İdlib’ten sonrası

İdlib’ten sonrası
İdlib’ten sonrası

Suriye’de işler her geçen gün daha da karmaşıklaşıyor.

Alanda çok sayıda aktör var ve her bir aktör diğer aktörlerle -kısa bir zaman aralığında değişen- çoklu ilişkiler geliştiriyor.

Bugün için doğru olan yarın yanlışa dönüşebiliyor; iddialı öngörüler –daha mürekkebi kurumadan- boşa çıkabiliyor.

 

4 Nisan sabahına kadar Suriye’de ABD ve Rusya’nın üç temel noktada ortaklaştıkları söylenebilirdi:

 

  • Suriye’nin toprak bütünlüğü korunacak
  • Suriye daha adem-i merkezi bir modelle idare edilecek
  • Suriye’nin seküler-laik yapısına ihtimam gösterilecek

 

İki güç arasındaki en önemli münakaşa Esed’in kaderiydi. ABD, Suriye’nin geleceğinde Esed’e yer olmadığını bildiriyor ve bu da Rusya ile anlaşmazlığa düşmesine neden oluyordu. Zira Esed’i iktidarda tutan Rusya’ydı.

 

Ancak son dönemlerde ABD, bu konudaki çizgisinden de radikal bir şekilde saptı. Gerek Dışişleri Bakanı Rex Tillerson ve gerek ABD’nin Birleşmiş Millerler’deki (BM) Daimi Temsilcisi Nikki Haley “Esed’ın geleceğine Suriyelilerin karar vereceğini” ifade ettiler. ABD’nin yeni yönetimi, Suriye’de herkesin IŞİD’in mağlup edilmesine yoğunlaşmasını istiyordu. Dolayısıyla Esed’in iktidardan düşmesi artık bir öncelik teşkil etmiyordu. 

 

Kırmızı çizgi ihlali

 

ABD ve Rusya’nın hemfikir oldukları noktaların çoğalması aceleci bazı yorumlara yol açtı. Kimilerine göre artık ABD ve Rusya arasında Suriye’nin tanzimine dair bir mutabakat vardı. Fırat’ın doğusu ABD’nin Batısı ise Rusya’nın etki alanı olarak tayin edilmişti. Esed hakkındaki ihtilafın giderilmesiyle de Suriye’de yakın bir vakitte çözüm olabilirdi.

 

Ne var ki 4 Nisan sabahı bu analizleri sarsan bir katliam yaşandı. İdlib’e bağlı Han Şeyhun’a kimyasal bir saldırı yapıldı; 30’u çocuk 86 kişi tüyler ürpertici bir biçimde can verdi. ABD, saldırıdan Esed’i ve onun hamisi Rusya’yı sorumlu tuttu. ABD’nin BM Daimi Temsilcisi Haley, “Esed rejiminin kimyasal silahları kullandığına dair izleri hepimiz biliyoruz. Rusya’nın umurunda olması için daha kaç çocuğun ölmesi gerekiyor?” diye açıkça Rusya’yı adres gösterdi.   

 

Obama döneminde ABD, 2012 yılında kimyasal silah kullanımının kendileri için bir “kırmızı çizgi” olduğunu ve Esed’in kimyasal silahlara başvurması halinde Suriye’ye doğrudan müdahale edeceğini duyurmuştu. Esed, 2013’te Şam’ın Doğu Guta semtinde kimyasal silah kullanmış ve yüzlerce insanı zehirli gazlarla katletmişti. Gözler ABD’ye çevrilmiş ancak Obama yönetimi Suriye’ye karşı harekete geçmemişti.

 

2012 yılında Obama tarafından ABD hükûmetinin Özel Suriye Temsilcisi olarak atanan ve daha sonra istifa eden Frederik Hof, 2016’da Ceren Kenar ile yaptığı röportajda, Suriye rejiminin kimyasal silahların ilk defa Guta’da kullanmadığını açıklıyordu:

 

“Guta'daki saldırı ilk değildi. O saldırı muhtemelen Obama’nın kimyasal silah konusunda çektiği kırmızı çizginin belki de 12. ve 13. ihlaliydi. O ilk defa değildi yani. Ama bu çok geniş çevrelerce duyulan bir olaydı, çok büyük bir kıyımdı bu yüzden de  göz ardı edilemeyecek bir olay hâline gelmişti. Bu olay olduğunda aslında ben ABD’nin önemli bir askerî cevap vereceğinden emindim. Belki de Esad’ın tüm terör araçlarını açığa çıkaracak bir cevap, mesela hava gücü gibi, ağır silahları, Scud füzeleri gibi; yani kimyasal silah saldırılarında kullanılsın kullanılmasın Suriye’de sivillere ölüm ve yok oluş getiren tüm her şeyi. 21 Ağustos 2013’te bu saldırı gerçekleştiğinde ben ABD’nin bu şekilde bir askerî cevap vereceği yönünde güçlü bir bahse girerdim. Ve elbette bu iddiayı kaybetmiş olurdum...”[1]

 

Tek atımlık kurşun mu, ön haberci mi?

 

Han Şeyhun’dan sonra ABD, Hof’un beklentisine uyan bir tepki verdi. Trump, rejimin kimyasal saldırısından hemen sonra yaptığı açıklamada “Kırmızı çizgilerin ötesinde çok daha fazla çizginin aşıldığını, Esed’e yönelik bakışın kökten değiştiğini” söyledi ve hemen akabinde Humus yakınlarındaki Şayrat Hava Üssü’nü füzelerle vurdu. Türkiye, Suudi Arabistan, İsrail ve Avrupa Birliği ABD’ye tam destek sunarken, Rusya ve İran ise saldırıyı kınadı. Esed’in müttefikleri, saldırının “terörist grupları sevindirdiğini” söyleyerek ABD’ye karşı sert bir tavır takındılar. Karşılıklı demeçlerle tansiyon yükseldi.

 

ABD saldırısından sonra herkesin kafasında Suriye’nin istikbali ile ilintili iki temel soru belirdi: İlk soru, ABD’nin saldırıları devam edip etmeyeceğiydi. Acaba Şayrat, tek atımlık bir kurşunu mu simgeliyordu, yoksa ardı sıra gelecek saldırıların bir ön habercisi miydi? 

 

ABD yönetimden bu konuya ilişkin kafa karıştıran sesler duyuldu. Pentagon, saldırının bir kereye mahsus olarak yapıldığını açıkladı. Haley ise, gerek duyulduğu zaman saldırıların tekrarlanacağını söyledi. Beyaz Saray Sözcüsü Sean Spicer ise en önemli hedeflerinin “Esad’ın kimyasal silah kullanmaması” olduğunu belirtti. Dolayısıyla Suriye rejimi yeni bir kimyasal saldırı yapmadığı müddetçe Trump yönetiminin bu tür bir müdahale için pek istekli davranmayacağı söylenebilir.

 

İkinci soru ise, bu saldırının ABD yönetimde Esed’e ilişkin gerçek bir politika değişimine tekabül edip etmediğiydi. Acaba, ABD Suriye’de Esed’i bütünüyle gözden çıkarmış mıydı? Artık tamamen Esed’siz bir Suriye mi tahayyül ediyordu? Bu soruya da birbirini nakzeden cevaplar verildi. Önce Esed var olduğu sürece Suriye’de bir çözümün olanaksız olduğu dillendirildi. Esed ile işbirliğinin mümkün olmadığı ve onun kesinlikle gitmesi gerektiği söylendi. Lakin daha sonra bu keskin dilden dönüldü, Esed’e karşı daha yumuşak bir dil kullanıldı. Nitekim ABC Televizyonuna verdiği son mülakatta “Kendileri için önceliğin IŞİD ile mücadele ve IŞİD’i yenmek olduğunu” vurgulayan Tillerson, “Esed hakkındaki kararın daha sonra Suriye halkı tarafından verilebileceğini” belirtti.

 

Gel-gitli politika

 

Şayrat saldırısı ABD yönetimine güncel bazı kazanımlar sağladı. Ülkesinde gerek kadrosunun oluşumu ve gerek bazı politik tercihleri nedeniyle çok sıkıntıda olan Trump, hem Cumhuriyetçilerin hem de Demokratların desteğini kazanarak biraz nefes aldı. Dünya kamuoyu da ilk kez bu kadar yaygın bir şekilde Trump’ın arkasında yer aldı.

 

ABD, saldırı öncesinde Rusya’yı haberdar etti. Rusya da Suriye’yi bilgilendirdi. Askeri üs boşaltıldı, kayıp asgariye indirildi. Ancak zaten ABD’nin gayesi büyük bir askeri başarı elde etmek değildi. Saldırı, askeri olmaktan ziyade, siyasi bir mesaj taşıyordu. Sınırlı olsa da kaba gücüne müracaat eden ABD, Suriye’nin dizaynının salt Rusya ve İran’a bırakılmayacağını ve bundan böyle sahada daha aktif olacağını göstermek istedi.

 

Kuşkusuz bu kazanımlar ABD için önem taşır. Ancak yine de bu hal, ABD’nin hâlihazırda Suriye’de bütünlüklü ve istikrarlı bir politik hat inşa ettiğine delalet etmez. Suriye’de ABD’nin yapıp ettiklerine bakıldığında bir hususu tespit etmek mümkün: ABD, IŞID’in yenilgiye uğratılması için kararlı ve bütün ilgisini buraya hasretmiş durumda. Tamam, bunda bir şüphe yok.  

 

Peki, Suriye’nin nasıl düzenleneceği ve yeni düzene geçilirken Esed’e hangi rolün biçileceği hakkında ABD’nin nihai bir kararı var mı? Görünen o ki, yok. Nihai bir kararı olmadığı için yönetim kademesi sürekli zikzak yapıyor. Bir gün Esed’in üstüne keskin bir çizik atılırken, ertesi gün Esed’e bir süre daha koltuğunda oturması için hayat öpücüğü veriliyor.

 

Eldeki veriler bu gel-gitlerin bir vakit daha süreceğine işaret ediyor. Dolayısıyla Suriye pilavı, İdlib’teki vahşetten sonra da, daha çok su kaldıracağa benziyor.   

 

[1] Ceren Kenar; “Esad neden kimyasal silah kullanıyor?”

Serbestiyet, http://serbestiyet.com/yazarlar/ceren-kenar/esad-neden-kimyasal-silah-kullaniyor-779057

 

  • kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.