İran - Akdeniz Koridoru: Şengal Çıkmazı

İran - Akdeniz Koridoru: Şengal Çıkmazı
İran - Akdeniz Koridoru: Şengal Çıkmazı

Ağustos 2014’ten beri Şengal ve çevresinde devam eden PKK varlığıyla ilgili ABD hükümeti ilk defa geçen ay resmi beyanlarda bulundu ve örgütün Kürdistan Hükümeti’nin talep ettiği çerçeve içinde bölgeden çekilmesi gerektiğini vurguladı. Benzer açıklamaları yakın zamanda Kürdistan Hükümeti’nin de yapmış olması, Erbil ile Washington arasında Şengal’deki fiili durum üzerinde bir anlaşmaya varıldığının da işareti olarak görülüyor. Her ne kadar Kürdistan Hükümeti’nin PKK ve Şengal konusundaki açıklamaları yeni olmasalar da, ABD hükümeti için Irak ve Suriye’de IŞİD’e karşı savaşan yerel güçler hakkında bu kadar sert açıklamalar yapılması savaşın başlangıcından beri bir ilk. Bu hususta PKK ve Erbil arasında devam eden gerginlikler kadar PKK’nin Şii milis örgütlerle ortaklaşarak İran’dan Suriye’nin kıyı bölgelerine ulaşacak bir koridor açmaya çalıştığı iddiası da ABD’nin kararında etkili olmuş gibi görünüyor.

İran’dan başlayarak Irak’ın kuzeyi ve Suriye’de Kürt denetimindeki bölgelerden Akdeniz’e kadar ulaşacak güvenli bir ikmal koridoru oluşturma projesi Irak’ta yeni gündeme gelmiş bir konu değil. Irak topraklarının üçte birinden biraz fazlasını IŞİD’in 2014’te ele geçirmesiyle başlayan süreçte Suriye ve Irak’ın ortak güvenlik projelerini hayata geçirebilmeleri için bir çok defa ikmal koridorları oluşturma fikirleri ortaya atıldı. Bunların başında elbette ki Bağdat’tan Suriye’nin içlerine ulaşan en kısa yollar olan Felluce - Rutbe ve Felluce - El-Qaim hatları gelmekteydi. Fakat, baskın Sünni Arap popülasyonun uzun vadede operasyonel güvenliği tehdit ettiği Anbar, Humus ve Deyr Ez-Zor illeri bu projelerin hayata geçirilemeden rafa kalkmasına, ve dolayısıyla İran-destekli Şii milis güçlerin uzun vadede korunabilecek güvenli hatları Musul operasyonu sonrasına ertelemelerine sebep oldu.

Anlaşılacağı üzere, Irak ve Suriye arasındaki 599 kilometrelik sınırın büyük kısmı Irak’tan başlayarak Akdeniz’e ulaşabilecek koridorlara Irak’ın kuzeyinden çok daha az coğrafi engellerle ev sahipliği yapabilme potansiyeline sahip. Lakin, önce El-Kaide daha sonra da IŞİD savaşlarının öğrettiği derslerin başında Irak’ta Anbar, Suriye’de ise Humus ve Deyr Ez-Zor bölgelerinin Sünni-Arap muhalifler ve İslamist örgütlenmelerin taban bulabildikleri ve bölgesel koşullarla bağıntılı olarak alan hakimiyetlerini güncelleyebilecekleri riskli bölgeler olduğu geliyor. Dolayısıyla da kısa vadede Suriye ve Irak orduları tarafından kontrol edilebilir olmaları durumunda dahi, bu bölgeler orta ve uzun vadede güvenli ikmal hatları açılabilmesi için ideal görünmüyorlar. Bu aşılması güç operasyonel risk faktörü, Irak’ta hakim olunması görece daha kolay olan Beyci-Musul hattının, Suriye’de ise PYD’in kontrol ettiği bölgelerin uzun vadeli güvenli hatlar oluşturabilmek tek alternatif olarak öne çıkmalarına sebep oluyor.

Durum Irak ve Suriye için stabil ve güvenli ikmal hatları açmakla sınırlı olsa da İran için daha geniş bir stratejik algıya da tekabül ediyor. Irak ve Akdeniz arasında güvenli bir koridor açma projesi her ne kadar yerelde Sünni-Arap muhalefete karşı yapılacak etkili bir hamle ve uluslararası ilişkilerde İran’ın stratejik konumlanışını güçlendirecek bir adım olsa da, halihazırda bir ABD müttefiki olan PYD ile, lojistik sebeplerden ötürü, çok yakın bir dirsek temasını da gerektirmekte. Çünkü, Suriye’deki Sünni-Arap muhalefetin ve terör örgütlerinin tehdit ettiği bölgelerin dışında kalacak bir koridorun kıyı şeridine ulaşabilmesi ancak bu koridorun Irak’taki Baac’a ya da Şengal üzerinden Suriye’nin Haseke iline bağlanmasıyla mümkün. Açıkçası, PYD’nin bu koridor projesine ne kadar dahil ediliğini henüz bilmiyoruz. Ama PKK’nin PYD kontrolündeki bölgelerden geçerek girdiği Şengal’de ABD’nin sert muhalefetine karşın kalmakta ısrar etmesi Irak-Akdeniz koridoru projesinde payı olduğu iddialarını güçlendiriyor. Bu durumdan tek rahatsız olanın Kürdistan Hükümeti ve Türkiye olduğunu düşünmek ise oldukça yanıltıcı, zira en az bu iki yönetim kadar Irak’taki El-Abadi hükümeti de Şii milis örgütlerin devlet otoritesine karşı koyacak güce varmış olmalarından endişeli. Sadece bunu Ankara ve Erbil kadar sesli dile getiremiyor.

İran destekli Şii örgütlerin Irak-Suriye sınırına doğru hamleler yapma çabaları aslında Ekim 2015’e, Tikrit’in kuzeybatısındaki Beyci’nin IŞİD’den geri alınmasına kadar uzanıyor. Irak ordusunun ABD’nin havadan destek vermeyi kabul ettiği bir kaç Şii milis örgütle ortaklaşarak Beyci’yi ikinci defa IŞİD’den geri almasından sonra, uluslararası koalisyonun komuta mekanizmasının tamamen dışında kalarak, Şii milis gruplar Musul’un güneydoğusundaki Eş-Şirkat bölgesine yığınaklar yapmaya başladılar. Ekim 2016’da Musul operasyonunun başlamasıyla birlikte ise aynı gruplar (kimilerine göre beklenmedik bir şekilde) operasyona eş zamanlı bir manevra ile Eş-Şirkat ve Telafer arasındaki hattı büyük ölçüde kontrol altına almayı başardılar. Şii milislerin operasyonu devam ederken, PKK ve PKK’ye bağlı YBŞ gibi örgütler Şengal’in güneybatısında küçük çaplı operasyonlarla hakimiyet alanlarını sınır hattına doğru genişletmek için hameleler yapsalar da koalisyonun hava desteği olmadan yeterince ilerleme kaydetmeyi başaramadılar. Bu bölgedeki geçiş hatlarının son durumunun henüz ne olacağı belli değil, fakat Şii milislerin Musul operasyonunun ikinci ayağının sonuçlanmasından sonra Suriye sınırına doğru yeni bir hamle yapmaları da muhtemel görünüyor.

Tüm bu aktörler karmaşası içinde PYD ve bileşenleri ABD’nin Suriye stratejisinde halen en sağlam ayağı oluşturuyorlar. Lakin ABD ve koalisyonun bölgesel siyaseti Suriye ve IŞİD ile sınırlı değil. Başkan Donald Trump yönetiminin İran’ın bölgedeki yayılmacı siyasetine karşı somut adımlar atması neredeyse an meselesiyken Irak’taki Şii milislerin bu çerçevenin dışında bırakılmaları pek olası görünmüyor. Hal böyleyken, Şengal denkleminde PKK’nin tutumunun Suriye’de PYD’nin ABD koalisyonu ile ilişkilerini kısa ve orta vadede etkileyebilecek bir potansiyeli de yaratabileceği düşünülebilir.

 

  • kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.