İbrahim Halil Baran
Writer
Sivas ile Şino’yu Kürdistan yapan şey nedir?
Ne kadar güçlü köklere sahip olursa olsun bir devlet sınırı (yahut bir hükümranlık alanı) olmaksızın yaşamını sürdüren toplumlar,
Ne kadar güçlü köklere sahip olursa olsun bir devlet sınırı (yahut bir hükümranlık alanı) olmaksızın yaşamını sürdüren toplumlar, eninde sonunda kültürel homojenliğini kaybetmeye ve kendilerine egemenlik kuran topluluklara da zenginlik olarak eklemlenmeye mecburdurlar. Bu yüzden Türklerin son yüzyılda Anadolu ve Kürdistan müziğine çöreklenerek oluşturduğu Türk müziği artık bir merkezi ifade eder. Durum böyle olunca, üzerine Türkçe sözler yazılarak kendisi olmaktan çıkarılmış Kürt müziği ise ancak Urfa Yöresi, Diyarbakır Yöresi türküleri gibi bir adla anılır. Kürtlerin ulusal kıyafetlerinin yöresel kıyafete dönüşmesi de buna verilebilecek örneklerden biridir. Kuşkusuz durum böyle yaşansa bile bu bir karşılıklı kültürel etkileşimdir. Bu doğru ama bu alışverişten zararlı çıkanlar artık merkezlerini yitirmeye başlamış Kürtler olacaktır.
Bir komplekse girmeden söylemek gerekir ki dört tarafımız, hem siyasal hem de kültürel olarak zengin ve artık bizden sosyal form olarak daha üstün hale gelmiş milletlerle çevrili. Araplar, Farslar, Türkler ve Ermeniler sadece Kürt müziğine konmuş değildir; aynı zamanda kendi müziklerini de bize dayatmakta ve belki de artık doğal bir yola girmiş olan asimilasyon süreciyle Kürtlük, her parçasında kendi komşularına benzemiş, aynılaşmış ve yeni bir hal almaya başlamıştır. Bu yüzden Kürt olanı ayırt etmenin olanakları her geçen gün zorlaşmaktadır.
Bu işin teknik ifadesi -bir müzikolog olmadığım ve haddimi aşmak istemediğim için- neye tekabül eder bilmiyorum ama Kürdistan’ın ruhunun müziğinde saklı olduğunu biliyorum. Zira çok büyük ve zengin bir geçmişin ortaya çıkardığı ortak ruh hala geçerliliğini koruyor. Komşularının kültürlerinin içine yerleşmiş bile olsa iyice kulak verildiğinde size ‘Ben buradayım’ diye seslenebiliyor. Düğünlerden yas ayinlerine kadar müziksiz yapamıyor Kürtler. En mutaassıp Kürdi tarikatlarda bile müziksiz bir derin düşünce evreni mümkün değil. Aleviler, Êzidiler, Yaresaniler, Kadiriler, Nakşiler, Zivkîler, Xeznewiler, Brifkîler, Kesnezaniler... Aklınıza hangi Kürt grubu gelirse gelsin yanına bir saz, bir def, bir kaval koymalısınız.
Beluc, Gilan, Fars ve Afgan gibi diğer Medenî (Medli anlamında) halklarınki gibi Kürt müziği de makamlı bir sisteme dayanır. Geleneksel Kürt şarkılarının büyük oranda Bayat-ı Kürdi ve yine onunla aynı gam dizisinden Uşşak makamında olduklarını biliyoruz. Uşaqî, Şaki ile aynı kökten ve Goranî lehçesinde dağlı anlamına gelir. Bu makam, bir Kürt şarkı formu olan Goranîlerin de genel makamıdır. Bu, başka makamlarda Kürt şarkılarının olmadığı anlamına gelmiyor. Örneğin Izady’nin aktardığına göre Kürt annelerinin çocuklarına söylediği Kürtçe ninniler Hicaz ailesinden Hümayun makamındadırlar ve bu, Kürdistan’ın bütün parçalarında denk gelinen bir durumdur.
Bu bilgi bize Kürt müziğine dair bir standardın temel apsisini vermeye yetecektir.
Bir süredir hazır Erbil’e yerleşmişken Irak müziği repertuarını yeniden dinliyor ve üzerine okumaya çalışıyorum. Afife İskender’den Kahtan Elattar’a, Selime Paşa’dan Nazım Gazali’ye kadar çok büyük bir müzik topluluğu ve gerçekten çok yüce bir müzik yapmışlar. Bağdat Radyosu’nun hatırı sayılır çalışmaları genel anlamda Irak müziği açısından büyük bir kültürel depo oluşturmuş. Özgün Irakî müziğin yanında bir de Kürt müziğine dayanan geniş bir külliyat var karşımızda. Fakat bazı Kürtçe eserlerin icrasında enstrümanlardaki değişim ve usulün Arabîleşmesi gibi sebeplerden ötürü aradaki Arap-Kürt sınırı yine görünmez hale gelmiş. Arşivlerde dolaşırken fark ettim ki bazı müzisyenler çaldıkları kompozisyonları Kürt müziği olarak belirtirken, birçokları da ne yazık ki belirtme gereği duymamış. Kürdistan’ın diğer parçalarında Kürt müziğinin yaşadığı kader burada da yaşanılmış anlayacağımız.
Büyük udi Münir Beşir’in (Munir Bashir) makam (Irak müziğinde nağme yerine, Azericedeki mugam) ve taksimlerini dinlerken çok güzel örneklerle karşılaştım. Birkaçına değinmeden geçemeyeceğim.
“Dabka” Arapça’da halay anlamına gelir ve bu aralar Lübnanlıların dabkaları oldukça ünlüdür. Figürleri incelenirse Kürt govendi ile ortak bir geçmişten geldikleri ve geleneksel Yunan düğün halayları ile akrabalıkları görülür. Münir Beşir, 1974 yılında yaptığı bir kompozisyonu “Iraqi Dabka” adıyla kaydeder. Sonraki kayıtlarda bu “Dabka” veya “Iraqi Dance” adıyla yazılır. 1998’de oğlu Ömer Beşir’le yaptığı düette de bu kompozisyonun daha uzun haline yer verir.
Dabka’da altı farklı Kürt dansının müziği bir araya getirilmiştir. İlki Dersim Dört Dağ İçinde olarak da Türkçeleştirilmiş olan Nazliyê adlı şarkıdır ve Siverek-Karacadağ’da bir Granî (Ağırlama) olarak karşımıza çıkar. Şivan Perwer’in Nazê kompozisyonunda da yer alır. İkinci şarkı Kürdistan’ın güneyinde daha sakin bir ritme sahip olan Lorke şarkısıdır ve yer yer Mardin bölgesinde karşımıza çıkan Girê Sîra / Tolikvanê Meyro şarkısını da çağrıştıran bir melodiyle çalınmıştır. Ömer Beşir’in ağabeyi Cemil Beşir’in ondan da önce yaptığı kayıtlarda da bu şarkı Lorke adıyla kaydedilmiştir. Üçüncü şarkı ise Arif Cizrawî’den bildiğimiz Kevok şarkısıdır ki bu da “Hele Yar Zalim Yar” adıyla Türkçeleştirilmiştir. Bu şarkların makamları Uşşaki’dir. Hemen sonrasında Türkiye’de Erkin Koray’ın çarptığı ve Şaşkın olarak bilinen, Arap müziğine Samira Tawfik tarafından Ya Ayn Mulayiitayn adıyla “kazandırılan” bir şarkı gelir. Beşir’in albüm künyesinden öğreniyoruz ki bu dansın adı “Ankawa Dansı”dır. Ankawa, Erbil’e en yakın kasabadır ve Hristiyan Kürdistanlılar ve Kürtlerin kadim bir köyüdür. Son şarkı ise Saba makamından Hesen Zirek’in Ciwanî Ciwanî isimli şarkısıdır. Bu şarkının Türkiye’deki kaderi ise Ahmet Yamacı tarafından Türkçeleştirilerek Bir Dalda İki Kiraz adıyla kaydedilmek olmuştur.
Münir Beşir’in 1971 tarihli Iraq: Ud Classique Arabe adlı albümünde Taqsim en maqam Kurdi adlı bir kompozisyon var. Albüm şahanedir ama bu şarkı da Kürdi makamında bir Arap şarkısı olarak albüme konulmuş.
Albümde Arap şarkısı diye geçen bu eser, dengbêjlerden çokça dinlediğim Şakiro’nun seslendirdiği Delîl Delîl adlı klamdır. Delîl Delîl, Beşir tarafından ud ile icra edilmiş ve mükemmel yorumlanmış. Yıllarca bir sızlanma müziği olarak gördüğümüz dengbêjlere ait bir eseri yüksek bir müzik formuyla yeniden dinlemek gayet heyecan verici oldu benim için. Ayrıca meraklısı için belirteyim ki Hekîmo’nun Delîl Delîl yorumu da en az Münir Beşir’in kompozisyonu kadar kuvvetli bir çalışmadır.
Tam yazıyı sonlandırıyordum ki Nishtiman Project’in 2017’de yayımlandığı 3 CD’lik Kurdistan adlı albümü elime ulaştı. Ormiye adlı şarkılarıyla uzun süredir etnik müzik piyasalarını zorlayan bu grup “Iran, Irak ve Türkiye” Kürtlerinden müzisyenlerin bir araya gelmesiyle kurulmuş. Müthiş bir iş yapmışlar. En çok Doğu Kürdistan’ın Şino (Uşnu) şehrinden derlenmiş olan bir Lawik dikkatimi çekti. Lawik, aşk şarkılarına verilen bir isimdir ve serenat formundadır. Goran Kamil’in ud improvizasyonunu dinlerken mest oldum.
Sonradan fark ettim ki bu şarkı da Türkçe’de Dağlar Seni Delik Delik Ederim olarak bildiğimiz bir şarkı. O da Uşşakî makamında. Künyesine bakayım dedim. Şarkı, Sivas’ın Kangal köylerine ait bir geleneksel eser olarak kayda girmiş. Nida Tüfekçi, Muhlis Akarsu’dan derlemiş.
Udun sesi kulaklarıma çarparken aklımda bir cümle: Sivas ile Şino’yu Kürdistan yapan şey nedir?
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.