Kerkük Üzerinden Kürt Karşıtlığı

Kerkük Üzerinden Kürt Karşıtlığı
Kerkük Üzerinden Kürt Karşıtlığı

Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin (KBY) aldığı referandum kararına Türkiye’de iktidar büyük bir reaksiyon göstermedi. Bir-iki diplomatik açıklama yapıldı, taraflara güven ve istikrarı tahrip edecek adımları atmaktan kaçınmaları tavsiye edildi, sağduyu çağrısında bulunuldu. Beyanlarda referandumun yapılması için heveskâr dile müracaat edilmese mutlak bir karşıtlık da sezilmiyordu. 

KBY’nin referandumu, Türkiye’de genel kamuoyunda da çok yer tutmuyordu. Meseleye dair daha ziyade –ve doğal olarak- Kürtler kafa yoruyor, tartışmalar sınırlı bir çevrede cereyan ediyordu. Hükümetin politikasına uygun bir durumdu bu; hükümet toplumda çok fazla münakaşaya sebebiyet vermeden 25 Eylül’ün mutedil bir havada gelip geçmesini arzuluyordu.

“Barzani’yi durdurun”

Ne var ki bu mutedil havayı Bahçeli bozdu. Referandumun bir savaş sebebi sayılması gerektiğini bildirdi. Hükümet önce bunu “Olmaz öyle şey” tadında karşıladı. Bahçeli’nin hükümete cevabı daha şiddetli oldu. Fiili iktidar ortakları arasında bir çatlak oluştu. Bu arada 25 Eylül de yaklaşıyor, KBY referandumu yapmaktan geri adım atmayacağını gösteriyordu. Referandum trafiği artıyor, bölgesel aktörler ile büyük güçler Bağdat-Erbil arasında mekik diplomasisi yapıyor, herkes rengini belli ediyordu.

Böylece referandum Türkiye’de de gündemin üst sıralarına taşınmış oldu. Hükümet, başlangıçtaki ılımlı tavrından saptı, Bahçeli’ye yaklaştı ve dilini sertleştirdi. Hükümete yakın medyada da birden Barzani ve Kürdistan’a dönük bir taarruz başladı. Kısa bir süre öncesine kadar Barzani’ye methiyeler düzen gazeteler ve televizyonlar “Barzani’yi durdurun” manşetleriyle süslendi. İktidar medyası -hemen her gün- olası bir bağımsız Kürdistan’ın Türkiye’nin ulusal güvenliği için ne denli büyük bir tehdit olduğunu anlatan haber ve yorumlarla donatıldı.

Kerkük, Kerküklülerindir

Burada dikkat çeken bir husus, referandum karşıtlığının Kerkük üzerinden inşa edilmeye çalışılmasıdır. Kamuoyuna Kerkük ile alakalı olarak sürekli üç mesaj veriliyor:

Bir, “Kerkük bir Türkmen şehridir.”

İki, “Bütün Türkmenler referandumun karşısında yer almaktadır.”

Ve üç “Kürtler, Türkmenlerin haklarına saldırıyor, referandum yapılırsa Kerkük’te Türkmenlerin sonu gelir.”

Yoğun olarak pompalanan bu mesajlarla Türkiye kamuoyunda “Bağımsız bir Kürdistan’ın Türkmenlerin felaketi olacağı” algısı oluşturulmaya çalışılıyor. Buradan hareketle de hükümete, referandumu iptal etmek için atağa geçmesi ve gerekirse askeri güç kullanması salık veriliyor.

Oysa her üç mesaj da gerçekliğe tekabül etmiyor. İlk olarak, Kerkük ne bir Türkmen şehridir ne de bir Kürt veya Arap şehridir. Kerkük tarihsel olarak çok sayıda –dini, mezhebi, etnik- kimliğin evi olmuştur, bu nedenle tek bir etnik kimliğe hapsedilmez. Kaldı ki, eğer nüfus yoğunluğu şehir kimliğinin tayininde belirleyici olacaksa, burada hem kentin çok-etnikliğine hem de onlar içerisinde Kürtlerin oranının yüksekliğine işaret eden çok sayıda veri var. Dolayısıyla Kerkük’ü Kürtlük ya da Türklük üzerinden tarif etmek yanlış olur. Doğrusu Kerkük’ün orada yaşayan herkesin olduğunu ve şehrin kaderine de ancak hemşehrilerin karar vereceğini kabul etmektir.

“Peşmerge, sadece Kürtleri değil, hepimizi korudu”

İkinci olarak, Türkiye medyasında salt referandumu karşıtı Türkmen siyasi liderler boy gösteriyor ve böylelikle bütün Türkmenlerin referandum aleyhtarı olduğu gibi bir intiba yaratılıyor. Fakat gerçekte durum böyle değil. Her şeyden evvel Irak’ta sadece bir Türkmen partisi yok, çok sayıda Türkmen partisi var. Nasıl ki Kürt partileri referandum noktasında farklı görüşlere sahipler, aynı konuda Türkmen partileri arasında da ayrışmalar bulunuyor. Üç tavırdan bahsetmek mümkün: Referanduma karşıt olanlar, referandumu boykot edenler ve referandumu destekleyen Türkmenler. 

Bir örnek vermek gerekirse: Bağımsızlık Referandumunu Destekleme İnisiyatifi, 10 Eylül’de İstanbul’da bir panel düzenledi. Benim de konuşmacı olarak iştirak ettiğim panelde Türkmen Reform Partisi Genel Başkan Yardımcısı Muna Kahveci dikkat çekici bir sunum yaptı. Kahveci, referandumu başlıca iki gerekçeyle savundu:

Biri, IŞİD Kerkük’e saldırdığında Peşmergenin salt Kürtleri değil bütün Kerkük halkını savunması ve korumasıydı. Diğeri ise Baas rejimi ile kıyaslandığında KBY devrinde Türkmenlerin hak ve özgürlük sahalarının genişlemesiydi. Bundan ötürü Kahveci’ye göre, Erbil’in yanında durmak ve Kürdistan’ın bağımsızlığını desteklemek, Türkmenler açısından çok daha doğru ve akılcı bir tercih olacaktı. Hülasa, Türkmenler mevzu bahis olduğunda monoblok bir tavırdan söz edilmez; o cenahta da çok değişik yaklaşımlar söz konusu.

“Kerkük Türk’tür, Türk kalacak”

Üçüncü olarak, Kerkük üzerinden propaganda yürütenler sanki Kerkük’te bağımsız bir Türk devleti var da Kürtler bu devleti ortadan kaldırıyormuş gibi bir manzarayı insanların zihnine nakşetme çabası içindeler. Oysa Kerkük, Irak devletinin bir parçasıdır ve Irak da fiiliyatta İran’ın güdümündedir. O halde, Hakan Albayrak’ın çok isabetle altını çizdiği gibi, bugün “Kerkük Türk’tür, Türk kalacak” nidasını yükseltenler ne demeye çalışıyorlar?

“‘Bağdat’a dolayısıyla Tahran’a bağlı olmak Türklüğe mani değildir ama Erbil’e bağlanmak Türklüğü bitirir’ mi deniliyor? Irak’ta 30 milyonluk bir Arap çoğunluğun yanında Türk kalınabileceği ama Kürdistan’da 8 milyonluk bir Kürt çoğunluğun yanında Türk kalınmayacağı mı ileri sürüklüyor? Aklı kârı mı bu?”     

Peki, gerçekten de akıl kârı olmayan bu tavrın sebebi ne? Sebep, belli aslında: Kerkük’ün Irak ve oradan da Tahran’a bağlı olmasını sorun addetmeyenlerin Kerkük’ün Kürdistan’a bağlı olmasını bir varlık-yokluk meselesine dönüştürmelerinin altında yatan Kürt fobisi veya Kürt karşıtlığıdır. Sadece “soydaşlık” üzerine kurulan ifadelere bakıldığında dahi, bu Kürt fobisi ve karşıtlığı kolaylıkla teşhis edilebilir.

Malum ve tarihi fobi ve karşılığına dayanılarak kurulacak bir siyasetin ise ne Türkmenlere ne de Türkiye’ye bir faydası dokunur. Bunca tecrübeden sonra artık bunu görmek ve anti-Kürt bir siyasetin eninde sonunda duvara toslayacağı unutulmamalı.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.