26 Eylül ve Sonrası

26 Eylül ve Sonrası
26 Eylül ve Sonrası

7 Haziran’da alınan bağımsızlık için halkın sesine kulak verme kararının üç aşaması vardı. Birinci aşama, 7 Haziran ile 25 Eylül arasında geçen süreyi kapsıyordu. Kürdistan Bölgesel Yönetimi (KBY), bu aşamada bir taraftan referandum için gerekli hazırlıkları yapmak diğer taraftan da içten ve dıştan referanduma karşı ileri sürülen tezlere cevap üretmekle mükellefti. Bilindiği gibi, Kürdistan’da sandıkların kurulmaması için ileri sürülen çok sayıda argüman vardı. Kimi zamansız buluyordu. Kimi istikrarı bozacağını ve IŞİD ile olan mücadeleyi baltalayacağını düşünüyordu. Kimi demokratik bir ortamda seçime gidilmediğini, 25 Eylül’ün salt Barzani’nin ve KDP’nin siyasi bir ayak oyunu olduğunu iddia ediyordu. Kimi de devletin egemenliğin kötüye kullanımını sağladığını belirterek Kürtlerin artık bir devlete ihtiyacının bulunmadığını dillendiriyordu.

KBY, bu aşamadaki her iki vazifesini de hakkıyla yerine getirdi. Referandumun ertelenmesini ya da iptal edilmesini talep edenlerin karşısına sağlam savlarla çıktı. “Zamansızlık”, “istikrarsızlık”, “eksik demokrasi” ve “devletsizlik” yollu eleştiri ve ithamların kitleler düzeyinde itibar kazanmasına karşı etkili bir fikri mücadele yürüttü. Her tezi karşıt bir tezle yanıtladı. Toplumu dengeli bir coşku içinde tuttu. Bilhassa komşulardan ve uluslararası camiadan gelen “erteleme” ve “iptal” istemlerine karşı iradesinden taviz vermedi.

Referandum sadece KBY sınırları içinde yapılmadı. Tartışmalı bölgeler de referanduma dahil edildi. Buralarda ortaya çıkacak siyasi manzara hem genel olarak referandumun meşruiyeti hem de söz konusu bölgelerin kaderi üzerinde de belirleyici olacaktı.  Dolayısıyla özellikle tartışmalı bölgelerde KBY seçim altyapısını sağlıklı kurmalı ve güvenliği sağlamalıydı. KBY bunun üstesinden geldi ve ilk aşamadan başarıyla çıktı.

Güvenlik ve katılım

İkinci aşama, referandum gününün kendisiydi. 25 Eylül’de şekillenecek olan iradeyi güçlendirecek veya zayıflatacak üç parametre vardı: Güvenlik, katılım ve destek oranı. Güvenlik, başta tartışmalı bölgeler olmak üzere seçim için hayati önemdeydi. Bölge barut fıçısı bir görüntü sunuyordu. Referandum günü yaklaştıkça artan itiraz sesleri ortamı daha fazla geriyordu. Kerkük’e Haşdi Şabi eliyle bir operasyon çekileceği söyleniyordu. Ortalıkta mebzul miktarda tevatür dolaşıyordu.

Ancak, çok şükür, referandum kazasız belasız atlatıldı. Bir-iki küçük hadise dışında seçmenler bir şenlik havasında oyunu verdi. Böylece halkın iradesine gölge düşürecek bir asayişsizlik hali vuku bulmadı.

Katılım, tatmin ediciydi. Kürdistan Seçim ve Referandum Yüksek Komisyonu, oy verme hakkına sahip 4 milyon 581 bin 255 seçmenden 3 milyon 305 bin 925 seçmenin oy kullandığını açıkladı. Yani seçime katılım % 72.16 düzeyinde gerçekleşti.

Katılımın daha yüksek seviyelerde seyretmesi gerektiği düşünülebilir. Bana göre katılımın bu oranda kalmasında en mühim nedenlerden biri, referanduma tam ikna olmamış bir kesimin sandık başına gitmekten imtina etmesiydi. Belki “Evet” onların kafasına tam yatmamıştı ama “Hayır” da onlar için bir seçenek değildi, bu sebeple sandıktan uzak durdular. Eğer sandık başına gitselerdi, tahminim odur ki, katılım gibi “evet”i ibresi de yükselirdi.

Siyasi makas değişikliği

Destek oranı ise beklentilerin üzerinde oldu. Daha önce yapılan kamuoyu araştırmaları “Evet” oylarının % 75-80 bandında olduğuna işaret ediyordu. Lakin resmi olmayan sonuçlara göre, halk % 90’ları aşan (% 93) bir destekle bağımsızlığa “Evet” dedi. “Evet” oylarının tahmin edilenin ötesine taşmasındaki esaslı bir faktör, başta referandumun ertelenmesini isteyen GORAN ve KOMEL’in son andaki tavır değişikliğiydi. Referanduma bir gün kala önce KOMEL, hemen ardından da GORAN referandumdan yana bir pozisyona geldiler.

İlk günden itibaren, hangi siyasi gelenek üzerine oturmuş olursa olsun, referandum karşıtı bir siyasi çizginin Kürt halkında bir yansımasının bulunmadığını ve referandum aleyhtarlığında ısrar eden partilerin tavanları ile tabanları arasında ciddi bir kırılmanın yaşanmasının muhtemel olduğunu belirtmiştim. Bu itibarla KOMEL ve GORAN’ın tercihinin, kendi seçmenleri tarafından paylaşılmadığını/paylaşılmayacağını söylemiştim.

Sanırım bu iki parti de, kendilerinin seslendirdiği ve uluslararası aktörlerin de öne sürdüğü “erteleme” talebinin, eninde sonunda Barzani’ye geri adım atacağını hesap etti. Bir erteleme Barzani’yi siyaseten yıpratacak ve içinden çıkması zor bir kuyuya itecekti. Buna mukabili, kendi öngörülerinin doğrulanması GORAN ve KOMEL’in yıldızını parlatacak ve Kürdistan siyasetinde bir adım öne geçmelerini sağlayacaktı.

Fakat Barzani büyük bir risk aldı, bütün siyasi baskılara rağmen geri adım atmadı ve sandığı halkın önüne koydu. Kendi tabanlarının dahi referandumu sahiplenmesi, referandumun başlama düdüğünün ötmesine az bir süre kalsa da bu iki partinin siyaseten makas değiştirmelerini zorunlu kıldı.

% 90’ların üzerindeki desteğin ne kadar mühim olduğu izahtan varestedir. KBY’nin eli eskisine nazaran daha güçlüdür.  Halkın arkasında durması onu gerek Bağdat’la ve gerek bölgesel ve uluslararası aktörlerle yaptığı müzakerelerde daha dirençli kılacaktır. Güvenlik içinde geçen ve tatminkâr bir katılımla gerçekleşen bir seçimde Kürdistan halkının neredeyse tamamının desteğine erişmesi, KBY’nin zorlu bir imtihanın ikinci safhasından da yüz akıya çıkmasını sağladı.  

Geleceği programlamak 

Üçüncü aşama ise, 26 Eylül ve sonrasıdır. Zorluklar göğüslendi, tehditlere pabuç bırakılmadı ve nihayet 25 Eylül’de halk oylaması yapıldı. 26 Eylül artık yepyeni bir gün, yepyeni bir dönemdir. Geçmişi unutmadan ama geçmişe takılıp kalmadan geleceği programlamak mecburiyeti var. Ve zannımca bu mecburiyetten ötürü Kürdistan’ı 25 Eylül’den çok daha büyük bir mücadele bekliyor.

26 Eylül ve sonrasını kuracak bir programın eşgüdüm içerisinde yürütülecek iki boyutu ihtiva etmesi gerektiği söylenebilir: Boyutlardan biri dışa dönüktür. KYB, etrafta kalkan toz dumanın dinmesini beklemeli ve öne çıkaracağı diyalog siyasetiyle kabaran öfkenin tavsamasına katkıda bulunmalı. Bu meyanda oyunu kullandıktan sonra Neçirvan Barzani’nin, referandumu değerlendirme toplantısında Mesud Barzan’nin kullandığı dil –müspet bir misal olarak- tahkim edilmeli. Irak merkezi hükümeti ile müzakere koşulları zorlanmalı; tartışmalı bölgeler, petrol ve suyun paylaşımı gibi netameli konuları konuşacak zeminler yaratılmalı.

Herhangi bir komplekse kapılmadan bütün ihtimaller (konfederal yapı gibi)  masaya yatırılmalı. Kürdistan’ın varlığının komşu ülkeler için bir tehdit unsuru olmadığı mesajı her ortamda güçlü bir şekilde seslendirilmeli.  Bu noktada Türkiye ve İran’ı ikna etmek için daha yoğun bir çaba sarf edilmeli, ilişkileri güçlü kılacak teklifler ortaya konmalı. Kürdistan müttefik portföyünü genişletmeli ve diplomatik bir atağa kalkmalı. 

Kürdistani kimlik

Diğer boyut ise, içerisiyle alakalıdır. Kürdistan iktisadi, hukuki ve idari mekanizmalarını Ortadoğu’da bir devlet olmanın ağırlığını kaldıracak şekilde güçlendirmeli. “Kürt” değil “Kürdistani” bir kimliğin üzerine oturmalı. Bir tek Kürt kimliğinin geçer akçe olduğu bağnaz bir ulus devlet hüviyetini taşımamalı. Kürdistan, kimliği ne olursa olsun burada yaşayan herkesin haklarını tanıyan ve garanti eden teritoryal bir siyasi birlik olarak tasavvur edilmeli.

İçinde barındırdığı muazzam çeşitlilik göz önünde bulundurulduğunda, çoğulcu bir demokratik yönetimin, Kürdistan için bir lüks değil, varlığını muhafazasını ve devamını sağlayacak bir zorunluluk olduğu akıldan çıkarılmamalı. Tüm yasal ve anayasal normlar bu perspektife uygun olarak kaleme alınmalı.

Velhasıl Kürdistan için asıl meydan okuma ve asıl mücadele yeni başlıyor.

 

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.