Yalnız kadınlar arasında

Kurd24

İtalyan edebiyatında kendisine çok sağlam ve hatta sarsılmaz bir yer edinen Cesare Pavese ve onun eseri Yalnız kadınlar. Bu hafta bir solukta okuduğum romanı Yalnız Kadınlar Arasında’yı sizlerle paylaşmak istiyorum. Cesare Pavese, İtalya’nın Torino şehrinin bir köyünde memur çocuğu olarak dünyaya geliyor ve edebiyat okuyor. Bu romanı sayesinde İtalya’nın en prestijli ödüllerinden Strega ödülünü kazanmıştır.

Pavese, erkek bir yazar olarak kadınları yazmıştır. Onların yaşamlarını, duygularını ve yalnızlıklarını kaleme almıştır. Roman, İtalya’nın Torino şehrini savaş nedeniyle çocuk yaşta terk eden Clelia tekrardan dönmüştür İtalaya’ya. Savaşın yaralarını daha yeni yeni sardığı İtalya’da yerle bir edilen sadece binalar değildir. Bir kültür, insan hayatı ve bir daha asla yaşanamayacak mazi de namluların hedefi olmuştur.  Romanın ana karakteri Clelia, çocukken terk ettiği bu şehre bir iş kadını olarak dönmüştür. Anne olmayı, çocuk doğurmayı hayatın yenilgisi olarak tanımlar. Hayatın son durağı olarak niteler. İşkolik bir kadındır Clelia. Hayatında erkekler olmuştur ancak onlara çizdiği sınır hep dikenli tellerle ve korumalıdır. Yalnız kadınların anatomisi desek bu kitap için fazla abartmış olmayız zira işkolik kadınları hayata tutan tek şey para ve para kazanma hırsıdır. Clelia’nın Torino’da sessiz sedasız yerleştiği otel odasının hemen yanındaki odada intihar girişiminde bulunan bir başka kadın Rosetta ile yolları kesişir. Yalnız kadınların yaşadıkları bohem hayat, savrulmalar ve aldanışlar…

Pavese, romanında okuyucuyu kendisine bağlayacak bir kurgu kullanamamıştır. Pavese severleri kızdıracak bir yorum olabilir ancak romana giren karakterler çok yüzeysel ve gözümüzde canlanmıyor. Maksim Gorki’nin iğne batırsan kan akacak karakterleri gibi bir tasvir beklemiyordum ancak karakterlerin bu kadar yüzeysel olması bir eleştiri olarak dursun burada. Romanda yer alan karakterler olaya nasıl dahil olduklarını da anlamak oldukça güç. Diyaloglar derinlikten yoksun. Yoksun diyorum çünkü bir kadının cümlelerine yükleyebileceği, yüklemesi muhtemel duygu derinliği eksik bana göre.

Ama sonra şunu soruyorum kendi kendime, Clelia ve onun nezdinde kadınların savruluşları ve hayata olan kayıtsızlıklarını anlatmanın bir yolu olabilir mi bu? Kalabalıklar arasında yalnız kalmış kadınların, onların hayatına giren ve misafir statüsünden başka bir değeri olmayan insanları detaylıca analiz etmesini beklenebilir mi yalnızlığa tutkun kadınlardan?

İtalya’nın savaş yorgunu kaldırımlarında yürüyüp, savaşta yarının mutlu yaşamına olan inançları esir edilmiş insanlar arasında dolaşırız. Ruhlarını, sevinçlerini ve umutlarını savaş molozlarının altında arayan bedenler arasında, savaş kadar soğuk bir sessizlikle yürürüz.

Ama benim romanda gördüğüm ne kadınların yalnızlığı ne de onların boş vermişliği. Ortada buz gibi duran büyük bir yalnızlık var ki bu Cesare Pavese’nin büyük yalnızlığından başka bir yalnızlık değildir. Bu yalnızlığını, kalabalıklar arasındaki yalnızlığını karşı cins üzerinden ve onların ağzından anlatmıştır Pavese. Ayrıca, bu romanda nasıl öleceğini de okuyucu ile paylaşmıştır; otel odasında tekrar intihar eden Rosetta’yı romanda nasıl öldürdüyse ‘’Ben de böyle öleceğim’’ demiştir okuyucuya ve öyle de yapmıştır. Yalnız kadınlar arasında, Pavese’nin kendine tuttuğu bir aynadır. O kadınları yazar, yalnızlıkları anlatır ama biz onun bu aynadan kendini ve yüzünü saran yalnızlığını görürüz satırların sessiz odalarında. Kimsenin görmesini istemediği, ikinci bir emre kadar bu sessiz odalardan çıkması yasaklanan, büyük yalnızlığını görürüz. Nitekim romanda bunun ip uçlarını da görürüz karakterine söylettiği şu sözde:

“Roma’da bir kasiyerle tanışmıştım,” dedim, “kendini aynada, tezgâhın arkasındaki aynada göre göre delirmiş… Bir başkası olduğunu sanıyormuş.” Momina, “İnsanın kendini aynada görmesi lazım… Rosetta sen buna cesaret edemedin…”  Böyle, aynadan ve kendini öldürenlerin gözlerinden konuştuk.”

Kendini anlatmaya, kendi ile yüzleşmeye bir türlü cesaret edemeyişini kadınların ağzından haykırdığı bir çığlığın romanıdır Yalnız Kadınlar Arasında. Yaşanamayacak kadar kötü, bitirilemeyecek adar iyi bir yaşamın arasında gider gelir hayat sarkacı Pavese için ve o sarkaç bu aralığı terk eder bir gün. Yaşamın saati durur onun için. Ve bu ölüm zirvede gelen yine yalnızlık içinde bir ölümdür. İtalya’nın prestijli edebiyat ödülü Strega’yı aldıktan ve ödül töreni sonrasında, bir otel odasında tıpkı romanındaki karakter Rosetta’nın yaptığı gibi intihar ederek yaşamına son verir.