Kerkük’e Kürdistan Bayrağı ve Bağımsızlık Referandumu

Kerkük’e Kürdistan Bayrağı ve Bağımsızlık Referandumu
Kerkük’e Kürdistan Bayrağı ve Bağımsızlık Referandumu

Kerkük’teki resmi kurumlara Irak bayrağının yanında Kürdistan bayrağının da asılması, Federal Irak Hükümeti’nden daha çok İran ve Türkiye gibi bölge ülkeleri ile bunların periferisinde hareket eden grupların tepkisine neden oldu. Bu devletlerin tepkisine dayanak ettikleri en önemli neden, Kerkük’ün farklı etnik grup ve topluluklardan oluşan kültürel ve demografik yapısının bozulmasından ziyade, siyasal ve ekonomik nedenlere dayanır. Kerkük’te bulunan petrol ve gaz rezervleri, hem bölge hem de batı ülkeleri enerji pazarları için çok büyük bir önem arzetmektedir. Ayrıca kurulacak bağımsız bir Kürdistan devletinin Kerkük’ü de içine alarak güçlü bir ekonomik ve siyasi merkeze dönüşmesi, bölge ülkelerinin uykusunu kaçırmaktadır. Çünkü her birinin kendi içerisinde devasa bir Kürt-ulus sorunu vardır.

 

Peki Kürtlerin Kerkük üzerinde hak iddia etmesinin tarihsel ve kültürel dayanağı nedir? Kerkük’te sadece Kürtler mi yaşar? 20. yüzyılın ilk çeyreğinde şekillenen bugünkü siyasi harita, buna bağlı olarak kurulan hükümetler ve rejimler, ne oranda kültürel ve ulusal farklılıkları temsil etmişler, bu farklılıklardan kaynaklı sorunlara ne kadar çözüm üretebilmişler? Bu tür soruların cevaplarını aradığımızda, kısaca da olsa bu konuda son yüzyılda yaşananları hatırlatmak, sorunların daha doğru anlaşılmasına ve aklıselim bir yaklaşıma katkıda bulunabilir.

 

Kerkük, genel olarak birçok tarihsel kaynakta bir Kürt şehri olarak tanıtılmaktadır. Ancak Kürtlerin yanı sıra Kerkük’te Arap, Türkmen, Asuri-Keldani-Suryani, Yahudi ve Ermeniler de yaşamaktadır. Osmanlı döneminde Şehrezor Eyaleti’nin merkezi olan Kerkük, 1879 yılında Musul vilayeti teşekkül ettiğinde, Osmanlı yönetiminin tasarrufuyla eyalet merkezi Kerkük’ten Musul’a nakledilir. Şemsettin Samî, Kamûsu’l-Alâm adlı ansiklopedik eserinde Kerkük ile ilgili şunları söylemektedir: “Kerkük, Kürdistan’a bağlı Musul vilayeti içinde yer almaktadır. Nüfusun dörtte üçü Kürtlerden, geriye kalanı da Türk, Arap ve diğer milletlerden oluşmaktadır.”

 

1921 yılında İngiltere’nin himayesinde Melik Faysal’ın başına getirildiği Irak devleti kuruldu. Kürtler de İngilizlerin petrol endeksli Arap yanlısı siyasetine karşı, Şeyh Mahmut Berzenci liderliğinde Süleymaniye merkezli Kürt hükümetini ilan etti. Ancak Kürt hükümeti İngilizler tarafından tanınmadı, aralıklarla İngilizler ve Kürtler arasında süren çatışmalar sonucunda Şeyh Mahmut yakalanıp sürgüne gönderildi ve Kürt hükümetine de son verildi. 1925 yılında Kerkük’ün de dahil edildiği Musul vilayeti uluslararası bir kararla  Irak devletine bağlandı. Irak mandater devleti olan İngiltere, Musul vilayetini yeni Irak devletine bağlamasıyla birlikte Irak’ın; “Kürtlerin kendi şehirlerini yönetecek idarecilerin Kürt asıllı olması ve değişik alanlarda hizmet veren müesseselerde Kürtçenin resmi dil olması” gibi isteklerini yerine getirme şartına bağlamıştı. Fakat sonradan kurulan Irak hükümetleri kendilerine yüklenen bu görevleri yerine getirmediler ve ardı sıra gelen Irak hükümetleri, özellikle Kürdistan coğrafyasında Araplaştırma siyasetini uygulamaya başladılar. Irak hükümetlerinin uyguladıkları Araplaştırma siyasetinden en büyük payı Kerkük almıştır.

 

Özellikle 1963’ten itibaren art arda gelen Irak hükümetleri, Irak’ın öteki illerinden Kürt olmayan onbinlerce insanı Kerkük vilayetine işçi, memur, esnaf ve sanatkâr olarak yerleştirdiler. Özellikle 1963 yılından itibaren çeşitli idari değişikliklerle Kerkük’ü Kürtlerden arındırma projesi hızlandırıldı; Kürtlerin çoğunlukta olduğu idarî birimler Kerkük vilayetinden ayırıştırılarak diğer vilayetlere bağladı. Temmuz 1968 yılında Baas Partisi’nin bir darbeyle tekrar iktidara gelmesinden sonra, Kerkük’ün demografik yapısını değiştirme politikası, daha geniş ve planlı bir şekilde uygulanmaya başlandı.

 

11 Mart 1970 otonomi antlaşmasını takip eden üç-dört yıllık süreçte kısmi bir rahatlama olduysa da, 1968’de iktidara gelen Baas rejimi, Araplaştırma politikasını 2003’te devrilene kadar aralıksız bir şekilde sürdürdü.

 

1970’te Arap ve Kürt tarafının imzaladığı “Muhtariyet” anlaşmasında da Kerkük’ün statüsü, ertelenen bir sorun olarak kaldı ancak Mustafa Barzani liderliğindeki Kürt yönetimi hiçbir şekilde Kerkük’ten vazgeçmedi ve muhtariyet anlaşmasının bozulmasının en önemli nedenlerinden biri de Kerkük meselesiydi. Tıpkı bugün Federal Irak Anayasası’nın 140. maddesinde belirtildiği gibi o zaman da çözümü dört yıl sonraya ertelenen bir sorun olarak askıda kaldı.

 

2003 yılında Irak Baas rejiminin yıkılmasından sonra, 2005 yılında yapılan referandumla kabul edilen yeni Federal Irak Anayasası’nın 140. maddesine göre Kerkük, ihtilaflı vilayetlerden biri olarak kabul edildi. Federal Irak Anayasası’nın 140. maddesinde başta Kerkük olmak üzere ihtilaflı bölgelerin nihai statüsü, en geç 31 Aralık 2007 tarihine kadar orada yaşayan halkın iradesine başvurularak referandumla belirleneceği yazılmıştır.

 

2007 yılından bu yana Kürdistan yönetimi, anayasanın 140. maddesinin uygulanması için defalarca girişimde bulundu, her seferinde Bağdat Arap yönetim çeşitli vesilelerle 140. maddenin uygulanmasını erteledi ve özünde de uygulamak istemedi. Bunun yanı sıra bir de vilayet bütçesini keserek orada yaşayan halkı ve yönetimi cezalandırdı. Aynı zamanda 2014’teki DAİŞ saldırılarında Musul’u koruyamadıkları gibi Kerkük’ü de savunamadılar. Kerkük ve civarı Kürdistan Peşmergeleri tarafından savunuldu ve DAİŞ’in buraya girmesi engellendi.

 

Kerkük’ün tarihi bir Kürdistan şehri ve nüfus çoğunluğunun da Kürt olması nedeniyle İl Meclisi’nde Kürtler çoğunluğu oluşturuyor. 41 üyeden oluşan Kerkük İl Meclisi, 28 Mart 2017 tarihinde yapılan meclis toplantısında, 26 Kürt üyenin oy birliğiyle Kerkük’teki resmi kuruluşlara Irak bayrağının yanı sıra Kürdistan bayrağının da asılması kararını aldı. Meclisin bazı Türkmen ve Arap üyeleri ise toplantıyı protesto ederek oylamaya katılmadılar.Kerkük İl Meclisi’nin bu gecikmeli kararı, Bağdat Arap yönetiminin uygulamayı istemediği Anayasanın 140. maddesinin fiili uygulamasını sağlamıştır. Bu karar, aynı zamanda Kerkük’te yaşayan bütün kültürel toplulukların geleceğini güvence altına almaktadır. Bu karar tarihsel gerçekliğin ve hakkın tecellisidir, meşrudur, hukukidir ve desteklenmelidir. Türkmen, Arap, Aşuri-Keldani temsilcilerin önemli bir kesimi de hem bayrak kararını ve hem de bağımsızlık referandumunu destekleyeceklerine dair açıklamalarda bulundular.

 

Bağımsızlık Referandumu

Kerkük’teki resmi kurumlara Kürdistan bayrağının asılmasından rahatsız olanlar aynı şekilde Kürdistan’da yapılacak “bağımsızlık referandumu”na da karşı çıkıyorlar. Kendi Kaderini Tayin Hakkı, uluslararası anlaşmalarda ve hukukta kabul edilmiş en tabii haktır. Kürdistan’ın güneyinde federe bir statüde bulunan Kürtler de bu hakkını medeni ve barışçıl bir şekilde kullanmak istiyor. Irak Arap devletinden ayrılmak ya da boşanmak, Kürt ulusunun vereceği bir karardır. Birçoğunun nüfusu Kürdistan’ın bir şehrinden daha az olan yirmi iki buçuk Arap devletinin varlığını meşru görüp de Kürdistan’ın bağımsızlığına karşı çıkmak, ne hukuka ne insan haklarına ne dine ve ne de demokrasiye sığar. Nüfusu kırk milyondan fazla olan Kürtlerin Orta Doğu’da devletsiz olması, bu coğrafyada istikrarsızlığın devam etmesinin en önemli nedenlerinden biridir. Son yüzyıldaki siyasi durumu değerlendirdiğimizde, bugün Kürtlerin bağımsızlığa ve devletleşmeye en yakın olduğu dönemdir. Bölgede barış ve istikrarın egemen olmasını istiyorsak, Kürtlerin bağımsızlık ve devletleşme talepleri desteklenmelidir. Uluslararası kamuoyunda da olumlu bir destek mevcutken, Federe Kürdistan Yönetimi bu sürecin sulanmasına ve aşınmasına fırsat vermeden, en kısa sürede bağımsızlık referandumunu gerçekleştirmelidir.  

 

  • kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.