Vahap Coşkun
Writer
İran ve Suriye Kürtleri
Defaatle söylendi, bir kez daha altını çizmekte fayda var: Artık son düzlüğüne girilen bağımsızlık referandumu, Orta Doğu’da birçok taşı yerinden oynatacak, bölge ülkelerinin iç ve dış politikalarında tesiri uzun sürecek köklü değişikliklere sebebiyet verecek.
İran da bu ülkelerin başında geliyor. Hâlihazırda takip ettiği siyasi hattı değiştirmediği ya da bunda bir esnekliğe gitmediği takdirde, önümüzdeki dönemde, İran ile Kürtler arasındaki rüzgârların gerek Suriye’de ve gerek Irak’ta sertleşeceği söylenebilir. Zira İran, bu coğrafyalarda Kürtlerin elde edeceği muhtemel kazanımları ve geliştirdiği ilişki ağlarını hem kendisi ve hem de nüfuz alanları için bir tehdit olarak görüyor.
Suriye’den başlayarak bu söylediğimi açmaya çalışayım: Suriye’de iç savaş başladığında hem Esed hem de İran, ülkenin kuzeyinin IŞİD gibi bir gücün eline geçmesindense, PYD’nin denetimine geçmesini kendileri için daha doğru görüyorlardı. Zira Şam’ın da Tahran’ın da PKK/PYD ile ilişkileri vardı. Dolayısıyla bir taraftan hem IŞİD’e karşı yeni bir cephe açmanın maliyetinden ve zahmetinden kurtuluyorlardı. Diğer taraftan da, PKK/PYD’yi kontrol edebileceklerini ve savaş sona erdiğinde uzlaşıp anlaşabileceklerini düşünüyorlardı.
Hesabı aşan güç
Lakin aradan geçen süre zarfında hesapta olmayan iki mühim gelişme oldu: Birincisi, PYD’nin ve daha sonra onun öncülüğünde oluşturulan Suriye Demokratik Güçleri’nin (SDG), hesapta olmayan bir güce erişmesiydi. Suriye’de sahada çarpışan beş güç vardı: Rejim, PYD, ÖSO, IŞİD ve radikal Sünni muhalif gruplar. ÖSO kendisine atfedilen misyonun altından kalkamadı. IŞİD, her geçen gün artan bir hızla işgal ettiği topraklardan çıkarıldı. Radikal Sünni gruplar, uluslararası kamuoyu tarafından hep bir tehdit olarak görüldü. Buna mukabil Rusya ve İran’ın el verdiği Esed ile ABD’nin desteklediği SDG, istikrarlı bir şekilde hâkimiyet alanlarını büyüttü. Böylelikle SDG, Suriye’deki ikinci büyük güç haline geldi.
İkincisi, ABD’nin Suriye’de Fırat’ın doğusuna yerleşmesiydi. Şimdiye kadar savaş alanında yaptıklarına ve ittifak ilişkileri ABD’nin Fırat’ın doğusu ile Suriye’nin Irak sınırını kendi bölgesi olarak inşa etmeye soyunduğunu gösteriyor. ABD bunun için ciddi risk ve ciddi yatırım yaptı. NATO müttefiki Türkiye’yi karşısına almak pahasına PYD’yi destekledi. SDG’yi yarattı, onu çok ciddi miktarda silahla donattı ve kendisine bağlı etkin bir güce sahip oldu.
Böylesine iddialı bir teşebbüsten sonra ABD’nin IŞİD’den arındırılmış Suriye’den hemen çekilmesi ve SDG’yi de başıboş bırakması düşünülemez. Avrupa Dış İlişkiler Konseyi’nden Güney Yıldız’ın belirtiği üzere, ABD binbir güçlükle “cihatçı radikal grupların bulunmadığı, tehdit oluşturmadığı ve ikmal kaynaklarının kesilmiş olduğu bir bölge yarattı.” ABD’nin ayağını yere sağlam bastığı bir bölge burası; eğer bu saatten sonra ABD çekilirse, farklı silahlı gruplar burada cirit atmaya başlayabilir ve bölgenin nispeten istikrarlı yapısı ortadan kalkabilir. ABD “yatırımının boşa gitmesi” anlamına gelecek böyle bir adımı atmayacaktır.
Denge siyaseti
Zannım odur ki gelişmeler aksi yönde ilerleyecektir. ABD, bir yandan bu bölgedeki etkisini ve varlığını güçlendirecektir. Diğer yandan da İran, Suriye ve Rusya’yı buradan uzak tutacak hamleler yapacaktır.
İran’ı hoşnut eden gelişmeler değil bunlar. Şüphesiz İran, PYD/SDG’nin bu denli güçlenmesini arzu etmezdi. Çünkü PYD/SDG’nin kuvvetlenmesi, İran’ın onu kontrol etme ve yönlendirme imkânına darbe vuruyor. Keza İran PYD/SDG’nin ABD güdümüne girmesini de istemezdi. Zira bu da kendisinin ve Suriye rejiminin çıkarlarını doğrudan tehdit ediyor.
Gelinen aşamanın iki neticesi olabilir: Birincisi, PYD/SDG’nin baştan itibaren sürdürdüğü denge siyasetini sürdürme şansının azalmasıdır. PYD/SDG, bir taraftan ABD ile müttefikliğini derinleştirirken diğer taraftan da Suriye, İran ve Rusya ile –bir ara da Türkiye ile- ilişkilenmeye özen gösterirdi. Fakat Suriye’de savaşın sonuna yaklaşılırken bu denge sarsılabilir. Şartlar bir yol ayrımını dayattığında PYD/SDG’nin yapacağı ABD tercihi, onu İran ile karşı karşıya getirebilir
İran’ın kırmızı çizgileri
İkincisi, İran’ın dini lideri Ali Hamaney’in Devrim Muhafızları’ndaki temsilcisi Ali Saidi, geçtiğimiz günlerde yaptığı bir açıklamada, Suriye’de dört kırmızı çizgilerinin bulunduğunu ifade etti. Çizgilerden ikisi, “Suriye’nin bağımsızlığının ve toprak bütünlüğünün muhafazası” ve “Beşar Esed’in varlığının korunması” idi. (Diğer iki çizgi ise, “Ehli Beyte ait türbelerin teröristlerin eline geçmemesi” ve “Suriye’nin İsrail’e karşı mücadele eden Direniş Cephesi içinde kalması”ydı.)
Bahse konu çizgiler gelecekte PYD/SDG’nin önüne konulabilir. Zira IŞİD’in Suriye’den tamamen sökülüp atılacağında şüphe yok; bu sadece bir zaman meselesi. O gün geldiğinde Esed’in –ülkenin bütünlüğünü sağlamak adına- bugün PYD/SGD’nin sözünün geçtiği topraklarda yeniden egemenliğini tesise girişmesi şaşırtıcı olmaz. Buna vereceği menfi bir cevap, PYD/SDG’yi hem rejimin hem de İran’ın hedefi haline getirebilir.
Gelecek yazıda 25 Eylül bağlamında İran’ın Irak Kürtlerine dair siyasetinin üzerinde duracağım.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.