Irak’ın sonu

2003’e bir önceki yıldan kalan tartışmalarla giren Avrupa Birliği, iç çekişmelerin yüksek sesle yapıldığı ve sonunda Avrupa Anayasası tartışmalarının alevlendiği kritik bir dönem geçirmişti. Yılın ilk günlerinden itibaren Almanya ve Fransa, Irak meselesini gündeme alarak bazı tartışmalar başlatmışlardı. Oysa Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan terör saldırısından sonra ortaya çıkan durumun dışında uluslararası bir hareketlilik yoktu. Kısa bir süre sonra Rusya da bu ikiliye dâhil oldu.

Irak’ın sonu
Irak’ın sonu

2003’e bir önceki yıldan kalan tartışmalarla giren Avrupa Birliği, iç çekişmelerin yüksek sesle yapıldığı ve sonunda Avrupa Anayasası tartışmalarının alevlendiği kritik bir dönem geçirmişti. Yılın ilk günlerinden itibaren Almanya ve Fransa, Irak meselesini gündeme alarak bazı tartışmalar başlatmışlardı. Oysa Dünya Ticaret Merkezi’ne yapılan terör saldırısından sonra ortaya çıkan durumun dışında uluslararası bir hareketlilik yoktu. Kısa bir süre sonra Rusya da bu ikiliye dâhil oldu.

Sonradan da kamuoyuna açıklandığı üzere Temmuz 2002’de Irak’a Kürdistan üzerinden giren CIA ekipleri yılsonuna doğru, askeri harekât için zeminin hazır olduğunu Washington’a bildirmişti. AB ülkeleri haberi almış olacaklar iki kutba bölündüler ve sekiz ülke ABD’den yana tavır alırken Şubat ayında Paris’te bir araya gelen Fransa, Almanya ve Rusya’nın liderleri savaş karşıtı bir belge imzaladılar.

Chirac ve Schröder ile birlikte ekran karşısına geçen Putin, toplantıyla ilgili ''Bu, çok kutuplu bir dünya yönünde bir ilk adımdır” derken bir dönemin de sona erdiğini dünyaya duyuruyordu. Bu güçlü savaş karşıtı cephenin kurulmasına paralel olarak Avrupa Konseyi Parlamenterler Meclisi oy çokluğuyla bir karar alarak “Irak’a karşı güç kullanımının meşru olmayacağını”nı duyurdu ve Irak’ın uluslararası terör örgütleriyle ilişkisi olduğuna dair hiçbir kanıt bulunamadığına dikkat çekti.

Ne var ki kazan hızlıca kaynadı ve 20 Mart 2003’te ABD ile Birleşik Krallık liderliğinde kurulan Çokuluslu Koalisyon, BM’nin aleyhteki kararına rağmen Özgürleştirme Operasyonu’nu başlatarak Irak’a girdi. Saddam Hüseyin’in idamından, 1992’de kurulan Kürdistan Bölgesil Yönetimi’nin 2005’te ilan edilmesine; IŞİD gibi köktenci güçlerin ortaya çıkmasına kadar birçok etkisi bulunan operasyonun artçı depremlerinin henüz sona erdiği söylenemez.

Öyle ki Irak ile yıllarca savaşan İran’ın bugün Şiiler üzerinden Bağdat’ı neredeyse bir eyalete dönüştürmüş olması ve Kral Faysal’dan bu yana ülkenin öncü gücü olan Sünnilerin bu kadar güçsüzleşmesi de bu dönemin sonuçlarından biri. 2017 Referandumu ile Kürdistan’ın geleceğine dair önemli bir belgeyi cebine koyan ama ortaya çıkan krizi yönetmediği için Kerkük’ü kaybeden Kürtlerin durumu da bundan beri değil.

Referandum sonrası uğradıkları şoku geç de olsa atlatan Kürtler, bugün bağımsızlığa dair meselelerini bir tarafa bırakarak Irak içindeki konumlarını güçlendirmeye ve Kürdistan Bölgesi’ndeki istikrarı korumaya odaklanmış görünüyorlar. Belirtmek gerekir ki bugün Bağdat’ta iktidarda bulunan Adil Abdülmehdi’nin arkasındaki yegâne gücün Kürtler olduğu bir sır değil.

Merkezdeki gücünü çoktan yitiren Sünniler, Ninova’nın Kürdistan gibi bir statüye kavuşmasını geleceklerinin teminatı olarak görürken bölgedeki Sünni ülkeler ile yoğun diplomasi faaliyetleri içerisine girmiş bulunuyorlar. Bir süredir Irak ve İran medyasında Ninova Vilayeti’nin uzun vadede Ürdün’ün bir parçası olması yönünde çalışmaların olduğu yazılıp çiziliyor. Elbette bunun Kürdistan-Akdeniz gaz hattı ile ilgili projelerin bir yansıması olarak okumak mümkün.

Şiiler ise Bağdat’ta güçlenmelerini sağlayan İran’a borçlarını ona uygulanan ambargoyu Irak üzerinden delmenin hesaplarına odaklanmış görünüyor. Bunun yanında İran, Maliki ve Abadi dönemlerinde Bağdat’ta sahip olduğu ve bir süredir Kürtlere kaptırdığı alanları geri almanın peşinde. Maliki’nin bir darbe ile Abdülmehdi’nin postuna el koyabileceği faaliyetler içinde olduğu da duyumlar arasında.

Mayıs 2018’de ABD’nin Nükleer Anlaşma’dan geri çekilmesi ve Kasım 2018’de İran’a karşı devreye soktuğu ekonomik yaptırımlar İran’daki iktisadi yaşamı çok derinden etkilemeye devam ediyor. Fakat bu durum, İran’ın milli mefkûresini ne denli değiştirmiştir bilmiyoruz. Öyle ki İran Cumhurbaşkanı Yardımcısı Ali Yunusi’nin 2015’te katıldığı Büyük İran Kimliği Konferansı’nda sarfettiği "İran bir imparatorluktur ve Bağdat bizim imparatorluğumuzun başkentidir" sözleri, İran’ın tarihsel hakikati üzerine kurduğu yayılmacı politikasını da açığa çıkarıyor. Tam da bu noktada Kürt politikacılarının dönem dönem dillendirdiği ve çok da zor görünen “İran’a Bağdat’ı ver İran’dan Doğu Kürdistan’ı al” denklemi ile birlikte bütün bunlar düşünüldüğünde olası bir İran Operasyonu’nun çerçevesi de anlaşılmış olur.

Avrupa Birliği’nin 2003’teki operasyonda Irak’la ilgili aldığı tutuma yukarıda değinmiştim. Bugün parçalı bir görüntü veren AB’de taşlar henüz yerine oturmuş değilse de farklı pozisyonların belirtilerinden bahsetmek mümkün. Brexit ile başı yeterince kalabalık olan İngiltere bir tarafa Almanya ve Fransa arasındaki sorunlar da uç vermiş görünüyor. Avrupa Komisyonu başkanlığı seçimleri sebebiyle neredeyse ilk kez karşı karşıya gelen Merkel ve Macron, görünen o ki Kürdistan meselesinde de farklı düşünüyorlar.

Referandum döneminde Kürdistan’a her fırsatta destek açıklamaları yapan ve daha sonra Erbil-Bağdat arasında arabuluculuk rolü oynayan Fransa ve Macron, Erbil ile sıkı ilişkiler içindeyken Alman Şansölyesi Merkel için aynı şeyleri söylemek mümkün değil.

Merkel, bağımsızlık referandumu öncesi yapmış olduğu açıklamalarda Almanya'nın Kürt bölgelerini Irak devletinin bir parçası olarak gördüğünü ve Kürtleri Irak devletinin bir parçası olarak kalmak üzere desteklediklerini söylemişti. Almanya’nın Kürdistan’ın temel hedefiyle uzlaşmayan bu tavrının değişmediği birkaç gün önce yine en yüksek ağızdan dillendirilmiş oldu. Nitekim Almanya'nın Goslar kentinde öğrencilerle bir araya gelen Şansölye Merkel, Irak'ın toprak bütünlüğünden yana olduğunu belirtti. Merkel, “Bağımsız bir Kürt devleti kurulmasının, bölgedeki barışa hizmet edeceğini düşünmüyorum” derken Kürtler için özerkliğe vurgu yaptı ve "Irak'ta yaşayan Kürtlere adil şartlar sunulmalıdır" dedi. Oysa bu meseleyi yakından takip eden herkes, Kürdistanlılar için adalet ve hürriyetin ancak bağımsız bir Kürdistan’ın kurulmasına yapılacak katkıyla sağlanacağını bilir.

Kazan yeniden kaynıyor ve görünen o ki gündemde hiçbir şey yokken Merkel’in bağımsız bir Kürt devletine karşı fikir beyan etmesi perde arkasında olup bitenlerin bir işareti gibi. Irak’taki mevcut düzen yine bozulacak. Sünniler bir gelecek kurma hayalleri kurarken Şiiler İran’ın elinde. ABD için tek makul seçenek ise Kürtler.

Neler olacağını hep birlikte izleyeceğiz ama aklımda bir soru var: Ortaya çıkacak yeni durumda Kürtler olabileceklere, dahası referandumda elde ettikleri belgeyi masaya koymaya hazırlar mı?

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.