İran ve Irak Kürtleri

İran ve Irak Kürtleri
İran ve Irak Kürtleri

Orta Doğu’da Kürtlerden kaynaklı tehdit algısı devletten devlete farklılaşıyor. Misal, Türkiye bekası için en büyük tehlike olarak PKK’yi görürken, İran’ın tehdit sırlamasında ilk sırayı Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY) alıyor. Bundan dolayı KBY’nin bağımsızlık referandumuna dönük en büyük tepki de İran’dan geliyor.

İran’ın KBY’nin bağımsızlığına karşı çıkmasının altında yatan -kendi içindeki Kürt meselesinin haricinde- iki temel sebep var: İlki, Kürdistan’ın bağımsızlaşması halinde Irak’ın siyasi ve iktisadi gücünün bir kısmını kaybedecek olmasıdır. Bu da İran’ın işine gelmiyor. Çünkü İran, Bağdat hükümeti üzerindeki hegemonyası sayesinde Irak’ın petrol kaynaklarını kontrol edebiliyor ve bunları kendi menfaatleri doğrultusunda yönlendirebiliyor. Bağımsız bir devlet olduğunda bu kaynakların bir bölümü Kürdistan yönetiminin denetimi altına girecek ve İran onlara dair tasarrufta bulunma imkânını yitirecek. Bu nedenle İran, Kürdistan’ın bağımsızlığının önüne set çekerek Irak’taki politik ve ekonomik nüfuzunu muhafaza etmeye çalışıyor.

İkincisi, İran’ın bağımsız Kürdistan’ın kuracağı muhtemel müttefiklik ilişkilerinin kendisine zarar vereceğini düşünmesidir.  Tarihi gelişim çizgisi izlendiğinde bağımsız bir Kürdistan’ın Türkiye, Avrupa ve ABD ile olan bağlarını daha da sıkılaştırması ihtimali büyüktür.  Keza, Kürdistan’ın İsrail ve Körfez ülkeleri ile irtibatını güçlendirmesi beklenir. Zira İsrail, Kürdistan’ın bağımsızlığı en kuvvetli şekilde destekliyor. Körfez ise bağımsızlık talebine karşı mutedil bir siyaset izliyor. Nitekim Barzani bir beyanatında, bağımsızlık meselesine kışkırtmadan uzak bir dille yaklaştıkları için Arap devletlerine teşekkür etti.  

STRATEJİK TEHDİT

Dikkat edilirse, İran’ın Kürdistan’ın olası müttefiklerinin tamamıyla bir derdinin olduğu görülür. İran; Orta Doğu’da liderlik için Türkiye ile rekabet ediyor, İsrail’i ezeli düşmanı olarak kodluyor, Körfez’e karşı ise sürekli ve karşılıklı teyakkuzda bulunuyor. Keza Trump ABD’si de zamanla İran’ı daha fazla sıkıştıracağa benziyor. 

İran, bu tablodan endişe duyuyor. Sınırlarında -farklı düzeylerde sorunlar yaşadığı ülkelerle yakın işbirliği olan - bir Kürdistan’ın varlığını kendisi için stratejik bir tehdit olarak belliyor. İran’ın tehdit algısı iki boyutlu: Biri, böylesi bir müttefiklik ağı içerisine giren bir Kürdistan’ın, İran’ın Orta Doğu’daki yayılma stratejisinin önünde bir tampon oluşturmasıdır. Diğeri ise bağımsız Kürdistan’ı İran tarafından ABD’nin, İsrail’in ve Körfez’in İran’ı çevrelemesini kolaylaştıracak bir aktör şeklinde değerlendirilmesidir. 

Peki, İran bu tehdit okumasından mütevellit bağımsızlık karşıtı duruşunu daha ileri bir noktaya taşır mı? Salt uyarmak ya da gözdağı vermekle yetinmeyip askeri bir müdahalede bulunur mu? Bağdat ve Erbil arasında arabuluculuk yapmanın kâr etmediğini görüp sert gücünü kullanmaya kalkar mı? Tankıyla, topuyla, uçağıyla Kürdistan’a el atar mı?

Söz konusu Orta Doğu olunca bir öngörüde bulunmak her zaman zor; “asla olmaz” deyip kestirip atmamak lazım. Çünkü burada olmaz, olmaz. Lakin mevcut şartlar altında, İran’ın Kürdistan’a askeri müdahale gibi cüretkâr bir adımı atma ihtimali düşük görünüyor. Çünkü bağımsız referandumunu gerekçe gösterip Kürdistan’a saldırması İran’ı da müdahaleye açık hale getirir. Bölgedeki orta ve büyük ölçekli güçlerin rıza göstermediği bu tür bir girişimin, İran’ın başını düşündüğünden daha fazla belaya sokma potansiyeli taşıdığı akılda tutulmalıdır.  

KALICI BARIŞIN ANAHTARI

Barzani, 16 Ağustos’ta Suudi Arabistan’da yayınlanan Okaz Gazetesine verdiği demeçte, İran ile ilişkilerine ve İran’ın gelecekteki olası tepkilerine dair görüşlerini de dile getirdi. “İran ile komşuluk temelinde iyi ilişkilere ve ortak çıkarlara sahip olmak isteriz. Hiç kimsenin vesayetini de kabul etmeyeceğimizi bir kez daha söylemek isterim” diyen Barzani’nin İran’ın Kürdistan’ı ele geçirmeye yeltenmesi halinde ne tepki vereceğine dair bir suali de şöyle cevaplandırdı: 

“Kararımız açık. İran ile çatışmak ya da kargaşa içine girmek istemiyoruz. Ama gelecek bu tür bir hareketlenme karşısında İran’ın Kürdistan Bölgesine ulaşmasına izin veremeyiz. İran’ın Kürdistan’ın içişlerine müdahalesini reddediyoruz. Hatta bu müdahale Arap başkentlerine bile ulaşssa, yine de Kürdistan Bölgesine etki etmesine izin vermeyiz.”

KBY ile İran’ın ilişkilerinin alacağı seyirde, Türkiye’nin takip edeceği siyaset de önem taşıyor. İran ile bir olup KBY’ye karşı pozisyon almak, Türkiye’nin düşebileceği en büyük hata olur. Böyle bir siyaset, hem Orta Doğu’da İran’ın rolünü büyütür hem de KBY ile kurulan büyük hacimli işbirliğini heba eder.

Türkiye için gerek ahlaken ve gerek siyaseten doğru olan, KBY’nin en büyük destekçisi olmasıdır. Bölgedeki bütün Kürtlerle kalıcı bir barış tesis etmenin anahtarı budur.

 

 

 *kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir