Kerkük büyük tehlike altında

Kurd24

Kerkük şehrinin tarihte ve günümüzde, Kürtler, bölge, dünya için ne kadar önemli olduğu tarihsel gelişmelerle ortaya çıkmıştır.

Kürt milletinin efsanevi lideri Mustafa Barzani, Kerkük’ü, Kürtlerin ve Kürdistan’ın kalbi olarak tanımlamıştır.

Milli lider Mustafa Barzani, Kerkük için bu tanımlamayı yaptığı zaman, Kerkük’te yaşayan diğer milletlerin yaşamadığını söylemek istememiş. O yaşayan topluluklara hiçbir zaman da haksızlık yapmak istememiştir. “Kerkük, Kürtlerin ve Kürdistan’ın kalbidir” dediği zaman Kerkük’ün Kürdistan şehri, Kürdistan toprağının önemli bir parçası,  Kürdistan için önemli bir şehir olduğunu anlatmak istemiştir.

Dünyadaki önemli siyasi/tarih analistlerinin, tarihçilerin, siyasetçilerin, bölge devletlerinin, dünyayı yöneten büyük güçlerin, Kerkük’e egemen olmuş ve yönetmiş olan güçlerin de Kerkük hakkındaki görüşleri, Kerkük’ün önemini ortaya koymaktadır. Milli lider Mustafa Barzani’nin görüşlerini de doğrulamaktadırlar.   

Lozan Antlaşmasıyla Kürdistan’ın güneyi bütünüyle ve özel olarak Kerkük, Musul Eyaletine bağlı olarak İngilizlerin egemenlik alanı haline geldi. Bir dönem sonra da İngilizler, Kürdistan’ın güneyini ve Kerkük’ü Arapların ve Irak devletinin egemenliğine terk ettiler.

Kerkük’ün stratejik konumu ve petrol şehri olmasından dolayı, Kürtlerin Kerkük’e sahip olması halinde Kürtlerin devlet kurmalarının daha olanaklı olduklarını düşünen sömürgeci devletler, Kerkük’ün, Irak’ın devlet egemenliği altında kalması için ittifak halinde ellerinden geleni yapmaya çalıştılar ve halen de çalışıyorlar.

Kerkük’ün elde tutulması için Araplaştırılması ve demografisinin değiştirilmesi için büyük çaba sarf ediliyor. Bunun için savaşlar göze alınıyor.

Irak devleti, İngilizlerin Irak’ı terk etmesinden sonra, Kürdistan’ın güneyinde sömürgeci egemenlik sistemini oluşturdu. Kürtlerin milli haklarını gasp etti. Genel anlamda Araplaştırma ve özellikle de Kerkük’ün Araplaştırılması için olağanüstü çaba sarf edildi. Kürtler de Irak sömürgeci devletinin bu politikasına sürekli direndi. Milli kurtuluş mücadelesini geliştirdi. Kürtlerin bu milli kurtuluş mücadelesi, 11 Mart 1970 yılında başarıya ulaştı. Kürdistan’da özerk/otonom yapı oluştu. Kürdistan otonom yapısı ile birlikte, Irak devletinin Kürtleri ve Kürdistan’ı Araplaştırma politikasının önüne geçildi.

11 Mart 1970 yılında Irak sömürgeci egemenlik sistemi ile Kürtler arasından Otonomi Anlaşması yapıldığı zaman da Kerkük şehrinin Kürdistan Otonomisinin sınırları içinde kalıp kalmaması büyük tartışma konusu oldu. Bu konuda orta bir yol bulundu. Kerkük’ün statüsünün plebisitle =referandumla tayin edilmesi anlaşma maddesi olarak benimsendi.

Ne yazık ki, bu referandum hiçbir zaman gerçekleşmedi. Kerkük, 1975 yılında yeni bir savaşa yol açtı. Bu savaş, dört sömürgeci devletin doğrudan ittifakı, ABD’nin dolaylı ittifakı sonucu, Kürdistan Otonomisi ortadan kalktı. Savaş sonucunda, Kürdistan’ın güneyinin tümü ve Kerkük Irak sömürgeci devletinin egemenliği altına girdi.

Bu tarihten sonra, Kürdistan’da Araplaştırma, Kerkük’te demografiyi değiştirme çabası 2005 yılına kadar devam etti. 2003 yılında Baas rejiminin yıkılmasından sonra, 2005 yılındaki anayasa referandumu ile Irak federal bir devlet, Kürdistan federe bir bölge haline geldi. Ne yazık ki, bu dönemde de Kerkük’ün statüsünün tayini Anayasa’nın 140. Maddesi ile referanduma bırakıldı. Bu referandum genel anlamda bugüne kadar gerçekleşmedi.

Ama 2017 yılına kadar yapılan tüm genel seçimlerde Kerkük’ün Kürdistan şehri olduğu büyük oy oranlarıyla açığa çıktı. 2017 yılında yapılan Kürdistan Bağımsızlık Referandumu ile Kerkük’ün Kürdistan şehri olduğu gerçeği her yönüyle netlik kazandı.

Bundan dolayı Bağımsızlık Referandumunun %93 oy oranıyla başarıya ulaşması, Kürdistanlıların devlet olma iradesini ortaya koymalarından sonra, Irak, İran ve Türk devletlerinin açık ittifakı, Kürt işbirlikçileri-hainleri öncülüğünde Kerkük’e 16 Ekim 2017’de saldırıp, işgal ettiler.

O günden sonra Kerkük büyük tehlike altına girdi. Demografisinin değişmesi, yeni bir egemenlik sistemin oluşması için çaba içine girildi. Bu çaba devam ediyor.

Ayrıca Kerkük işgal edildiği zaman: ABD Büyükelçisi ile Kürdistan Başkanı Barzani arasındaki diyalog, Kerkük’e, Kürtlere, Kürdistan Bölgesi’ne karşı ne kadar büyük bir ittifakın ve tehlikenin olduğu da ortaya çıktı.

Bu büyük ittifakı Kürdistan Başkanı kamuoyuna şöyle açıkladı: “Kerkük 16 Ekim’de ihanet ile işgal edilince, ABD Büyükelçisi Silliman, 18 Ekim’de beni aradı Sayın Barzani Bugün dün gibi değil, politikanızı gözden geçirin dedi.

Ben birkaç gün sonra görüşürüz dedim. Olacakları tahmin ediyordum ABD izin vermiş. İran ve Irak saldıracaktı bize. Peşmerge’ye emir verdim Kürdistan’a saldıran canlı cansız ne varsa yok edin. Mahmur, Zummar, Shela’da Peşmerge büyük başarı elde etti. Irak ve İran tüm gücü ile Pirde’ye saldırdı özel Peşmerge kuvvetleri orada 6 saatte 412 Irak askerini öldürdü, 400 ölüden yüzden fazla İran askeri çıktı. Amerika’nın o patlamaz dediği Abrams tankını patlattı Peşmerge. Irak geri çekildi ve ben ertesi günün sabahı erkenden ABD Büyükelçisini aradım: Sayın Elçi Bugün hiç dün gibi olmayacak, yarın da öyle Kürdistan Hükümeti hiçbir taviz vermeyecek dedim.

Kısık bir ses tonu ile tamam Sayın Barzani dedi.

Peşmerge 16-25 Ekim arası herkese aynı mesajı verdi. İhanet olmasa bir karış toprak alamazsınız bizden.”

Açık ki Kerkük’ün işgalinden sonra, Kerkük üzerindeki tehlike daha da büyüdü. Demografisinin değiştirilmesi çabaları olağanüstü bir düzeye çıktı.

Son günlerde atanmış güçlerin, tarım müdürünün valinin emriyle Kürtlerin tarım arazilerini ithal edilmiş Araplara vermeye çalışmaları bu demografi değişikliğinin en son aşamasıdır. Bunun yanında Haşdi Şabi komutanlarının, Arap olan ve olmayan, Kerküklü de olmayanlara, Kürt arsalarına el koyarak dağıtmalarının, demografi değişiminin Kerkük’te ne kadar tehlikeli bir durum kazandığının da en somut delili durumundadır.

Kerkük’ün işgalinde işbirlikçilik yapan YNK’nin yetkilisi Xefûr Salih bile bu konuda diyor ki: "Atanmış Kerkük Valisi Rakan Ciburi ithal Arapların yeniden Kerkük kentine dönüşlerini sağlaması kararı ardından Kürt çiftçilere ait tarım arazilerine bu ithal Araplar tarafından bir kısmına el konulmuştu. Kerkük Tarım Müdürlüğü sorun haline gelen bu tarım arazilerinde dün yüzölçüm çalışmaları başlattı." (Basnews)

Bütün bunlara ek olarak Kerkük’te son zamanlarda ortaya çıkan tehlike, Kürtlerin Kürdistan’ın güneyinde ve doğusunda katili olan, Kerkük Katili olarak da tanınan, dünyanın da terörist olarak tanımladığı Kasım Süleymani’ın ölüm yıldönümü nedeniyle Kerkük’te bir anma toplantısının yapılmasıdır. (10. 01. 2021).

Bu toplantıya İran Pasdarları Komutanı, Haşdi Şabi komutanları, PKK ve YNK, Kerkük Türkmenlerinin parti ve örgütleri, Kerkük Arapları katılıyor.

Bu toplantı Kerkük’ün işgalinin bir kez daha somut tescilidir. Irak’ın İran’ın sömürgesi haline geldiğinin de delilidir. Kürtlerin bir kesiminin de kirli ilişkilerini teşhir eden bir gelişmedir.

Kürdistan Hükümeti’nin Kerkük’teki bu tehlikeli gelişmeye karşı sessiz kalmaması gerekir. Hemen harekete geçmesi gerekir. Kürdistan Bölgesi ve Irak devleti hukukunun hayata geçirmesi için yol haritası tayin etmesi ve bu yolda yürümesi gerekir.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.