Rewşan’ın Tohum’u

Kurd24

Zaman bir güzellik hırsızıdır, hep alır hiç vermez.

Günler dökülüyorlar bir sandıktan ve zaman olanca hızıyla bizimle birlikte tüketiyor kendisini. Ne zaman iyi şeyler için bir şeyler yazmak istesem araya yoğun bir gündem girer ve ince şeyler, güzel şeyler, kıymetli şeyler kalır orada; zamanın dibinde.

Bu sefer bir virüs patladı ve bir dengesizlik hali, bütün dünyayı dolaşarak gelip kapımıza kondu. Yüzler maskelendi, öpüşmeler ertelendi, kucaklaşmalar belki bir asır sonraya bırakıldı. Oysa yaşanıyor ve bitiyor her şey. Sonra geriye sadece sesler ve onların imlediği kelimeler ve duygular kalıyor. Haber bültenleri, canlı yayın konukları, son dakikalar, tarihin tekerrürleri, açıklamalar ve hiç susmayan ve hiç hiç susmayan insanlar… Her şeyden geriye rüyalarımıza bir geçit açarak bizi hakikatimizin penceresine sürükleyen sesler kalıyor. Biliyorum ilahi olan yaratmakta ustadır, acılarımızı dindirmekte değil. Müzik, onun sesidir ve belki buna yarayabilir.

Koronadan değil, kalpsizlikten öldüğümüz bir çağ bu. Güzel şeyleri yitirmekten. Bu yüzden müzik olmalı, sonsuza dek müzik. Çünkü çok fazla dehşet var. Çünkü insan olmak anlama yaklaşmaktır ve biz artık bir kalbi olmadan yaşayanlar için müzik, kim olduğumuzu bize hatırlatacak yegâne imkândır.

Karantina günlerinde dönüp dönüp dinlediğim albümlerden biri de sevgili Rewşan’ın Tov / Tohum (Ocak 2020, CK) albümü oldu. Çok daha erken yazmak istediğim ama gündemin yoğunluğuna kurban giden albümlerden biri oldu. Bağışlayın.

Rewşan’ın özgün şarkıları ve artık orijinalinden bile çok daha güzel olan coverları sesi kadar muhteşem. Eski şarkıları yeniden söylemesindeki güzellik bütün şarkılarınki ile aynı ama onun derinliği sizi içine çekecek kadar kuvvetli. İçinden geçilmiş bir üzülmeye uğramışlık hali tarif bile edilemiyor ama çok güzel dinlenebiliyor.

Rewşan’ın müziği her zaman çok güzeldi.

Fakat önceki çalışmalarının altyapıları tanıdık olmasına rağmen Kürdiesk’in ruhundan uzak ve kanımca çoğu yerde deformeydi. Bu yüzden bir ara paylaşım rekorları kıran Ax Lê Wesê yerine onu müthiş bir ustalıkla Ermenice okuduğu, müzik bilgisinin sınırlarını zorladığı Sari Sirun Yar ile akılda tutmuştum.

Ne var ki Tov / Tohum albümü, belki de çalıştığı isimlerin de değişmesiyle beraber başka bir boyuta atlatmış onu. Modern müziğin, yeniden yaratımın tüm imkanlarını müthiş bir ruhla yeniden harmanlamış. Kuzeyin kuzeyindeki kültürel havzanın o endemik usulünün Kafkas ve Erivan ekollerinin etkisiyle nasıl da havada süzülen bir kar tanesinin narinliğiyle müziğe dönüştüğünü görebiliyorsunuz.

Önceki dönem Kürt müzisyenlerinde telaffuz farklılıkları bölgeseldi. Kürtçe’nin geniş coğrafyasının ve dil yapısının bir tezahürüydü. Yeni kuşak Kürtçe müzikte ise ne yazık ki telaffuz sorunlarına çokça denk gelinir. Bunun bir sebebi özellikle diasporada büyüyen Kürdistanlıların dilleriyle ilişkilerinin bozulmasında, dillerini modern alfabe üzerinden öğrenmelerinde ve yeniden üretim esnasında eski kayıtların yanlış duyulmasında yatıyor.

Rewşan’ın şarkılarında da bir iki kusura denk geliriz ama neredeyse bütün bir kadın sesli Kürt müziğinin en doğru seslerini duyarız. Bütün sesler çok nettir. Eski deyimle karşımızda müthiş bir mahreç ustası vardır. Nefes aralıkları, gırtlaktan gelen sesler, dil-dudak uyumu, ağız ve geniz sesleri müthiş bir şekilde ifade edilmiş ve kayda alınmıştır. Bu anlamıyla Rewşan, eğitimli bir müzisyen olarak Kürt müziğine yeni bir kapı açmış ve icranın nasıl olması gerektiğini göstermiştir.

İster özgün şarkıları olsun ister yeniden yorumladığı geleneksel şarkılar olsun Rewşan’ın alamet-i farikası kendisine has, güçlü sesidir. Nerede duyulsa bir Rewşan sesi olan bu ses kanımca özgünleşmiş bir müziği de hak ediyor. Albümünde yer alan 10 şarkıda en az üç farklı usul, üç farklı katmanda hazırlanmış, okunmuş şarkılar var. Bu yüzden merakım, bir sonraki albümünün nasıl olacağı; kendi stilini yaratıp yaratamayacağı yahut bu usullerden hangisinin baskın olacağıyla ilgili.

Elbette albümdeki her şarkısı ayrı ayrı bir değerlendirmeyi hak ediyor ama ben dönüp dönüp Seyadê Şemdîn ve Sûsika Simo’dan bildiğimiz Ax Eman’ı; Aram Dikran’dan bildiğimiz ama Rewşan’ın orijinalinden çok daha güzel hale getirdiği Diçim Diçim’ı; söz ile müziği Dr. Ahmet Kaya’ya ait olan ve Kürt müziğinde belki de başka örneği olmayan, bu sebeple de büyük bir övgüyü hak eden Wext Lazim Bû’yu dinledim.

Ama en çok kulaklarımda sözleri büyük şairimiz Fêrikê Ûsiv’a, müziği Rewşan’a ait olan Gulîzera Min dolaşıp durdu. Kendimi bazen Elegez’in yamaçlarında dolaşan bir keklik, bazen Kürt müziğindeki Sebk-i Hindi sebebiyle Delhi’de hissettim. Rewşan’ın o harika kompozisyona serpiştirdiği ve Hüseyni uzun havalara benzeyen çıkışlarda ise Sergey Parajanov’un 1969 yapımı ve Seyat Nova’nın hayatını anlattığı Narın Rengi filminde denk geldiğim ve bir kilisenin çatısında uçuşan kitaplar arasında söylenen Yar Lo’yu anımsattı.

İyi ki varsın Rewşan.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.