K24 ÖZEL - Rewşan Çeliker: Müziğin dili; bizzat onun ruhudur

Müziğin dili denilince akla “lisan” gelmemesi gerektiğini söyleyen Kürt müzisyen Rewşan Çeliker, “Hâlbuki müziğin dili; bizzat onun ruhudur, matematiğidir, tasarımıdır, sizin ona verdiğiniz manadır” diyor.
author_image Kurdistan24 -Türkçe

Adem Özgür

Müziğin dili denilince akla “lisan” gelmemesi gerektiğini söyleyen Kürt müzisyen Rewşan Çeliker, “Hâlbuki müziğin dili; bizzat onun ruhudur, matematiğidir, tasarımıdır, sizin ona verdiğiniz manadır” diyor.

Rewşan Çeliker’in “Ax Lê Wesê” albümü, geçtiğimiz şubat ayında Digitalent Productions (Los Angeles) etiketiyle dijital platformlarda yerini almıştı. Albümde 5 Kürtçe, 3 de Ermenice eser bulunuyor.

4 farklı enstrüman çalabilen ve 11 dilde şarkı söyleyen Çeliker, 13 yaşına kadar Tatvan’da yaşıyor ve çocukluk yıllarından itibaren müzikle ilgilenmeye başlıyor.

Kürt müziğinde yeni arayışların numunelerini görmenin mümkün olduğunu söyleyen Çeliker, “Sayısı az da olsa özgün işler ortaya çıkaran Kürt müziği sanatçılarına odaklanmakta, bu üretimlerin kıymetini bilmekte fayda görüyorum” diyor.

K24’ün soruları ve Rewşan Çeliker’in verdiği yanıtlar…

Son zamanlarda en çok dinlenilen Kürt müzisyenleri arasındasınız. Üstelik tanınmış isimler, şarkılarınızla ilgili çok olumlu şeyler yazıyor. Ne hissediyorsunuz?

Farklı bir his, söylediğin şarkıların birilerinin kalbine temas ediyor olmasının ayrı bir güzelliği varmış. Aynı zamanda kaygı uyandıran bir tarafı da var. Kendi iç dünyanızdan fışkıran, kimi zaman hissettiğiniz, kimi zaman hayal ettiğiniz durumları dile getirmeye çalışıyorsunuz, sonra da acaba insanlar ne hissedecek, sevecekler mi bilmiyorsunuz.

Heyecanlı bir süreç, aynı zamanda daha çok çalışmak gerektiğini hissediyorsunuz, bazen insanların sizi tanımladıkları yer, kendi iç âleminizde kendinizi bildiğiniz yerle örtüşmeyebiliyor, o vakit iki tarafı nasıl birbirine yakınlaştırabilirim gayretine giriyorsunuz.

Farklı dillerde şarkı söylemek ve enstrüman çalmak nasıl bir motivasyon gerektiriyor?

İkisi bambaşka şeyler, enstrüman çalmak büyük disiplin gerektiriyor, merak, emek ve sabır istiyor, başka enstrümanlara da meyliniz varsa, temel müzik bilgilerinizi zamanla başka sazlara da uyarlayabiliyorsunuz, tabi kas hafızasının oluşması zaman alıyor, ben keman-viyola çalıyorum, ukulele ise şu dönem heves ettiğim ve öğrenmeye çalıştığım bir enstrüman.

Kürtçe ve Ermenice şarkılar söylüyorum, Kürtçe anadilim ve ziyadesiyle beslendiğim dil, ona en yakın müzik olarak da Ermeniceyi buluyorum, bu iki dilde kullanılan enstrümanlar, melodik yapılar ve formların birbirine benzerliği de bizi ortak bir müzikal yapıya doğru götürüyor. Daha önce birlikte müzik yaptığım Horizon grubunda Anadolu ve Mezopotamya dillerinden pek çok şarkı düzenledik ve konserlerimizde seslendirdik, şuan daha çok Kürtçe ve Ermenice dillerine odaklanmış durumdayım. 

Ax Lê Wesê isimli ilk albümünüzde farklı dillerde şarkılar var. Müziğin dili hakkında neler söyleyebilirsiniz?

Albümde beş Kürtçe, üç de Ermenice şarkı yer almakta. Müziğin dili denince genellikle “lisan” anlamındaki dil akla geliyor, hâlbuki müziğin dili; bizzat onun ruhudur, matematiğidir, tasarımıdır, sizin ona verdiğiniz manadır. Yine de yaşanılan çağ, coğrafya, folklor ve bireysel tercihlere bağlı olarak ele aldığınızda müziğe ve onun diline yaklaşımın önemli farklılıklar gösterebildiği durumlar sözkonusu.

Örneğin çağdaş Batı müziğinde ortaya çıkan çok farklı müzik akımlarının yanında, gittikçe daha fazla insanın ulaşabildiği farklı kültürlere ait yerel müzikler de varlıklarını tüm dünyaya duyuruyor. Bu bağlamda; müziğin dilini tek bir açıdan ele almak yerine, farklı açılardan (sosyolojik,  psikolojik, akustik, politik, teknik, ekonomik vb.) irdelemek daha yerine olacaktır. Tabi tüm bu yaklaşımların  müzikologlar veya müzik teorisyenleri tarafından araştırılıp değerlendirilmesi daha yerinde olacaktır. Bize düşen ise; sanat ve kültürün birleştirici rolünün unutulmaması gerektiğini, sanatın ve müziğin dilinin evrensel olduğunu her seferinde hatırlatmak.

Thedeor W. Adorno, sanatın daha önce yapılmamış olanı ifade ettiğini söyler. Oysa Kürt müziği birbirini tekrar ediyor gibi. Kürt müziğinin içinde bulunduğu durumu nasıl değerlendirebilirsiniz?

Her kültür içinde bulunduğu atmosfer ve toplumsal koşullar içinde açılır, serpilir ve gelişir. Pek çok zorlukla, yasakla karşılaşmış olan Kürt müziği için yeni arayışların numunelerini görmek mümkün elbette, örneğin müziğin söz yazarlığı kısmına ağırlık verenler var şu dönemde, ama geleneksel müziğin mirasını çok iyi taşıyan ve bunu yeni kuşaklara da sevdiren sanatçılarımız da var. Sanatçı Aynur Doğan yakın zamanda bir Amerika turnesi gerçekleştirdi, sanırım hala da devam ediyor. Türkiye’de ise milyonların dinlediği sanatçılar dünya standartlarında çok az festivalde veya sahnede yer alabilmekte. Bu bağlamda sayısı az da olsa özgün işler ortaya çıkaran Kürt müziği sanatçılarına odaklanmakta, bu üretimlerin kıymetini bilmekte fayda görüyorum. 

Batı müziği ile Kürt müziğinin harmonisinden oluşan bir tarz oluştu. Açıkçası, bu tarzın çok çabuk kabul gördüğünü söylemek gerekiyor. Sizce de Kürt müziğinin yeniliğe ihtiyacı yok mu?

Dünya müziklerinin birbiriyle olan etkileşimi, sandığımızın da ötesinde aslında. Batılı pek çok sanatçı veya müzik topluluğu doğu enstrümanları ve müzikal formlarıyla aranjelerini gerçekleştirdiklerinde, genellikle kendi bulundukları toplumda yeni bir soluk olarak benimsenebiliyorlar. Çok farklı disiplinlerden veya tarzlardan gelen sanatçılar ortak bir sahnede düet yapabiliyor. Bu bağlamda bu topraklarda da dünya müziklerini de dinleyen, yenilikleri takip eden çok iyi bir jenerasyon var. Kürt müziğinin de batı müziği sentezlerini anlamaya ve yorumlamaya dair meylini bundan bağımsız düşünmemek gerekir.

Müziğin geleneği korumasında ve geliştirmesinde bir etkisinin olduğunu söyleyebilir miyiz?

Bu konuyu müzikologlarla veya sosyologlarla konuşmak yerinde olacaktır, konu hakkında literatürde oldukça geniş kaynaklar ve iyi kuramcılar var. Yine de burada birkaç şey söylemek gerekirse; müzik kendi içinde sözü, coğrafyayı, şiiri, bitkiyi, güzeli, aşkı, bir zamanlar olan biteni ve aynı zamanda bugünkü hallerimizi kendi kalbinde barındırıyor.

Kadın sözlü geleneği üzerine yaptığım “Dengên Bakûr” adlı müzik programında Iğdır’da tanıştığım 90 yaşındaki bir kadından bir şarkı dinlemiştim, şarkıda; o coğrafyaya ne zaman cemre düştüğünden, nesli bugün tükenmiş olan bir kuş türünden söz ediyordu. Dolayısıyla müzik aynı zamanda bir dönemin aynası gibi geleneğin algılanmasında ve dönüştürülmesinde en büyük güçlerden biri kanaatimce. Bu bağlamda müzik geleneği koruma ve geliştirme rolünü ziyadesiyle yerine getirmekte, lakin bu gücü sanatçının nasıl algıladığı ve değerlendirdiği ise başka bir konu. 

Yerelden evrenselliğe Kürt müziğini nasıl değerlendirebilirsiniz?

Herkesin dilinin, kültürünün, yemeklerinin ayrı bir güzelliği vardır. Kendi bölgesini daha çok benimseme sadece müzikal etkileşim ile sınırlı değildir, köyün bir atmosferi vardır mesela, kadınlarının ses tonu, konuşma ritmi, düğünleri, cenaze ayinleri, kavak ağaçları, çocuk oyunları... Dolayısıyla kendi bölge kültürünü sevmek, kendi evini, kendi yatağını sevmek kadar doğal bir durum, yeter ki bir diğerini hor görmeye, kibre, küstahlığa dönüşmesin.

Evrensellik ise çok tuzak bir kavram kanaatimce. Kimi zaman ‘yerel’in küçümsenip, ‘global’in yüceltildiği bir zihniyete doğru götürebiliyor bizi. Estetiği olan eserin kendi içinde bir dili var zaten. O dili anlamaya çalışma gayreti bizi birbirimize yakınlaştırır, bu dünyanın his âleminin bir parçası yapar. Zannımca eserle temas eden  ve seven bireyin ise buna aşinalığıdır evrensellik.

Kürt müziği için de durum aynı, yaratılan eser ve dinleyicisi arasındaki etkileşim ve his birlikteliği ne kadar güçlü asıl buna bakmak gerekir. Kürt müziği geçmişten bugüne hikâyelerini, destanlarını ve meramını yazılı kaynaklarla değil, dengbêjler ve kolektif bir bellekle geleceğe aktarabilmiştir. Dolayısıyla Kürt müziği, evrensellik bağlamında; dinleyicisiyle çok güçlü bağlar kurabilme ve onu bir bellek taşıyıcısına dönüştürme gücüne ziyadesiyle sahiptir.

Yeni çalışmalarınız neler?

Şubat 2018’de performans kayıtlarımızdan oluşan Ax Lê Wesê albümümüzü dijital platformlarda paylaştık, albümü olabildiğince konserler vasıtasıyla dinleyicilerimizle buluşturmak niyetindeyiz. Aynı zamanda yeni albüm projesi yolda, uzunca bir sure yeni albüm çalışmasına odaklanacağız.

REWŞAN ÇELİKER / PORTRE

Bitlis’in Tatvan ilçesinde dünyaya gelen sanatçı Rewşan Çeliker, 13 yaşına kadar burada yaşamını sürdürdü. Aynı yıllarda şarkı söylemeye, gitar ve bağlama gibi farklı enstrümanlarla ilgilenmeye başlayan Çeliker, lise eğitimini Mersin’de bitirdi. Lisans eğitimi boyunca keman, yaratıcı drama ve tiyatro eğitimleri alan sanatçı, Ankara Üniversitesi Psikolojik Danışmanlık ve Rehberlik Bölümü’nden mezun oldu. İstanbul Pera Güzel Sanatlar keman-viyola alanında müzik ve armoni eğitimi alan Rewşan Çeliker, birçok üniversitenin oda ve caz orkestralarında çaldı. Kurucuları arasında bulunduğu İstanbul Film Müzikleri Orkestrası’nda (İFMO) ise birçok başarılı konsere imza attı.

2017 yılında Bahçeşehir Üniversitesi Oyunculuk Yüksek Lisansından mezun oldu, tezini “Sokak deneyimi bağlamında Edith Piaf ve müzikal tiyatro” üzerine yazdı.