Ahlak, erdem ve iyi insan olmaya dair

Kurd24

Kim ne derse desin keyif, huzur ve barış, içinde yaşarken sürdürdüğümüz erdemli hayatın pratiğinden doğan derin anlamından gelir. 'Erdem' burada bir nevi insan olma tekniği ya da bilgi becerisi anlamına gelir. İnsan olmak, daha iyisini yapmayı öğrenmemiz gereken bir şeydir; saz çalmayı öğrenmek ya da voleybolda smaç yapmayı öğrenmek gibi. Erdemliler insan olmakta başarılı olanlardır. İyi bir berber ya da iyi bir kasabın kendi işinde başarılı olması gibi. Bazı insanlar erdemli olmanın ustalık mertebesine bile ulaşmışlardır.

İyi insan olma yolunda erdem, içimizde biriktirdiğimiz iyi şeylerin sonucudur. Ödülü değil. Yani erdem, kendi kendimizin ödülü değildir, ötekilerin bizim pratiğimize bakarak bizi tanımlaması ve onurlandırmasıdır. Bu onurlandırma, aynı zamanda adına keyif dediğimiz bütün o güzel duyguların kaynağıdır. Erdemli insan, bu bakımdan yaptıklarından keyif alan insandır. Erdemli insan, kendini tanımlamaya ve gerçekleştirmeye çalışan insandır. Zaten iyi insan ve iyi hayat, tam da bu noktada bitişiktir ve özgürce gelişip serpilme çabasının sonucudur.

Eğer iyi bir hayat ve iyi bir insan olmak, kendi doğamızı gerçekleştirmenin bir sonucuysa ve bu herkes için geçerliyse o zaman bu durum, koşullar ne olursa olsun, herkes tarafından öğrenilebilir bir şeydir. Herkesin bildiği gibi insanoğlu, diğer canlı varlıklardan farklı olarak kendi kendine yeterli olamadığı bir hal içinde yani “prematüre” olarak dünyaya gelir. Biz geyik yavrusu gibi değiliz, dünyaya gelir gelmez ayağa kalkıp yürümeyi, annemizin arkasından koşup ona ayak uydurma becerileriyle doğmayız. Tam tersine uzun yıllar anne ve baba bakımına ihtiyaç duyarız. Her şeyi deneyimleyerek, öğrenerek büyürüz.

Ahlak benliği gerçekleştirmekle ilgilidir, inkâr etmekle değil. Ahlak, kendimizi gerçekleştirme çabasında bize rehberlik ederken, belli ölçülerde dünyevi olan niteliklerle tanışmamıza imkân da sağlar. İşte bu noktada dünyevi olanların cazibesine kapılarak, kişilik, karakter, ahlak, erdem ve bir dizi insani özellik bakımından birbirimizden ayrışmaya başlarız. Her ayrışma bir hayat tecrübesinin yansıması ve onun sonuçlarından oluşur. Herkes önceliklerine karşı hassasiyetler geliştirir ve bu hassasiyetler üslup olarak karakter biçiminde bir kimlik kartı gibi üstümüze yapışır ve bizi tanımlamaya başlar. Kimimiz zaaflar biriktirir, kimimiz aklın şaşmaz patikasından hiç ayrılmaz. Kimimiz karamsar iken kimimiz tuhaf şekilde iyimser olmaya meyilli oluruz. Kimimiz lafın değerini hiç bilmezken kimimiz kuyumcu terazisi titizliğinde cümleler kurmaya büyük özen gösteririz. Kimimiz amaçlara inanır, araçları amaçlara uydurmaya çalışır, kimimiz araçları çok önemser ve amaçları araçlar için araç haline getirir.

Bu noktadaki tercihlerimiz bizi birbirimizden ayrıştırır. Kimisi kendisini amaçları için feda eder. Kimisi kendisini amaç yerine kor ve her şeyi kendisi için araç hale getirir. Kimisi de işlevsel bir hayat yaşamaktan yana olmaz ve her şeyin daha az olmasına rıza gösterir. Aktif olmayı öğreniriz. Pasifliğin erdem olduğuna inanırız. Ya da nesnel ve tarafsız olmayı hiçbir şeyle değiştirmeyiz. Hayat akar. Hayat bize rağmen gelişim gösterir.

Hayatınızın gelişim gösterip göstermediğini basit bir iç gözlemle anlayamayız çünkü bu nasıl ve neler yaptığımızla ilgili bir konudur, nasıl hissettiğimizle ilgili değil. Mesela mutluluk, keyif; iyi yaşamak ve iyi şeyler yapmakla ilgilidir, salt iyi hissetmekle değil. Bu durum bir ruh halinden çok pratik bir etkinlik biçimidir. Hayata dair belirli bir görüş edinmek değil, sahip olduğumuz bütün kapasitemizi hayata geçirmekle ilgilidir, keyif ve mutluluk.

Gelişme gösterip göstermediğimizi salt içimize bakarak bilmeyecek oluşumuzun bir başka nedeni de gelişip serpilme kavramının bir dizi farklı faktörleri içeren, oldukça karmaşık bir kavram olmasıdır. Bazı bakımlardan iyiye doğru gidiyor, bazı bakımlardan da gitmiyor olabiliriz.

"Kendimize; sağlıklı, mutlu, kendimiz ve diğerleriyle barışık, hayattan keyif alan, yaratıcı işler yapan, duygusal olarak özenli ve duyarlı, tatminkâr dostluklar kurabilen, sorumluluk sahibi, özgüvenli, dürüst, güçlü ve benzeri niteliklere sahip bir insan olup olmadığımızı sormalıyız?"  diyor, Terry Eagleton.

Bu soruların çoğu bütünüyle bizim kontrolümüzde olmayan şeylerdir. Salt bir iradi eylem ile mutlu ya da kendinizle barışık olamayız. Bu diğer birçok şeyin yanı sıra, belirli toplumsal ve maddi koşulların da var olmasını gerektiren bir durumdur.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir