Vahap Coşkun
Writer
Kartlar Açılırken
Kürdistan’da 25 Eylül’de yapılacak bağımsızlık referandumuna adım adım yaklaşılıyor.
Kürdistan’da 25 Eylül’de yapılacak bağımsızlık referandumuna adım adım yaklaşılıyor. Tarihi güne doğru süre kısalırken, bir taraftan hummalı bir hazırlık süreci işliyor diğer taraftan da içte ve dışta kartlar masaya sürülmeye başlanıyor. Siyasi aktörler ellerini açıyor ve tavırlarını netleştiriyorlar; kimi malumu ilan ediyor ve kendinden bekleneni yapıyor kimi de kendine yeni bir pozisyon seçiyor.
Geçen haftanın en önemli gelişmesi ABD Dışişleri Bakanı Tillerson’un, KBY Başkanı Mesud Barzani ile yaptığı görüşme oldu. Tillerson, Barzani ile telefonda yaptığı görüşmede, hem peşmergenin IŞİD ile mücadelede gösterdiği başarıdan duyduğu memnuniyeti dile ettirdi hem de Erbil’i Bağdat ile sorunlarını diplomatik yoldan çözme konusunda gösterdiği gayretten dolayı kutladı. Bununla birlikte Tillerson, Barzani’den 25 Eylül’de gerçekleştirilmesi planlanan referandumun ertelenmesini istedi.
Referandum karşıtı cephede memnuniyet yaratan bu açıklamaya ilişkin iki noktaya dikkat çekilebilir. Birincisi, ABD’nin Kürdistan’ın bağımsızlığına ilkesel bir karşıtlık sergilememesidir. Tillerson, referandumun toptan rafa kaldırılmasını veya bağımsızlığın tamamen gündemden düşürülmesini talep etmiş değildir.
“Kararı Kürt halkı verecek”
ABD’nin önceliği IŞİD ile yürütülen savaştır; bu savaşta kesin bir netice elde edilmeden KBY’nin bağımsızlık yönünde bir adım atmasını doğru bulmamaktadır. Zira böylesi bir gelişmenin, IŞİD’e odaklanmayı güçleştirmesinden ve IŞİD karşıtı mücadeleyi sekteye uğratmasından endişe duymaktadır. ABD’ye göre, bölgedeki istikrarı inşa çalışmalarına zarar verilmemesi için referandum ertelenmeli ve ileride daha uygun koşulların oluşması beklenmelidir. Hülasa, ABD’nin Kürdistan’ın bağımsızlığına mutlak bir karşıtlığı yoktur, sadece zamanlamaya dair kaygıları vardır.
İkincisi, ABD’nin bu isteğine KBY’nin verdiği cevaptır. KBY liderliği, referandum hakkında kararlı tutumunu muhafaza etti. Barzani görüşmede Tillerson’a, 25 Eylül’den geri adım atmayacaklarını ve Kürt halkının kararını vereceğini bildirdi. Barzani bu görüşmede el yükseltti ve referandumun ertelenme isteğinin karşısına bağımsızlık ilanını koydu. Ona göre, referandumdan ancak en kısa sürede bağımsızlığı ilan etmek şartıyla vazgeçilebilirdi ve doğrudan ilan edilecek bağımsızlığın da Birleşmiş Milletler tarafından tanınması gerekirdi.
Barzani’nin ardından Irak’ın eski Dışişleri Bakanı, KDP Politbüro Üyesi ve Yüksek Referandum Konseyi Üyesi Hoşyar Zebari de, ABD’nin talebine karşın referandum tarihinde bir değişikliğe gitmeyi düşünmediklerini açıkladı ve 25 Eylül’de referandumun yapılacağını bildirdi. Böylece KBY, dışa karşı referandum iradesinden taviz vermedi.
“Yasadışı referandum”
Lakin 25 Eylül’e dair tereddütlere salt dış aktörlerde rastlanmıyor. Ya da referandumun ertelenmesi isteğini sadece dış aktörler seslendirmiyor. İçeride de benzer görüşleri savunanlar var. Goran Hareketi bunların başında geliyor. Süleymaniye’deki parti merkezinde yapılan toplantıda bağımsızlık referandumunda alınacak tavrı belirleyen Goran, ABD gibi, referandumun ertelenmesini istedi. Goran’a göre; yasal, ekonomik, siyasi ve toplumsal zemine uygun olmayan bir vasatta alındığı için bağımsızlık referandumu kararının ertelenmesi gerekiyordu.
Goran açıklamasında, referandumun yasadışı olduğunu belirtenler de dâhil olmak üzere, çok sert ifadelere yer verdi: “Referandum, bağımsızlıktan önce atılan bir adımdır. Ancak 25 Eylül’de yapılması için alınan referandum kararı, özellikle tartışmalı bölgeler hususu başta olmak üzere (Kerkük ve 140. Maddeye giren bölgeler) mevcut siyasi, güvenlik, ekonomik ve toplumsal duruma uygun değildir, yasadışıdır ve konsensüs sağlanmadan alınmıştır. Bu yüzden referandum daha uygun bir zamana ertelenerek Meclis’e taşınmalıdır.”
25 Eylül, yalnızca dışta değil, Kürdistan’ın iç siyasetinde de dengeleri sarsmaya aday. Goran bu çıkışıyla çok büyük bir siyasi risk aldı. Zira Kürdistan siyasetinde Goran’ın yıldızını parlatan husus, KBY’nin yönetim sistemindeki aksaklıklara, ekonomik sıkıntılara ve yolsuzluklara ilişkin getirdiği etkili eleştirilerdi. Toplumda bir değişim isteği baş gösteriyordu; Goran bu sosyolojik talebin taşıyıcılığını üstlenmişti. Toplumsal taleplere tekabül eden bu muhalefet göz ardı edilemeyecek bir destek almış ve Goran’ı Kürdistan’ın sözü geçen partilerinden biri haline getirmişti.
Sosyolojik kayma
Ne var ki şimdiki durum farklı. Bağımsızlık, partilerden azade olarak, Kürdistan halkının ortak bir duygusunu yansıtıyor. Bağdat’ın Kürdistan’daki farklı etnik ve dini toplulukların taleplerine cevap üretememesi, bu duygunun giderek kökleşmesini sağlıyor. “Kürdistani” bir atmosferde büyüyen yeni genç neslin Irak ile müşterek bir gelecek tasavvuru bulunmuyor. Bir partinin tarihi ve güncel temelleri bulunan bağımsızlık hissiyatının karşısına dikilmesi, kendi siyasi geleceğini tehlikeye atabilir.
Zannım o ki, Goran’ın tavanı ile tabanı arasındaki makasın açılması büyük ihtimaldir. Tavanın bağımsızlık referandumu karşıtı tavrının, partiye destek veren kitlede yankı bulacağı kanaatinde değilim. Parti yönetimi tasvip etmese de, seçmenler sandık başına gidecek ve tercihlerini bağımsızlığın desteklenmesinden yana kullanacaktır. Halk oylamasının yapılması ve oylamada yüksek nispete “evet” çıkması durumunda, Goran’ın mevcut siyasi duruşu, sosyolojik bir kaymaya neden olabilir. Parti yönetimi ile partiyi destekleyenler arasında partinin akıbetini belirleyecek derecede büyük bir kırılma meydana gelebilir.
Oyun planı
Goran’ın erteleme isteği, Kürdistan yönetimini yolundan döndürecek değil. Ok yaydan çıktı, bundan sonra referandum kararından dönülmesi düşünülemez. Çünkü veriler aynı kaldığı ve Bağdat’ın tavrı değişmediği halde referandumun ertelenmesi iki büyük soruna yol açar: Birincisi halktaki heyecanı öldürecek olmasıdır. 25 Eylül’den vazgeçilmesi büyük bir hayal kırıklığı yaratır ve dinamizmi bitirir. Bir daha kitleleri referanduma yapılacağına inandırmak ve onun için harekete geçirmek güçleşir.
İkincisi, referandumu yapamamak KBY yönetiminin siyaseten kan kaybetmesi anlamına gelir. KBY büyük bir taahhüt altına girdi, beklentileri yükseltti. Bu aşamada sona referandumdan çark etmek, telafi edilemez siyasi kayıplar doğurur. Her şeyden evvele böyle bir durum, referandum karşıtı odaklara güç pompalar. Buna mukabil -başta Barzani ve KDP olmak üzere- siyasi hayatını bu karara bağlayan aktörlere ise kuvvet kaybettirir. Onların ülkenin kaderinde tayin edici olma vasıflarını zayıflatır.
İçte olsun dışta olsun Kürtlere referandumun ertelenmesini salık verenler sonrasına dair bir oyun planı ortaya koymuyorlar. Onlara, Barzani’nin Tillerson’a sorduğu gibi “Kürt halkının geleceğini ve kaderini garanti altına alacak bir alternatifiniz var mı?” diye sorulduğunda herhangi bir cevap vermiyorlar. Statükoyu muhafaza etmek de bir çözüm sunmuyor, zira statükonun sürdürülebilir olmadığını da herkes biliyor.
25 Eylül, bu açmazı çözmek için bir ilk hamle olabilir. O nedenle halk oylamasındaki ısrar haklı bir zemine dayanıyor. KBY, tahrik edici olmakta uzak durarak ve diplomatik temaslara ağırlık vererek, bu haklılık zeminini tahkim etmeli.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.