Michael Ashcroft
İngiliz politikacı ve iş insanı
Kürdistan kargaşanın ortasında huzurlu bir vaha
Son 40 yılda Irak’taki Kürtler, aralarında İngiltere’nin de bulunduğu Batılı ülkelerle güçlü bağlar inşa etti. 1991 yılındaki Birinci Körfez Savaşı sırasında dönemin İngiltere Başbakanı John Major; Saddam Hüseyin güçlerinin soykırım ve vahşet tehdidi altındaki Kürtler için güvenli bir sığınak oluşturan uçuşa yasak bölgenin ilan edilmesinde tarihi bir rol oynadı. Hatta Erbil’de bu tutuma duyulan saygının bir nişanesi olarak bir caddeye "Sir John Major Caddesi" adı verildi.
Kürtler vatansever ve onurlu bir halk olup çoğunluğunun kalbinde bağımsız bir devlete sahip olma hayali yatsa da, Kürdistan Bölgesi’ndeki siyasi liderlik bağımsızlık konusunda azami dikkat ve basiretle hareket ediyor; zira böyle bir adım için kesin bir takvim belirlemek, Orta Doğu’daki birçok kilit aktörün tepkisini ve çatışmasını beraberinde getirecektir.
2017 yılında Kürdistan Bölgesi’nde halkın yüzde 92’sinin bağımsızlık lehine oy kullandığı bir referandum gerçekleştirildi; ancak bu sonuca başkent Bağdat askeri güç gösterisiyle yanıt verdi. Bugün Erbil’de Irak Hükümetine karşı derin bir güvensizlik ve kaygı hakim. Bu durumun bir nedeni de 2005 Anayasası’nın açık bir ihlali olarak görülen; Kürdistan’ın yüksek gelir getiren petrol boru hattı ile gelirlerine el konulması ve bölge bütçesinin büyük bir kısmının kesilmesidir.
Böylesi bir sorun için kolay bir çözüm bulunmuyor. Kürdistan Bölgesi Başkanı Neçirvan Barzani bana şöyle dedi: "Sünniler geçmişten korkuyor, Şiiler gelecekten korkuyor; ancak Kürtler hem geçmişten, hem bugünden hem de gelecekten korkuyor!"
Kürt halkı, savaş ve çatışmalarla dolu uzun tarihi boyunca düşmanlarından korunmak için her zaman sarp Zagros Dağları’na sığındı. Meşhur "Kürdün dağlardan başka dostu yoktur" atasözü oldukça bilinir. Zagros, Saddam Hüseyin’in acımasız rejiminin yalnızca binlerce köyü yakmakla kalmayıp insanlara kimyasal silahlarla saldırarak 5 bine yakın insanı katlettiği 1980’lerin sonunda sayısız Güney Kürdistanlının sığındığı o korunaklı dağlardır.
Aynı şekilde bu dağlar, 2014 yılında DAİŞ militanları Kürdistan’ın geniş topraklarını işgal ettiğinde ve nihayetinde 2017’de Peşmerge Güçleri Batı’nın desteğiyle bu radikal terör örgütünü hezimete uğratana dek Kürtler için güvenli bir liman oldu. Bugün ise ABD-İsrail ittifakı ile İran arasında büyük bir savaş alevlenmişken bile Kürdistan, Orta Doğu’nun gelecekteki istikrarının üzerine inşa edileceği sarsılmaz bir kale olmaya gayret ediyor.
Ancak bu umutlar, geçtiğimiz eylül ayında ABD’nin Başkan Donald Trump’ın "savaşları sonlandırma" vaadi kapsamında başkent Erbil’deki son birliklerini çekmesiyle bir gerilemeye uğradı. Bu adım, ABD’nin 2003 yılında Saddam Hüseyin’i devirmek için başlattığı operasyonun ardından Irak’taki 23 yıllık askeri varlığına son verdi.
Bu gelişme oldukça endişe verici; zira Kürdistan kendisini İran savaşından uzak tutmaya özen gösterse de bu yılın şubat ayından bu yana çoğu İran’a yakın milisler tarafından gerçekleştirilen 1000'den fazla İHA ve füze saldırısına maruz kaldı. Bu saldırılarda 30'dan fazla kişi hayatını kaybetti, 150'den fazla kişi yaralandı.
Geçtiğimiz hafta, bu yarı özerk bölgenin durumunu yakından anlamak üzere Erbil’i ziyaret ettim. Buraya gelmeden önce Kürtlerin Irak, Türkiye, İran ve Suriye arasında bölünmüş yaklaşık 45 milyonluk bir millet olduğunu biliyordum; onlar bağımsız devlet hayali kuran dünyanın en büyük devletsiz halklarından biridir. Karşılaştığım herkese de ifade ettiğim gibi, bu ziyaretimin tek amacı dinlemek ve öğrenmekti.
Ancak kente ayak bastığım ilk birkaç dakika içinde bölgeye dair bakış açım tamamen değişti: Çoğu 20 yıldan daha yeni modern konut ve ticari binalar gördüm; her tarafta zenginliğin ve ekonomik canlılığın izleri açıkça hissediliyordu. Kısa sürede Kürdistan’ın siyasi, etnik, dini ve kültürel çeşitlilik içinde hoşgörü ve barış içinde bir arada yaşama kültürüyle neden haklı bir üne kavuştuğunu bizzat anladım.
Erbil yakınlarındaki konutunda, tarihi ve saygın lider Başkan Mesud Barzani tarafından son derece sıcak bir şekilde ağırlandım. Sözcüklerini özenle seçen sakin bir ses tonuyla konuşan Başkan Barzani; geçmişteki yardımları için İngiltere dahil ABD ve Batı’ya teşekkür etti.
Bununla birlikte, ABD güçlerinin çekilmesinin ardından radikal militanların Kürdistan’da yeniden kontrolü ele geçirmeye çalışabileceği yönündeki endişesini dile getirdi. Başkan Barzani bana, "2014’teki DAİŞ senaryosunun tekrarlanmasından korkuyorum." dedi. Dört gün boyunca görüştüğüm tüm siyasi liderler gibi kendisinin de barıştan yana olduğunu, ancak hiç kimsenin Kürtlerin cesaretini, direncini ve güçlü Peşmerge kuvvetlerini hafife almaması gerektiğini ifade etti. Başkan Barzani sözlerini şöyle tamamladı: "Eğer kendimizi savunmak zorunda kalırsak son ana kadar savaşırız."
Ayrıca Kürdistan Bölgesi Başbakanı Masrur Barzani ile de bir araya geldim. O da benzer şekilde bölgenin İHA ve füze tehditlerine karşı tamamen savunmasız bırakılmasından duyduğu endişeyi dile getirdi; nitekim ağustos ayında Başbakan’ın kendi kaldığı konut dahi bir İHA saldırısıyla hedef alınmıştı.
Başbakan bana, Irak Hükümetinin Kürdistan için ne gerekli hava savunmasını sağladığını ne de kendilerinin satın almasına izin verdiğini belirterek şunları söyledi: "Biz sadaka veya karaya asker gönderilmesini istemiyoruz; ancak hava saldırıları karşısında tamamen savunmasız ve çaresiz bırakılıyoruz."
Bir gazeteci ve diplomat olarak mesleği gereği hayatının büyük bir kısmını İngiltere ve ABD’de geçirmiş olan Beyan Sami Abdurrahman, savaşın ve çatışmaların bedelinin ne olduğunu çok iyi biliyor. Kendisinin o dönem Başbakan Yardımcısı olan babası ve bir erkek kardeşi, 2004 yılında Erbil’de El Kaide tarafından düzenlenen kanlı terör saldırısında 100’ü aşkın kişiyle birlikte şehit düşmüştü.
Şu anda Erbil’de yaşayan ve Başbakan’ın Kıdemli Danışmanı olan Beyan Sami Abdurrahman bana şöyle dedi: "Komşularımız bazen bize sorun çıkarıyor; ancak diğer tüm milletler gibi biz de komşularımızı kendimiz seçemiyoruz, bu yüzden onlarla olabilecek en iyi ilişkiyi kurmaya çalışıyoruz."
İngiltere Dışişleri Bakanlığı ve bazı ülkeler, vatandaşlarına zorunlu olmadıkça Irak Kürdistanı’na seyahat etmeme tavsiyesinde bulunuyor. Bu tür uyarılar şüphesiz yatırımcıların hevesini kırıyor. Oysa gerçekte Kürdistan’daki yatırım koşulları bundan daha elverişli olamazdı; zira yabancılara şirketlerinde yüzde 100 mülkiyet hakkı tanınıyor ve büyük vergi muafiyetleri sağlanıyor. Kürdistan’daki turizm ve dağcılık potansiyeli sınırsızken, abartılı güvenlik endişeleri turistleri de bölgeden uzak tutuyor.
Kentin 6 bin yılı aşkın bir süredir kesintisiz yaşamın sürdüğü dünyanın en eski yerleşim yerlerinden biri kabul edilen tarihi Erbil Kalesi’ni ziyaret ettim. Ayrıca Kürt halkının çektiği ortak acıları ve fedakarlıkları simgeleyen Şehitler Anıtı’nı da gezdim.
2015 yılında bölgeyi ziyaret etmiş olan dostum eski Kanada Başbakanı Stephen Harper, Kürdistan’a gideceğimi öğrendiğinde bana bir mesaj göndererek şöyle yazmıştı: "Kürdistan Bölgesi’ni çok seviyorum... Onlar bu kargaşanın ortasında huzurlu ve yemyeşil bir vahadır."
Ben de bu sıcak duyguları tüm kalbimle paylaşıyor; Kürdistan ve halkının cesaretlerine, dirençlerine ve sabırlarına layık olan egemen vatana doğru zamanda kavuşmalarını temenni ediyorum. Bağımsızlık gibi büyük bir hayale ulaşmaları dileğiyle, yazımı bir Kürt atasözüyle noktalamak istiyorum: "İplik iplik dokunur, kilim olur."
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.