Vahap Coşkun
Writer
Geçmişin Ezberlerinin Şimdiye Bir Faydası Yok!
Musul’da IŞİD bir kilometrekarelik alana hapsedilmiş durumda. Şehrin IŞİD’den tamamen arındırılması an meselesi artık. Rakka’da ise ABD destekli YPG hızla ilerliyor. Amerikan Merkezi Kuvvetler Komutanlığı (CENTCOM), son olarak, YPG’nin şehre güneyden girdiğini, şehrin tarihi surlarını aştığını ve IŞİD’in köşeye sıkıştırılmaya başlandığını bildirdi.
Yani bilinen şekli ile IŞİD’in hem Irak’ta hem de Suriye’de sonuna yaklaşılıyor. Dolayısıyla bölgede iddia sahibi bütün güçler post-IŞİD dönemine hazırlanıyor. Herkes gibi Türkiye de menfaatlerini korumak ve gücünü tahkim etmek için pozisyon tayin etmeye çalışıyor.
Suriye ve Irak’taki gelişmeleri birbirinden yalıtık ele almak mümkün olmasa da Türkiye’nin ilgisi bugünlerde Suriye’ye odaklanmış halde. Suriye’ye dair Türkiye’nin resmi duruşunu Cumhurbaşkanı Erdoğan 23 Haziran’da Urfa’nın Akçakale İlçesinde vatandaşlara yaptığı konuşmada ortaya koydu:
“Suriye’nin kuzeyinde PYD bir gayretin içindeler, Akçakale’den sesleniyorum. Yanınızda kim olursa olsun, arkanızda kim olursa olsun, bilesiniz ki Türkiye Cumhuriyeti Devleti silahlı kuvvetleriyle, bütün imkânlarıyla Kuzey Suriye’de bir devlet kurulmasına asla müsaade etmeyecektir.”
YENİ SURİYE’NİN MÜHRÜ
Akla gelen ilk soru, yakın vadede Suriye’de bir Kürt devletinin kurulması ihtimalinin olup olmadığıdır. Buna cevap vermek için bölge üzerinde etkili olan güçlerin tavırlarına ve planlarına bakmak gerekir. İki ağır sıklet güç var burada: ABD ve Rusya. Gerek yetkililerinin ve gerek resmi/özel kuruluşlarının dile getirdiği gelecek perspektifleri, her iki ülkenin iki noktada birbirine yakın durduklarına işaret ediyor:
- Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması
- Suriye’de laik/seküler, demokratik ve adem-i merkezi bir devlet yapılanmasının inşası
Nitekim Rusya, Suriye için bu bakışın hakim olduğu bir anayasa taslağı hazırladı, kamuoyuna sundu, üzerinde fikri jimnastik yapılmasını sağladı. Dolayısıyla Suriye sahasında ABD ve Rusya arasında hem bir rekabet hem de bir uzlaşma var. Zira iki ülke, “yeni Suriye”ye kendi mühürlerini vurmak için hem kıyasıya bir mücadele veriyorlar hem de işlerin büsbütün rayından çıkmaması için “mevcut Suriye”nin sınırlarının muhafaza edilmesi gerektiğini düşünüyorlar.
TAHRAN’I ŞAM’DAN SAVUNMAK
Orta sıklet güçler olan İran ve Türkiye münasebetleri de benzer bir tablo sergiliyor. Türkiye’nin düşman bellediği Esed’in en büyük hamiliğini İran yapıyor. Ankara’nın Esed’i iktidardan düşürme çabalarına karşılık Tahran Esed’i korumak için resmi ve gayri-resmi bütün kozlarını sahaya sürmekte tereddüt etmiyor.
Bu açıdan bakıldığında Suriye resminde Türkiye ve İran’ın iki ayrı ucu temsil ettikleri söylenebilir. Lakin mevzuu sınırların değişmesi ihtimaline gelince her iki ülke de buna karşı çıkıyor. Kendi güvenliğinin Şam’dan başladığını düşünen Tahran, Şam’ı zayıf düşürecek her gelişmeyi kendisine tehdit addediyor. Ankara da bilhassa kendi sınırlarında bir Kürt devletinin kurulması halinde bunun kendi toprak bütünlüğünü de riske atacağından endişe ediyor. Netice itibariyle, rejime karşı hisleri karşıt olsa da her iki devlet Suriye’nin toprak bütünlüğüne dokunulmaması konusunda hem fikirler.
REJİMİN KENDİNİ KORUMA REFLEKSİ
Suriye’de bir devletten söz edildiğinde herkes ilkin PYD/YPG’ye dönüyor. Çünkü “devlet” olma potansiyeli taşıyan en mühim aktörün o olduğu düşünülüyor. ABD ve Rusya gibi iki büyük gücün elini arkasında bulan PYD/YPG’nin Avrupa’daki meşruiyet debisi de her geçen yükseliyor. Bu nedenle PYD/YPG’nin bu konudaki tutumu önemli.
Öteden beri PYD/YPG –defalarca- Eşbaşkanı Salih Müslim’in ağzından Suriye’de ayrı bir Kürt devleti hedeflemediklerini açıkladı. Bu görüşlerini değiştirdiklerine dair bir emareye rastlanmıyor. Halihazırda PYD, Suriye’nin parçalanmasını iyi bir fikir olarak görmüyor. Böyle bir gelişmenin Suriye’deki bütün halkları daha kötü bir duruma düşüreceğini belirtiyor. Federasyon talep ediyor, Suriye’nin birliğinin ancak demokratik bir federasyonla temin edilebileceğini savunuyor.
Velhasıl ortada Suriye’nin dağılmasını talep eden etkin bir güç bulunmuyor. Buna rejimin kendini koruma refleksini de eklemek icap ediyor. Bir ulus-devlet, ne kadar yapay sınırlara dayanırsa dayansın, bir kez oluşturulduktan ve belli bir dönem varlığını idame ettirdikten sonra içte ve dışta birtakım koruma mekanizmalarına sahip olur. Uluslararası camia ile ilişkiler kurar; içine girdiği ağın büyüklüğü ve güçlülüğüne bağlı olarak bazı teminatlar elde eder. İçte güvenliğine yatırım yapar; ordusunu ve polisini güçlendirir, silah envanterini büyütür. Böylece bir dirence sahip olur, bekasına yönelik bir tehdit algıladığında bütün tırnaklarını çıkartır, varını yoğunu ortaya dökerek sınırlarını muhafaza etmeye çalışır.
ÇOK AKTÖRLÜ VE ÇOK MERKEZLİ SURİYE
Tüm bu verilerden hareketle iki neticeye varılabilir: Birincisi, sınırların değişmesinin öyle kolay ve çabuk değiştirilebilir bir iş olmadığıdır. Bakın, Birinci Körfez Savaşı 1990’da başladı. Aradan otuz yıla yakın bir süre geçti ama sular durulmadı. Vakit içinde istikrarsızlık had safhaya çıksa da Irak halen ayakta.
Suriye’de ise iç savaş 2011’de başladı. Bugüne kadar yaşananlar Suriye’de hem rejimin hem de müttefiklerinin sınırlarının korunmasında son derece kararlı olduklarını gösterdi. Bu itibarla kısa bir sürede Suriye’de harita değişiminin olması ve yeni bir devletin boy göstermesi beklenmemeli.
İkincisi, Suriye’nin eski Suriye olmayacağıdır. Evet, Suriye bir bütün olarak yoluna devam edebilir ama bu eskinin ihyası anlamına gelmiyor. Artık Baas’ın demir yumruğuyla yönettiği tek merkezli Suriye’ye dönülemez.
Sahadaki güçler dengesi dikkate alındığında Suriye’nin yeni bir forma bürünmesi ve geçmişten farklı bir modelde örgütlenmesi kaçınılmaz gözüküyor. Muhtemelen yeni Suriye’de iktidar birçok merkeze bölüştürülecek, demografik dinamiklere bağlı olarak farklı yapılar oluşacak ve iktidar merkezleri birbirlerine gevşek bağlarla bağlanacaktır.
Türkiye de hesabını buna göre yapmalıdır. PYD dahil yarın Suriye’de söz sahibi olması muhtemel bütün güç odakları ile temas etmeli ve ilişki kurmalıdır. Aksi takdirde geçmişin ezberleri, şimdinin gerçeklerine cevap üretmeyecektir.
- kurdistan24.net/tr ’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.