De Facto’dan De Jure’ye

De Facto’dan De Jure’ye
De Facto’dan De Jure’ye

Nihayet belli oldu; Irak Kürdistanı’nda siyasi partiler arasında bağımsızlık referandumu yapılması noktasında bir mutabakata varıldı ve referandumun 25 Eylül 2017’de yapılmasına karar verildi.

 

Referandum uzun bir süredir Kürdistan’ın temel gündem maddelerinde biriydi. Kürdistan Bölgesel Yönetimi her fırsatta bağımsızlık için 2017 içinde halkın önüne bir sandık konulacağını belirtiyordu. Ancak kesin bir tarih konulmuş değildi.

 

Tartışmanın uzamasının iki yönlü etkisi vardı: Bir taraftan fikri demliyor ve şartların olgunlaşmasını sağlıyordu. Ama diğer taraftan ise halktaki heyecanı törpülüyordu. Hakkında çok konuşulmasına rağmen somut bir adım atılmadıkça gerçekten bir referandumun yapılıp yapılmayacağına dair şüpheler artıyordu. Eğer biraz daha gecikilecek olsa halkın beslediği inanç daha da zayıflayabilir ve referandumdan beklenen fayda sağlanmayabilirdi. 

 

TARİHİN DÖNÜM NOKTASI

 

Referandum için tarihin saptanmış olması hem bu şüpheleri izale etti hem de –sadece Irak Kürdistanı’ndaki Kürtler arasında değil- dünyadaki bütün Kürtler arasında bir heyecan dalgası yarattı. Kararın tarihi olduğuna şüphe yok; Kürtler bir dönüm noktasındalar ve 25 Eylül’de çıkacak netice bundan sonraki rotalarını da çizecek. Referandum kararı üç açıdan büyük bir önem taşıyor: 

 

İlki, Kürdistan’da siyaset çok parçalı bir yapı arz ediyordu. En hayati mesele olarak görülen bağımsızlığa dair de farklı pozisyonlar vardı. Partilerin hemen hepsini bağımsızlığı savunduğunu söylemek mümkündü, mutlak bağımsızlık karşıtı olarak nitelendirilebilecek parti yoktu. Ancak yöntem ve zamanlama konusunda ayrışan görüşler mevcuttu. Bazı partiler, daha fazla karışıklığa sebebiyet vereceğinden bahisle referandum önerisine uzak duruyor, bunun vakti olmadığını düşünüyordu.

 

İki unsur, referandumla alakalı bu siyasi ayrılığı zayıflattı: Biri, bölgede zamanın çok hızlı akması ve hadiselerin peşi sıra vuku bulmasıydı. IŞİD’in Kürdistan’a saldırması, Bağdat’ın Erbil’e anayasadan kaynaklanan payını göndermekten kaçınması, Kerkük meselesinin patlaması gibi olaylar her aktörün fikrinin gözden geçirmesine vesile oldu.

 

Diğeri ise, halktaki güçlü bağımsızlık arzusuydu. Partilerin tavanından azade olarak toplumda bağımsızlık talep eden güçlü bir irade vardı. Herhangi bir siyasetçinin bu iradenin karşısında konumlanması düşünülemezdi. Halktaki bu irade siyasi partileri de ortak bir zemine çekti, onları işbirliği yapmaya mecbur kıldı. Dolayısıyla başka konularda devam eden siyasi ayrılık referandum mevzu bahis olduğunda yerini siyasi birliğe bıraktı.

 

TARTIŞMALI BÖLGELERİN KADERİ

 

İkincisi, 2005 yılında kabul edilen Irak Anayasasının 140. Maddesi, Irak merkezi hükümeti ile Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) arasında ihtilaflı olan bölgeleri düzenler. Anayasaya göre, tartışmalı bölgelerde vatandaşların iradesini belirlemek için önce bir normalizasyon süreci yaşanacak, ardından nüfus sayımı ve halk oylaması yapılacaktı. Halkın tercihine göre de bu bölgeler ya Bağdat’a ya da Erbil’e bağlanacaktı.

 

Ancak bu hüküm yürürlüğe konulmadı; tartışmalı bölgelerin idaresinde kimin söz sahibi olduğu henüz açıklığa kavuşturulmuş değil. 25 Eylül, bu müphem hale son verilmesi bakımından da son derece mühim. Zira referandum salt KBY’nin fiili ve hukuki hâkim olduğu topraklarla sınırlı olmayacak, tartışmalı bölgeler de referandumda oy kullanacak.

 

25 Eylül’de çıkacak sonuç, hem bu bölgelerin kaderinin tayininde hem de Kürdistan’ın sınırlarının tespitinde bir veri olacak. Bu itibarla KBY, bu bölgelere özel bir önem atfetmeli. Gerek katılımın gerek kabul oranının yüksek çıkması için ilave bir gayret sarf etmeli.

 

ELİ GÜÇLÜ TUTMAK

 

Üçüncüsü, referandumun KBY’nin uluslararası arenada elini güçlendiren bir kart işlevi görecek olmasıdır. Muhtemelen KBY, halk oylamasından çıktıktan sonra aceleci bir siyaset izlemez. Mesela, yangından mal kaçırırcasına hemen bir bağımsızlık ilanına gitmez. Zira bağımsızlık ilan etmek bir sorun değildir; sorun, yapılan ilanın hukuki ve fiili tanınırlığını sağlamaktır. Yönetim de bunu sağlamak adına hem bölgesel hem de küresel dengeleri gözetecektir. Çeşitli düzeylerdeki güç odaklarının karara karşı tepkilerini değerlendirecek, uluslararası camiadan gerekli desteği görmeye çalışacaktır. Nihai adımı, ilanın sahada bir karşılığı olduğunu gördüğü anda atacaktır.

 

Lakin o vakit gelinceye kadar kat edilmesi gereken epey bir yol var. 25 Eylül, bu zorlu yolda hayati duraklardan biri. O gün bağımsızlık yönünde tecelli edecek güçlü bir karar, yönetimin elini rahatlatır. Talebin meşruluğuna dayanak olur. Başta Irak merkezi hükümeti olmak üzere bölge ülkeleri ile yapılacak müzakerelerde ve uluslararası alandaki diplomatik faaliyetlerde hareket alanını genişletir. Bir masaya oturulduğunda çıtayı yüksekte tutarak pazarlığa girmesini sağlar. 

 

GÖLGE DÜŞÜRMEMEK

 

Bu çerçevede KBY’nin birçok mesuliyeti var. Yönetim, referandum için hem içerde hem de dışarıda ciddi bir hazırlık yapmalı. Özgür bir propaganda ortamı sağlamalı. Katılımın mümkün olan en üst seviyeye çıkması için çalışmalı, altyapı eksiklikleri tamamlamalı, teknik bir aksamaya mahal vermemeli. Kredibilitesi yüksek uluslararası kuruluşlarının öncesi ve sonrasıyla halk oylaması sürecini gözetlemesini için gerekli koşulları yaratmalı, meşruiyetin debisini artırmalı. Bu büyük adımı akim bırakmak için sahneye konması muhtemel birtakım sabotaj ve provokasyon eylemlerini önlemek için güvenlik tedbirlerini almalı. Siyasi partiler tabanlarını diri tutmalı, sandığa gitmelerini temin etmeli.

 

Aslında Kürdistan Bölgesel Yönetimi, bir süredir de facto olarak bağımsızlığı tecrübe ediyordu. 25 Eylül, bu fiili halin hukuki bir kimlik kazanması için dönülecek bir viraj. Yönetimi, partileri, sivil toplumluyla bütün Kürdistan’ın de facto’dan de jure’ye geçişe ivme kazandıracak bu tarihi güne herhangi bir gölge düşmemesi için azami bir dikkat ve çaba göstermesi gerekiyor.

 

Elbette referandum kararı ulusal, bölgesel ve küresel boyut ihtiva ediyor. Tehdit ve fırsatlara kapı aralıyor. Keza meseleye tesir etme potansiyeli taşıyan irili-ufaklı birçok aktör var ve onların da tepkileri ve planları farklılaşıyor. Sonraki yazılarda bu hususları tartışmaya çalışacağız.

 

  • kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.