K24 RÖPORTAJ - Dr. Kurt: Demirtaş Cumhurbaşkanı Yardımcısı…

http://www.kurdistan24.net/tr/

Adem Özgür

Dr. Mehmet Kurt, siyasi partilerin Kürt sorununu dillendirmelerini samimi bulmadığını belirterek, “Kürtler’in oylarını almaya yönelik söylemsel stratejilerdir” dedi.

Dr. Kurt, “İkinci tura kalınması durumunda, Demirtaş’ın cumhurbaşkanı yardımcılığına gelmesi HDP’nin diğer partilerle asgari pazarlık noktası olmalıdır” ifadelerini kullandı.

Türkiye’de 24 Haziran’da yapılacak cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde Kürt seçmenin kimi destekleyeceği; siyasi partilerin cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimlerinde ne vaatlerde bulunacağı tartışılıyor.

K24, İngiltere’deki Manchester Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’nden Dr. Mehmet Kurt’a, Kürt seçmenin nabzını, siyasi partilerin kullandığı dili ve muhafazakârların oy verme eğilimlerini sordu.

Son haftalarda Çözüm Süreci’ne geri dönüleceği iddiası vardı, ancak AK Parti’nin ne seçim manifestosunda, ne de beyannamesinde Kürtler yoktu. Sizce, AK Parti yeniden böyle bir süreci başlatabilir mi?

Bence asıl soru Kürt siyasal hareketinin AKP’yle çözüm süreci diyaloguna girip girmeyeceği. AKP çözüm süreci imkânını yıktığı şehirlerin molozları arasına gömdü. Çözüm sürecine yeniden dönüleceği ile ilgili söylemler, sıkışan, kaybetme korkusu yaşayan ve milliyetçi blokla Kürtlere vadedecek bir şeyi kalmayan AKP’nin Kürtlere mavi boncuk dağıtmasından başka bir şey değildir.

Dikkat edilirse bir yandan İlnur Çevik vasıtasıyla Kürtler ile barışma sürecine yeniden dönülebileceği mesajı yaygınlaştırılırken, bir diğer başdanışman İbrahim Kalın vasıtasıyla milliyetçilere böyle bir şeyin olmayacağı mesajı verilmekte. Kürt meselesinin çözümü barışçıl araçlarla neticelenebilir ama AKP o treni kaçırdı. AKP’nin Kürtlere vadedecek bir şeyi de kalmadı; geçmişte kaşıkla verdiğini kepçeyle geri aldı.

Dahası son birkaç yıldır Suriye ve Irak’taki gelişmeler ve buralarda gelişen Kürt politik aktörler, Kürt sorununu her zamankinden daha çok bir Kürdistan meselesine dönüştürmüştür. Haliyle durum, AKP’nin kontrol edemeyeceği bir noktaya varmıştır.

Diğer partilerden de Kürt sorununun çözümüne dair söylemler artmaya başladı…

Bunların tamamı seçime ve Kürtler’in oylarını almaya yönelik söylemsel stratejilerdir. Seçime giren partiler arasında, HDP haricinde hiçbirinin Kürt meselesinin nasıl çözüleceğine dair bir gündemi yoktur. Gündemi olanların da “Kürtler’in oyunu nasıl alırız”ın ötesine geçen bir hesapları yok.

Geçmişte de politik liderler, ülke çapındaki temsiliyet krizini aşmak ve Kürtler’den oy alabilmek için benzer söylemler geliştirdiler. Kimilerine göre AB’nin yolu Amed’den geçiyordu, başkasına göre ‘Kürt sorunu’ onların kendi sorunuydu. Kürtlere verilen mesaj açık ve net: Bize oy verin, hallederiz! Ama Kürt sorununun nasıl çözüleceği ile ilgili kimsenin bir program sunduğu, bir yol haritası çizdiği, Kürtler’in kanayan yaralarının nasıl sarılacağına dair bir şey söylediği yok. Elbette bu liderlerin tamamını aynı torbaya koyuyor değilim. Samimiyet skalasında her biri farklı bir yere düşüyor.

Türkiye’de siyasal liderler Kürtlere popülist ve boş mesajlar vermek yerine, Kürt nefretiyle sağduyusunu kaybetmiş Türk vatandaşlara sağduyulu mesajlar versinler. Bu iyi bir başlangıç olabilir.

Peki, son üç yıldaki gelişmelere bakarsak, Kürtler bu süreçte nasıl bir pozisyon izleyecektir?

Bu konuya dair net şeyler söylemek güç. Kamuoyu araştırması yapan şirketler, Kürtler arasında politik eğilimini belli etmeyen ciddi bir kitle olduğunu söyleyebiliyor ama bu kitlenin nasıl tercihlerde bulunacağını tam kestiremiyor.

Yine de mevcut kamuoyu araştırmaları, sosyal medya araştırmalarım ve kişisel görüşmelerim ve gözlemlerin neticesinde birkaç şey söylemem mümkün.

Birincisi, Kürt halkı HDP’ye yoğun bir teveccüh gösterecektir. Rengini belli etmeyen seçmenin ana renginin HDP olacağını düşünüyorum. Fakat HDP’nin tüm enerjisini seçim güvenliğine adaması ve baraj sorununu çalınamayacak kadar oy alma stratejisine odaklaması gerekiyor.

Saadet Partisi, HÜDA-PAR ve AK Parti gibi üç muhafazakâr denklemi Kürtler nasıl değerlendirecektir?

Bugüne kadar seçim HDP-AKP arasındaydı. 24 Haziran seçimlerinde bu durum büyük oranda değişecek. AKP’nin bölgeden tamamen silineceğini iddia etmiyorum ama AKP’nin pek çok şehirde üçüncü, hatta dördüncü parti olacağını düşünüyorum. Nihayetinde AKP bir devlet partisidir ve tüm devlet partileri gibi iş, menfaat ve benzeri ağlar nedeniyle Kürtler’den oy alacaktır.

Urfa, Antep, Bingöl, Bitlis ve Siirt gibi şehirlerde AKP’nin diğer şehirlere göre daha fazla oyu var ve bunları büyük oranda korumak için uğraşacaktır. Buralarda tarım, ticaret, muhafazakârlık, ümmetçi söylem, Arap ve Zaza nüfus gibi etmenler, AKP’nin lehine bir tablo oluşturmaktadır.

Bununla birlikte AKP artık muhafazakâr kanadın tek alternatifi değil. Pek çok yerde Saadet Partisi, geçmiş seçimlerde AKP’ye giden oyların önemli kısmını alacaktır.

Hüda-Par Türkiye genelinde parti olarak yarışsa da Diyarbakır ve Batman’dan gösterdiği bağımsız adayları meclise sokma planı yapıyor. Bunun gerçekleşip gerçekleşmeyeceği bir yandan Hüda-Par’ın son üç yıldır yoğunlaştığı örgütlenme gücünün neticesine, diğer yandan ise HDP’nin baraj altında kalıp kalmamasına bağlı.

Bana sorarsanız, Hüda-Par, cumhurbaşkanlığı seçiminde Cumhur İttifakı’na desteğini ilan ederek bir nevi bindiği dalı kesmiş oldu. Erdoğan’ı kendi ideolojik algıları çerçevesinde ehven-i şer olarak görüyor olabilirler ama bu kararla Hüda-Par, Kürtler arasında bağımsız bir politik aktör olma şansını yitirdi ve Türk İslamcılığının periferisinde küçük bir iktidara razı oldu.

Son olarak dile getirmem gerekiyor ki muhafazakâr Kürtler ve HDP çelişkisi yaratılmaya çalışılıyor. Bu bir safsatadan ve kara propagandadan ibarettir. Elbette HDP’ye oy vermeyen Kürtler vardır ve bazı Kürtler hiçbir koşulda HDP’ye oy vermeyecektir. Bunun nedenini öğrenmek isteyenler kolonyal güçlerin din, etnisite ve sınıf temelinde yürüttüğü politikalara bakmalıdır.

Değilse HDP seçmeninin önemli bir kısmı, en az HDP’ye oy vermeyen Kürtler kadar dindardır. Buna rağmen ısrarla muhafazakâr Kürtler ve HDP çelişkisini vurgulayan çevrelerin amacı tespit yapmak değil, manipülasyon yoluyla politik menfaat elde etmektir. Benim kanaatime göre bu çelişki 7 Haziran 2015 seçimleri itibariyle ortadan kalkmış oldu.

Elbette HDP’nin dindar seçmenine yönelik detaylı analizler yapması, yüzlerce farklı cemaat, dernek, tarikat ve sohbet çevresi etrafında örgütlenmiş dindar Kürtleri daha yakından tanıması ve onlarla doğrudan diyalog yollarını güçlendirmesi gerekir. Bunun için de ciddi bir çaba gösterdiklerini, gösterdikleri adaylardan ve geliştirdikleri söylemlerden görmekteyiz.

Cumhurbaşkanlığı seçiminde ikinci tura kalınması durumunda adaylar Kürt sorununu daha çok dillendirecek gibi. Kürtler bu seçimin ana aktörü müdür?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinin ikinci tura kalması muhtemeldir. Ama seçimin ikinci tura kalması durumunda Kürtler’in bu seçimin ana aktörüne dönüşeceği ihtimale yer bırakmayacak kadar berrak ve nettir. Cumhur İttifakı’nın yönettiği bütün imkân ve kaynaklara rağmen yüzde 50 + 1’i almakta zorlandığı aşikâr.

Sandığa giren oy, girdiği şekliyle çıkarsa cumhurbaşkanlığı seçimi ikinci tura kalır; çok açık ve net. İkinci tura kalınması durumunda, Demirtaş’ın cumhurbaşkanı yardımcılığına gelmesi HDP’nin diğer partilerle asgari pazarlık noktası olmalıdır. Bu aşamada da Cumhurbaşkanlığına giden yol Edirne F Tipi’nden geçecektir demek abartı olmaz.

Sizce tutuklu bir aday seçmen üzerinde yeterince etkili olabilir mi?

HDP’nin de havuz medyasından sesini kitlelere ulaştırması imkânsız. Bu nedenle HDP’nin gerçek anlamda sine-i millete dönmesi, Demirtaş’ın vakti zamanında dediği gibi eski sevgiliyi ikna etmesi, her HDP gönüllüsünün aktifleşip kendi eşini, dostunu, akrabasını ikna etmesi zorunlu ve etkili tek seçenek gibi görünüyor.

Nitekim Demirtaş da zindandan bunu farketmiş ki seçim kampanyasını kadınlara ve gençlere emanet ettiğini söylüyor her defasında.

MEHMET KURT / PORTRE

1982 Mardin doğumlu. Dicle Üniversitesi’nde İlahiyat okudu, Selçuk Üniversitesi’nde Sosyolojisi doktorası yaptı.

2011-2013 yılları arasında Yale Üniversitesi Antropoloji Bölümü’nde çalıştı ve burada Kürtçe dersleri verdi. Bingöl Üniversitesi’nde öğretim üyeliği yaptı. İngiliz Akademisi Newton Yüksek burslusu olarak Queen Mary Londra Üniversitesi Hukuk Fakültesinde çalıştı. Halen Manchester Üniversitesi Sosyal Bilimler Fakültesi’nde araştırmacı olarak çalışıyor.

Çalışma alanlarını politik İslam, Kürt meselesi, Sivil toplum ve insan hakları oluşturuyor. Din, Şiddet ve Aidiyet: Türkiye’de Hizbullah (İletişim Yayınları, 2015) kitabının yazarı.