Sünni Kürdistan

Sünni Kürdistan
Sünni Kürdistan

 

Êzîdiler Kürt değildir” ve “Aleviler ve Kürtler” gibi söylemlerin Kürdistan’daki ulusal kimliğe direkt ve endirekt etkileri şu an için Kürt siyasi ve entelektüel çevreleri tarafından tartışmaya açılmış değil. Genel yapısı itibariyle seküler olan Kürt kimliğinden inanç eksenli alt-kimliklerin dışlanmasının neticelerinin sadece bu inançları taşıyanlar için ve yerel düzeyde olacağını düşünmek ise siyasetin kimliklere yapabileceği müdahaleleri küçümsemek anlamına gelir. Oysa ki, bu söylemlerin tercümelerinin toplumun geneline ilettiği mesajlar sadece Êzîdî ve Alevi Kürtler ile ilgili değildir.

 

Kimlik sadece sizin kendinizi nasıl tanımladığınızla ilişkili değildir. Nasıl tanımlandığınız yani dışarıdan algılanışınız da en az kendinizi algılayışınız kadar kimliğinize etki eder. Kürdistan özelinde Kürt kimliği tartışması yapabilmek için bu kimliği tartışanların teorik yaklaşımlarına da göz atmak gerekir. Irak’taki genel demografik yapı çoğunlukla üç ana kimlik sayılarak tanımlanır: Şii, Sünni ve Kürt. Çok benzer bir şekilde, genel bir tanım yapılırken İran için Şii kategorisi Fars ve Azerileri tanımlarken, çoğunlukla Sünni olan Kürtler her iki mezhepsel tanımın da dışında tutularak anılırlar. Suriye’deki demografik yapı anlatılırken en az Irak’taki kadar kesin bir biçimde Kürt kimliği Nusayri ve Sünni kategorilerinin tersine etnik çerçevesiyle anılır. Türkiye’de durum biraz daha karmaşık olmasına rağmen ne Alevi ne de Sünni tek başına Kürtleri tanımlamaya yetmez. Etnik öğesi sayılmadan yazılan “Alevi” çoğunlukla bu inancın Kürt olmayan mensuplarını işaret eder. Türkiye’nin demografik yapısı tartışılırken tek başına Sünni ya da Alevi demek kafi gelmez. İster istemez bir başka kategori olarak “Kürt Alevi” denmesi gerekir ki zaten mevcut bilimsel literatürün neredeyse tamamı bu tanımı kullanır. Bu kategorik tanımlar havuzunun en belirgin özelliği Kürt kimliğinin Kürdistan’daki inanç ve mezhepler ile ifade edilmiyor oluşudur. IŞİD ve El-Kaide gibi Selefi-İslamist örgütlenmeler dahi kendi literatürlerinde çok nadiren ulusal ve etnik isimlere yer vermelerine karşın mesajlarının doğru anlaşılabilmesi için Arapça Kürt’ün çoğulu olan Ekrad diyerek Kürtlerden söz etmeye mecbur kalmışlardır.

 

Dini ve mezhepsel kategorilerin Kürt kimliğini tek başına ya da ihtiva ederek tanımlayamıyor olmaları modern Kürt kimliğinin etnik ve ulusal esaslara dayanarak inşa edilmesinden kaynaklandığı gibi, Sünni ve Şii terimlerinin politik çoğunluğa haiz Arap, Fars ve Türk toplumlarıyla özdeşleşmiş olmalarıyla da ilgilidir. Daha kısa bir deyişle, Kürt kimliği Sünni ya da Şii bir kimlik değildir. Ne Kürtler tarafından ne de Kürdistan’ı tartışanlar tarafından böyle algılanmamıştır. Bu yazının konuları arasında olmamakla beraber, modern Kürdistan tarihinde siyasal İslam hareketlerinin hiçbir dönemde başat rol oynayamamış olmaları Kürt kimliğinin bu etno-politik algısıyla çok yakından ilişkilidir. Kürt kimliğinin inanç ve mezhep ötesi bir kategoriye denk geldiği algısı Kürt hareketlerini eksiksiz olarak seküler mekanizmalarla işletmiş ve Kürtlerin kimlikleriyle olan ilişkilerinin etnik ve politik düzlemde kalmasını sağlamıştır. Çeçenler, Beluciler ve Filistinliler gibi bölgenin diğer siyasi azınlıklar ele alındığında ulusal hareketlerin köktendinci hareketlere ne denli hızlı dönüşebiliyor olduğu daha net görülebilir. Kürdistan, tamamı itibariyle, bu açıdan şanslıdır ve muhtemelen de olağan dışı gelişmeler olmadığı sürece de Kürt siyasetinin genel yapısı seküler kalmaya devam edecektir.

 

Her ne kadar Kürt kimliğinin kendi politik içeriğinden ve dışarıdan algılanış biçiminden gelen baskın bir seküler/etnik yapısı olsa da iletişim çağında kimliklerle oynamak sanıldığı kadar zor bir durum değildir. Alt-kimliklerin pragmatik saiklerle Kürt ulusal kimliğinden soyutlanması çabası lokal neticeler verecekleri zannedilse de dört devlete yayılmış bir ulusun tüm kimlik kodlarını da bozabilir. Bir önceki paragrafta bahsettiğim “olağan dışı gelişmeler” tam da bu pragmatik saiklere denk gelmektedirler. Dini azınlıkların yerelde siyasal çoğunluk olabilmeleri ve bu çerçeveyle de Kürt siyasi hareketleri arasındaki çekişmelerde kullanılmaları tüm Kürdistan için kimlik krizleri yaratacaktır. Ekseriyeti güney Kürdistan’da yaşayan Êzîdî Kürtlerin siyasi bir çekişmede koz olabilmeleri için Kürt ulusal kimliğinden dışlanmaları da böyle bir durumdur.

 

Hiç kuşkusuz, Êzîdî Kürtlerin Kürt olmadıkları iddiası yeni değildir. Stratejik önemi herkes için çok olan Şengal ve civarının Kürt siyasi hareketinden soyutlanabilmesi için bu iddia sayısız defalar dile getirilmiş, yayınlara konu yapılmış ve hatta bir dönem devrik diktatör Saddam’ın resmi siyasetinin bir parçası dahi olmuştur. Nitekim, PKK’nin bir dönem öne çıkardığı “Şengal Kantonu” gibi projelere Irak hükümetinin, İran’ın ve en az Irak kadar güçlü bir aktör olan Şii milislerin açık ve doğrudan destek vermelerinin arkasında da böyle bir siyasi adımın Êzîdî Kürtleri genel olarak Kürt kimliğinden soyutlayabilecek potansiyele sahip olduğunun bilinmesi bulunur. Kimin gerçekten Kürt olup olmadığı tartışması bu sorunla uzaktan yakından ilgili değildir zira tartışmanın yaşanmasına sebep olan siyasi aktörler olan PKK, Irak, Şii milisler ve İran’ın hiçbiri Êzîdî değildir. Mevcut tartışmaya şöyle ya da böyle dahil edilen Êzîdî Kürtler ise bu dört aktörün hiyerarşik yapısı içinde dahil olmuşlardır. Daha özcesi, Kürdistan’ın kimlik kodlarını değiştirilebilecek bir tartışma tamamen siyasi saiklerle ve tartışmanın özneleri dışlanarak yapılmaktadır.

 

Êzîdîler Kürt değildir” tartışması sadece Êzîdî Kürtleri ilgilendiren bir konu değildir. Alevileri, Êzîdîleri ve Zerdüştileri siyasi amaçlarla Kürt kimliğinden uzaklaştırma çabasının hesaplanmamış neticelerinden biri Kürt kimliğini Sünnilik ile özdeşleştirmek olacaktır. Nitekim, Türkiye’de bu özdeşleştirmeyi Kürt siyasi hareketinin bizzat kendisi Alevi Kürtleri genel Kürt kimliğinden dışlayarak yapmıştır. Bu hareket, tüm beyannamelerinde, “Kürtler ve Aleviler” diye iki ayrı kategori kullanır ki bu söylemin tercümesi Kürtlerin Sünni olduğudur. Bu siyasetin bir kopyası bugün Şengal’de “Êzîdiler ve Kürtler” söylemiyle devam etmektedir ki bu söylemin de Kürdistan’a verdiği mesaj Kürtlerin ancak Sünni Müslüman oldukları mesajıdır. Êzîdîlere ayrı bir etnik kimlik kazandırarak siyasi bir koz olarak kullanma çabası esasında bütün Kürdistan’a telaffuz edilmeyen bir Sünnilik mesajı vermektedir.

 

Ulusal kimlikler inşa edilirler ve inşa edilen her yapı gibi değiştirilmeye ve yıkılmaya müsaittirler. Modern fikirlerin uluslar yarattığı dönemlerde topluluklara aidiyet mesajı okullarla, mahkemelerle, gazetelerle ve kitaplarla iletilir; bu nedenle de kimliklerin inşası da değiştirilmesi de uzun zamanlara yayılan süreçlere tekabül ederdi. İletişim teknolojileri çağında kimliklerle ilgili dağıtılan bilgilerin direkt ya da endirekt yollarla edinilmesi kontrolsüz bir hıza ulaşmış durumda. Bu hızın doğru analiz edilmediği durumlarda toplumların kimlik kodlarına yapacağı müdahalenin neticeleri çok yıkıcı olabilir. Êzîdî ve Alevi Kürtleri pragmatik saiklerle genel Kürt kimliğinden dışlamanın neticesi “Sünni Kürdistan” yaratmak olacaktır ki bu algının benimsenmesi ve Sünniliğin sınırlarına çekilecek Kürt kimliğinin siyasal İslam’a doğru yol alması iletişim çağında tahmin edilemeyecek kadar kısa bir sürede cereyan edebilir.

 

  • kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.