Vahap Coşkun
Writer
Kürdistan'ı tehdit etmek
KDP ile PKK arasında gerilimi giderek tırmanıyor. Bugünlerde KDP ve PKK başlıca iki konu üzerinde anlaşamıyor: Birincisi, Şengal’dir. Hikâyeye biraz geriye sararak bakmakta fayda var. IŞİD, 2014’te Kobani’ye saldırdı. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), IŞİD’e karşı Kobani’yi savunmak için hazır olduğunu bildirdi. KBY, IŞİD’in saldırısını püskürtmek için ağır silahlarla ve mümkün olduğunca fazla sayıda peşmergeyle Kobani’ye yardım etmeyi istiyordu. PKK/PYD ile müzakereler yapıldı. PKK/PYD, hem mühimmatın ve hem de peşmerge sayısının sınırlı tutulmasını talep etti. Onların kabul ettiği şekilde peşmerge güçleri Kobani’ye gitti. IŞİD kuşatması kırıldı, Kobani IŞİD belasından kurtarıldı. Peşmerge, kendisine verilen vazifesini tamamladıktan sonra KBY topraklarına geri döndü.
IŞİD, daha sonra Kürdistan’a saldırdı. Ezidilere karşı, dünya kamuoyunu ayağa kaldıran katliamlara girişti. PKK, Şengal’deki Ezidileri korumak için IŞİD’e karşı mücadele etti. Peşmergenin, PKK’nin ve koalisyon güçlerinin müdahalesiyle IŞİD, Şengal’den çıkarıldı. KYB, PKK’ye teşekkür etti. Normalde, PKK’nin IŞİD çıkartıldıktan sonra Şengal’den ayrılması gerekiyordu. KBY de bunu bekliyordu. Ancak PKK, KBY’nin çağrılarına kulaklarını tıkadı ve Şengal’i terk etmeyeceğini açıkladı. O vakitler PKK yöneticileri, artık Kürdistan’ın Erbil’den idare edilemeyeceğini ve KBY sınırları içinde de kantonal yönetimler kuracaklarını ifade ettiler.
Devleti mahkûm etmek
KDP ve PKK arasındaki ikinci anlaşmazlık noktası, bağımsızlık referandumudur. KBY, 2017 içinde bağımsızlık için halkın önüne sandık koymaya hazırlanıyor. Bunun için içte partiler arasında genel bir uzlaşma sağlandı. KDP ile KYB ortak bir komisyon kurdu. Dışta ise yoğun bir lobi faaliyeti sürdürülüyor. Olası bir referandumun uluslararası çevrelerde kabulünü sağlamak için dünyanın birçok başkenti ziyaret ediliyor. Bağımsızlığın alt yapısı güçlendirilmeye çalışılıyor. Mesela, peşmergenin profesyonel bir orduya dönüşümü hızlandırılıyor.
Lakin PKK bu gelişmelerden rahatsızlık duyuyor. PKK yönetimi “devlet” kavramının ideolojik olarak mahkûm edilmesi gerektiğini belirtiyor. Nitekim PKK’nin üst düzey yöneticilerinden Mustafa Karasu, kısa bir süre önce, Kürtlerin bağımsız bir devlet kurmak yerine sosyalizm için çaba göstermeleri gerektiğini vurgulayan bir yazı yazdı.
“Devlete karşı çıkmadan sosyalistlik yapılamaz” diyen Karasu, PKK’nin gelecek tasavvurunu şu sözlerle özetliyor: “Bir daha vurgulayalım, artık devletsiz, patronsuz, ağasız, ‘karısız’, ‘kocasız’ bir dünyayı düşünmenin zamanıdır. Devletsiz yönetim, patronsuz, ağasız bir ekonomik yaşam, ‘karısız’, ‘kocasız’ özgür eş yaşam gerçekleştirilebilir. Artık egemenlerin bu konuda yarattıkları ideolojik egemenlikleri yıkmak, özgür düşünmek, bu temelde neolitik toplumdan bugüne var olan demokratik uygarlığı demokratik topluma dayandırarak yeniden güncelleştirmenin zamanıdır.”
PKK, KYB’den ve bilhassa KDP’den gerek devlete ve gerek topluma bakışta farklı bir noktada durduğunu her seferinde hassaten vurguluyor. Buradan hareketle de KBY’nin “bağımsız devlet” yolunda attığı her adımı “gerici” olarak nitelendiriyor. Devlete karşı olmayı ve müphem bir konfederal anlayışı savunmayı ise “ilerici” olmanın nişanı sayıyor.
Muhayyel konfederalizm ve muhtemel Kürdistan
Peki, Kürt kamuoyu bu iki anlaşmazlık alanı hakkında ne düşünüyor? Bağımsızlık referandumundan başlayalım. Bana göre, Kürtlerin tamamına yakını KBY’nin bağımsızlık yolunda ilerlemesinden memnun oluyorlar. Her daim çok uzakta görülen ihtimalin ufukta belirmesi karşısında insanlar heyecanlanıyorlar. Bir yol kazasının olmamasını diliyorlar. Kürt siyasi gruplarından birlik içinde bu süreci sonuna kadar götürmelerini talep ediyorlar.
Tüm bunların PKK’nin çekirdek tabanı için de geçerlidir. Herhalde PKK’ye destek veren kitlelerin, KBY’nin bağımsızlığından hoşnutsuzluk duydukları iddia edilmez. Diğer Kürtler gibi PKK’liler de, doğal olarak, “Neolitik toplumdan bugüne var olan demokratik uygarlığı demokratik topluma dayandırarak yeniden güncelleştirmek” gibi ne anlama geldiği belirsiz bir laf kalabalığını değil, sınırları belli bir toprak parçasını ve kuralları açık bir yönetimi tercih eder.
Bu çerçevede PKK’nin kendi tabanındaki hissiyatla da ters düştüğünü söylemek mümkün. Zira muhayyel bir konfederalizm adına muhtemel bir Kürdistan’a takoz koymak, herhangi bir Kürdün kabul edeceği bir davranış olmaz. O halde sorulabilir, PKK neden böyle davranıyor? Herhalde cevap, mevcut konjonktürde PKK’yi tabanının değil bölgesel ittifaklarının yönlendirdiğidir. PKK bugün Tahran’la, Bağdat’la ve Şam’la kurduğu ilişki ağına tabanındaki hissiyattan daha büyük bir anlam atfediyor. Bu sebeple tabanın arzusu hilafına da olsa bir rota belirliyor ve şimdi farklı düşünse de zamanla elde edilecek kazanımlarla tabanını kendi çizgisine çekeceğini düşünüyor.
“İkinci Kandil”
Şengal’e gelince; görebildiğim kadarıyla burada PKK tabanında farklı yaklaşımlar söz konusu. Kimi stratejik bir önem taşımasından ötürü PKK’nin Şengal’de diretmesini haklı buluyor. Kimi de, bütün ağırlığın Rojava’ya verilmesi gerektiğinden bahisle PKK’nin Şengal’den çıkmasının doğru olacağını söylüyor.
PKK dışındaki Kürtlerin çok büyük bir kısmı ise, PKK, Şengal’i terk etmesi yönünde tavır koyuyor. Bu tavrın altında yatan iki endişe var: Birincisi, PKK’nin Şengal ısrarının Kürtler içi bir çatışmaya zemin hazırlama potansiyelidir. İkincisi de, PKK’nin varlığının Şengal’i Türkiye’nin bir operasyon sahası haline getireceğidir.
Nitekim son günlerde yaşananlar bu endişelerin mesnetsiz olmadığını ortaya koydu. Türkiye, Şengal’in “ikinci bir Kandil” olmasına müsaade etmeyeceğini belirterek, Şengal’e bir hava saldırısı düzenledi. PKK kamplarını hedef alan saldırıda beş peşmerge de hayatını kaybetti. KDP, Türkiye’nin saldırısını “kabul edilemez” olarak nitelerken saldırıdan PKK’nin Şengal’deki varlığını sorumlu tuttu, bir kez daha PKK’nin bölgeden çıkması gerektiğini bildirdi.
PKK ise buna bir tehditle karşılık verdi. PKK yöneticilerinden Rıza Altun, Türkiye ile KDP arasında karanlık ve kirli ekonomik ilişkiler bulunduğunu belirtti ve Güney Kürdistan’ı bir savaş alanına çevireceklerini tehdidini savurdu. “KDP’nin TC ile ittifakı son derece açıktır… TC-KDP ittifakı böyle devam ederse karşılarında PKK’nin son açıklamasının gereğini göreceklerdir. Toplumsal muhalefet, ekonomik çıkarlarını sabote, siyasal ittifakları ve askeri mücadele boyutuyla büyük bir savaş ile karşı karşıya kalırlar.”
“Küçük meselelerle uğraşmayız”
Kürdistan Peşmerge Bakanlığı’nın bu tehdide yanıtı “Küçük şeylerle uğraşmayız” oldu. Bakanlık Sözcüsü Helgurd Hikmet, bu ifadelerin Altun’un şahsi görüşü olduğunu ve PKK’nin genel tavrını yansıtmadığını umut ettiklerini söyledi. Kürdistan’ın yasal resmi gücü olan peşmergenin elinde birçok olanağının bulunduğunu belirten Hikmet, “peşmergenin büyük meseleleri çözmeye çalıştığını ve bu tür küçük söylemlerle ilgilenmediğini” ifade etti.
Meselenin küçüklüğü veya büyüklüğü, tehdidin sahada bir gerçekliğinin olup olmadığı bir tarafa, asıl sorun PKK’nin Kürdistanı ekonomik ve askeri olarak tehdit etmesidir. Ne akıl kârıdır bu, ne de kabul edilebilir. Şurası açık: PKK’nin KBY’nin bağımsızlık yoluna taş koymaktan vazgeçmesi ve Şengal’den çıkması gerekiyor. Bunun yerine PKK, tutar da bölgesel ittifaklarının –bilhassa İran ile bağlantısının - bir sonucu olarak Kürdistan’a saldırırsa bunun altından kalkamaz.
- kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.