İbrahim Halil Baran
Writer
Söz ile akıl arasında
Hakikate en yakın olan insan arayışta olan insandır ve arayışta olmayan insan hüsrandadır. Bir cümle bir yol edinip dolaşıyor içimde. Kıvrılan, gözden kaybolup yok olan, ama her seferinde yeniden bizi kendisine bağlayan yol, bizi kendimizden başka hiçbir yere götürmüyor.
Hakikate en yakın olan insan arayışta olan insandır ve arayışta olmayan insan hüsrandadır. Bir cümle bir yol edinip dolaşıyor içimde. Kıvrılan, gözden kaybolup yok olan, ama her seferinde yeniden bizi kendisine bağlayan yol, bizi kendimizden başka hiçbir yere götürmüyor.
Notlar
1- Kürtler adedince Kürdistan’a giden yol vardır.
2- İslam’ın çıkışından neredeyse onuncu yüzyıla kadar entelektüel bir gerilim var; dünyevi olanı kabul ile reddetmek arasındaki fikrî çatışma. İslam dindarlığının gelişmesindeki en önemli sorunsal budur ve İslam’ın tekrar gün yüzüne çıkan derin krizi bizi yine aynı tartışmanın içine çekmektedir.
Varlık ötesi bir tanrı inancı ve ahir olanda ortaya çıkacak ideal bir öte dünya düşüncesi, inananlarını, doğal olan ve dünyevi olanı reddetme eğilimine doğru sürüklüyor. Ebedi huzura erişmenin koşulunun dindarca doğru davranmaya indirgenmesi ya ikiyüzlülük ve ahlakçılık adına bir ahlaksızlık üretecektir ya da cennet için dünyayı cehenneme çevirme hırsını tetikleyecektir. Üçüncü bir seçenek var mı? Sanmıyorum. İslam’ın vahiy ve sünnete, yani peygamberin bir aracı olarak ilettiklerine ve örnek yaşamına dayanan kaynakları Müslümanlara yüzlerini öte dünyaya çevirmelerine dair örneklerle dolu.
“Bu dünya hayatı oyun ve eğlenceden başka bir şey değildir. Şüphesiz ahiret yurdu ise, çok uzun süreli yaşanacak yerdir. Keşke bilseler!” (Ankebut Suresi, 64. Ayet)
“Allah dilediğine rızkını genişletir de daraltır da. Ve insanlar dünya hayatıyla şımardılar. Oysa ahiretin yanında dünya hayatı, değersiz, müddeti az ve geçici bir şeyden ibarettir.” (Ra’d Suresi, 26. Ayet)
Peki bu düşünceyle yoğrulan bir topluluk dünya için bir medeniyet üretilebilir mi? İnsan tarihinin sonraki kuşaklara çevresel koşulları ve bunun içindeki insani yaratımları devrine dayanan yapısı göz önüne alındığında Müslümanların içinde bulunduğu kriz çok daha iyi anlaşılacaktır. Bu teolojik problem bir yanlış anlaşılmadan mı kaynaklı yoksa yapısal mı? Çözüm ne?
3- İskender’in büyük seferi Kürdistan’da birçok değişikliğe sebep olmuş, ticaret yollarıyla taşınan bilgiler düşüncede devrimler, inançta savrulmalar yaratmış. Helenler, Kürdistan’a birçok garnizon kurmuş, zamanla asker ailelerinin ve Helen göçmenlerin yerleşmesiyle Yunan kültürü, dili, mutfağı, düşünce ve eğitim sistemi ve giyim kuşamı büyük bir etki yaratmış. Kürdistan’da çıkan heykel ve mozaiklerde bu değişim apaçık görülüyor. Sümer-Babil dinlerinin bir mirası olan Sabiiliğin bu anlamda değişimi dikkate değer. Bugün Ezdilik içinde de güçlü bir şekilde yaşayan bu damar üzerine çalışmak gerekiyor. Mesela Harran’da Platoncu okullar kurulmuş; Solon, Pisagor, Plutrkhos ve benzeri düşünürler burada peygamber olarak anılmaya başlanmış. İbnü’n Nedim’in el-Fihrist adlı eseri bu değişimin izlerini takip etmek açısından oldukça önemli. (El Fihrist, İbnü’n Nedim, Çev: Prof. Dr. Ramazan Şeşen, 2019, Ankara)
4- Özlem Taner’in Alevi deyişleri söylediği Aşıklar Meclisi adlı albümü ruhu olan bir albüm. Yolumuz Uğradı’yı defalarca başa alıp alıp dinliyoruz. Yol boyu takılıp kalıyoruz Çorumlu Kul Mehmet’in bir dizesine “Güzel ile yol gitmek güzeldir.”
5- Eski bir defterden aklımda kalan cümleler geliyor aklıma. Bu yollar sabrımızı ölçmek içindi ancak ben su kıyısında susuzluk çekmekten yanaydım; meyhanenin kapısını kirpikleriyle süpüren sevgili yerine rintlerin yarasını bela ile iyileştirenlerden yanaydım. O, aşkın sırrı olarak göz yaşlarını da bir yol sanıyordu ve gönülde gizli kalanın alemde saklı kalacağını söylüyordu. Bense, gözyaşlarını içine akıtanlardan yanaydım, acısını bir gölge gibi kalbinde taşıyanlardan...
6- Immanuel Kant “Aklını kullanma cesareti göster” diyor. İncil - Yuhanna 1’de “Başlangıçta söz vardı, tanrı sözle birlikteydi ve söz tanrıydı” diyor. Türkçe’ye “söz” olarak çevrilen kelime, İncil’in Latince çevirisine “logos” olarak çevrilmiş. Yani İslam felsefesindeki “kelam” kelimesine karşılık geliyor ve diğer anlamıyla “akıl”. Aklımda Kuran’dan bir ayet, Zumer Suresi’nin 18. ayeti, söz ile akıl arasında: “Onlar ki sözü dinlerler ve en güzeline uyarlar. Onlar, Allah'ın yol gösterdiği kimselerdir. Onlar akıl sahipleridir.”
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar k24 medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.