Vahap Coşkun
Writer
Alan Hâkimiyeti, Diplomatik Kazanç ve Sonrası
Uzun bir süredir beklenen Rakka Operasyonu başladı. Türkiye Başbakanı Binali Yıldırım, 2 Haziran’ı 3 Haziran’a bağlayan gece operasyonun başladığını ve ABD’nin Türkiye’yi operasyon hakkında bilgilendirdiğini açıkladı.
Operasyona dair akla ilk olarak “Acaba, operasyonun ne kadar sürer?” suali geliyor. Başlıca üç parametrenin dikkate alınması gerekiyor:
- Türkiye’nin El Bab Operasyonu altı ay sürdü. IŞİD karşıtı koalisyonun Irak merkezi hükümeti ve Kürdistan Bölgesel Yönetimi ile birlikte gerçekleştirdiği Musul Operasyonu ise bir yıldır devam ediyor.
- Rakka’nın IŞİD için ehemmiyeti büyük, burayı kaybetmesi halinde örgütün Suriye’de tutunması imkânsızlaşır. IŞİD, başkenti olarak bilinen Rakka’yı elinde tutmak adına kente ciddi bir yığınak yapmış durumda.
- Kent önemli bir sivil nüfusu barındırıyor. Sivillerin yoğunluğu, operasyonun hızla yürütülmesini güçleştiriyor.
Söz konusu parametreler dâhilinde düşünüldüğünde operasyonun uzun süreceği tahmin edilebilir. Fakat iki ihtimal daha var:
- IŞİD, kenti terk etme noktasında SDG/YPG ve ABD ile anlaşabilir. Nitekim kısa bir süre önce Rus yetkililer, SDG/YPG ile IŞİD’in anlaştığını, IŞİD’in konvoylar halinde Rakka’dan kaçtığını, ancak kendilerinin IŞİD konvoyunu bombaladıklarını açıkladı.
- IŞİD, Rakka’da bir başarı şansı olmadığını görüp –bir anlaşma olmadan da- güçlerini diğer merkezlerine kaydırmayı tercih edebilir. Bu takdirde operasyon düşünülenden daha önce sona erebilir.
Ezcümle operasyonun süresi sahadaki dinamiklere ve aktörlerin kararlarına bağlı olarak değişebilir. Ancak kesin olan, eninde sonunda, IŞİD’in Rakka’dan çıkarılacağıdır. Burada bir başka soru devreye giriyor: Rakka’dan sonra ne olacak?
Sahici aktör
ABD ve SGD/YPG ortaklığı Rakka’dan sonra muhtemelen Deyrizor’a yönelecek. IŞİD’e karşı mücadele SGD/YPG’ye iki avantaj sağlıyor: Bir, IŞİD’den arındırılan topraklarda fiili bir egemenlik tesis etmesini sağlıyor. Ve iki, baş düşman IŞİD’e karşı verilen savaş ve kazanılan zafer, bilhassa Batı dünyasında SGD/YPG’ye dönük sempati ve desteği büyütüyor.
Bu durum Suriye satrancında etkili bir değişimi doğuracağa benzer. O da şu: SGD/YPG şimdiye kadar sahada var ama diplomasi masasında yoktu. Suriye’nin kaderini tayin etmek için kurulan masalarda SGD/YPG’ye –şimdiye kadar- bir sandalye verilmedi. Lakin Rakka’dan sonra bu tablo büyük bir ihtimalle yeniden şekillenecek; SGD/YPG’nin alan hâkimiyeti ona diplomatik bir kazanç sağlayacak.
Bir başka ifadeyle, Suriye’nin akıbetinin konuşulacağı olası toplantılara bundan böyle SGD/YPG de davet edilecek ve yeni masada/masalarda ona da yer açılacak. Zira SGD/YPG, Suriye’de hatırı sayılı bir alanı kontrol ediyor. Batılı ülkeler ile direkt ilişkiler kuruyor, ABD ve Rusya gibi iki büyük gücün desteğini arkasında buluyor ve meşrulaşma sürecinde hızla yol alıyor. Gerek askeri gerek diplomatik alanda giderek güç kazanan bir aktörün, siyasi süreçten dışlanması ve kenarda tutulması, sahadaki gerçekliğe uygun düşmez.
Türkiye: “Mutlak” karşıtlıktan “koşullu” karşıtlığa
Türkiye, Rakka’nın SGD/YPG eliyle alınmasına şiddetle karşıydı. ABD’ye SGD/YPG’yi kapsamayan; Türkiye, ABD ve Özgür Suriye Ordusu (ÖSO) kuvvetlerinin işbirliğinde icra edilecek alternatif bir plan sundu. Ancak ABD bunu gerçekçi bulmayarak reddetti ve beklendiği üzere operasyonu SGD/YPG ile yapmayı tercih etti.
Türkiye, ilk başlarda son derece sert bir dil kullanıyordu. ABD’nin SDG/YPG’yi silahla donatmasının ve Türkiye yerine onlarla operasyon yapmasının kabul edilemeyeceğini belirtiyordu. Hatta medyaya, gelişmelerin Türkiye’nin istediğinin aksi yönde seyretmesi halinde, YPG’nin kontrol ettiği bölgelere “dört koldan girileceği” ve “ordunun bunun için gerekli bütün hazırlıkları” tamamladığı şeklinde bilgiler sızdırılıyordu. Böylelikle Türkiye’nin “mutlak karşıt” pozisyonu ele güne gösteriliyordu.
Ancak Erdoğan’ın Trump ile yaptığı görüşmeden sonra bu görüntü farklılaştı. ABD, Türkiye’ye iki noktada güvence verdi. Buna göre, Türkiye SDG/YPG’ye verilen silahlar hakkında bilgilendirilecek ve bu silahlar asla Türkiye’ye karşı kullanılmayacaktı. Keza operasyonun hitamının akabinde SGD/YPG Rakka’ya yerleşmeyecek, orada demografiye uygun bir yönetim kurulacaktı.
Çetrefil Ortadoğu imtihanı
ABD tarafından verilen bu sözlere dair şüpheleri olsa da ortaya çıkan yeni durum Türkiye’nin siyasi pozisyonu değiştirdi. Sert dil peyderpey yumuşadı. Türkiye, artık Suriye’den kendisine yönelik bir saldırı olduğunda müdahale edeceğini söylemeye başladı. Yani müdahaleyi bir koşula bağladı. Normalde bu koşul gerçekleşmez; SGD/YPG’den Türkiye’ye karşı bir saldırı yapılmaz. Dolayısıyla stabil bir durumdan söz edilebilir.
Mevcut stabil halin ileri bir noktaya taşınıp taşınmayacağını aktörlerin bundan sonraki siyasi tavırları belirleyecek. Türkiye, Suriye’deki bütün hamlelerinin SDG/PYD karşıtı bir anlayışla yaptı. Fakat bunun çok işlevsel olmadığı görüldü. Diğer taraftan post-IŞİD döneminde SDG/YPG’nin de hem Türkiye hem de Suriye’deki diğer Kürt gruplarla yeni bir diyalog zemini oluşturma mecburiyeti var.
Hülasa şartlar bütün tarafları politikalarını sürekli güncellemeye ve yeni bir perspektif geliştirmeye zorluyor; her gün daha bir çetrefilleşen Ortadoğu imtihanından çakmadan çıkmanın başka yolu yok.
- kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.