezlerinden biridir.

Şeddadilerin kültürel anlamda bir merkez halinde getirdikleri Ani’de Kadı Burhaneddin Ebu Nasr b. Mes‘ud el-Anevi’nin tıp, astronomi, tefsir, hadis ve fıkıh gibi İslami ilimlerde tahsil görmesinden yola çıkarak Ani’de bu eğitimlerin verildiği kurumların olduğundan söz edilmektedir.

Ani surlarında üzerlerindeki ejderha kabartmalarından dolayı Ejderha Burçları olarak nitelendirilen burçların iç mekanları şifahane olarak kullanılmış ve o dönem kentteki hekimler dersler vermiştir.

Şeddadilerin hakimiyetindeki Ani’de ikamet eden Hovhannes Sarkavag’ın kurduğu ve çok sayıda öğrencinin şehre toplanmasını sağlayan Ani Okulu da bu dönemdeki önemli ilim müesseselerinden biridir.

Şeddadilerin Selçuklulara tabi olmasının ardından Selçuklu veziri Nizamülmülk’ün Gence’de inşa ettirdiği medrese buradaki ilmi faaliyetleri çok önemli ölçüde arttırmıştır.

Şeddadiler döneminde İran, Irak ve Şam kentlerinden ilim adamları bu toprakları ziyaret etmeye başlamışlardır. Şeddadi emirlerinin alim ve şairlere karşı son derece müsamahalı ve cömert davranmaları da Şeddadi Sarayı’nın onlar tarafından ziyaret edilmesine olanak vermiştir.

Katran-ı Tebrizi, Emir Unsurü’l-Meali Keykavûs b. İskender ve Esedi Tûsi gibi isimler dönemin önde gelen şair ve ediplerindendir.

Ayrıca, Kadı Burhaneddin Ebû Nasr b. Mes’ûd el-Anevi, Ebü’l-Fadl Hazadaz b. Asım b. Bekran en-Neşvi, Kadı Tahir el-Cenzi, Ebû Tahir es-Silefi ve Ebû Nasr İbn Makûla gibi isimler dönemin önde gelen ilim adamlarındandır.

Hovhannes Sarkavag, Samuel Anetsi ve Mkhitar Anetsi gibi Müslüman olmayan bilim adamları da Şeddadilerin hakimiyetinde olan topraklarda bilimsel çalışmalarda bulunmuşlardır.

Şeddadilerin ilk dönemler Ermeni Pakraduni hanedanlığıyla ilişkilerinin olduğundan söz edilse de kaynaklarda 1020'den itibaren Pakraduni Hanedanlığı’na ve Hazarlara karşı seferler düzenledikleri belirtilmektedir. 1030 yılında Ermeni ve Gürcü kuvvetlerle karşılaşan Şeddadilerin büyük kayıplar yaşadığı kaydedilmektedir.

1047 ile 1057 yılları arasında Bizans ordusuna karşı savaşaşan Şeddadilerin bundan sonraki senelerde bölgedeki etkisi giderek küçülmüştür.

1067'ten itibaren Şeddadiler hanedanı Selçukluların işgaline uğramış ve 1174'e kadar Selçuklulara bağımlı bir hanedan olarak hakimiyetlerine devam etmişlerdir.

SELAHADDİN EYYUBİ'NİN AKRABALARI

Sultan Selahaddin Eyyubi'nin babaları da Şeddadi topraklarından Tikrit'e, oradan da Erbil'e gelmiş olup Şeddadi hanedanlarının mensup olduğu Revadi/Revvadi aşiretindendir. 

Cizreli ünlü tarihçi İbn'ul Esir, El Kamil Fi't Tarih isimli eserinde Revadilerin Kürt olduğunu teyid etmektedir.

Minorsky’nin “Prehistory of Saladin isimli çalışmasında da alıntıladığı üzere, ünlü Kürt Sultan Selahaddin Eyyubi'nin soyu üzerine araştırmalar yapan tarihçilerden İbni Halikan şunları söylemektedir: “Tarihçiler Selahaddin Eyyubi’nin babası ve ailesinin Azerbaycan’ın en ucunda bulunan Duvin şehrinden olduğunda anlaşmışlardır. Burası Gürcüler ülkesinde ve Arran yolundadır. Onlar Kürttü ve Ravâdiye aşiretine mensuplardı ki, bunlar büyük Hezbaniye aşiretinin bir koludur. Babası Duvin’de doğmuştur. Dedesi Şâdi, Şirkûh ve Necmeddin Eyyub adlı oğullarıyla birlikte önce Bağdat’a, sonra da Tikrit’e yerleşmiş. Dedesi Tikrit’te ölmüş ve adına bir türbe yapılmıştır. Onların soyağacını dikkatlice inceledimse de, Şâdi’den daha geriye gidemedim."

Öte yandan, Şeddadiler ile aynı döneme denk gelen ve akrabalık bağları bulunan Revadiler 955-1071 yılları arasında Güney Azerbaycan ve günümüzdeki İran topraklarında hüküm sürmüştür. Revadilerin merkezi önce Erdebil iken, sonraları Tebriz olarak değişmiştir.

Şeddadi Emiri Ebu'l Esvar'ın oğlu Ebu'l Manuçehr, Ani'yi imar etmiş ve Ebu'l Manuçehr Camii'ni inşa etmiştir.
Şeddadi Emiri Ebu'l Esvar'ın oğlu Ebu'l Manuçehr, Ani'yi imar etmiş ve Ebu'l Manuçehr Camii'ni inşa etmiştir.
Günümüzde Ermenistan sınırları içerisinde bulunan Divin/Divin'le ilgili eski bir çizim (Selahaddin Eyyubi'nin babası Necmeddin Eyyüb'ün Dvin'de doğduğu rivayet edilir)
Günümüzde Ermenistan sınırları içerisinde bulunan Divin/Divin'le ilgili eski bir çizim (Selahaddin Eyyubi'nin babası Necmeddin Eyyüb'ün Dvin'de doğduğu rivayet edilir)