ABD tek başına başaramaz: Savaş dönemi müttefiklerine destek

Kürdistan Bölgesi’ni desteklemek bir lütuf değil; doğrudan ABD çıkarlarına yapılan stratejik bir yatırımdır

ABD tek başına başaramaz: Savaş dönemi müttefiklerine destek
ABD tek başına başaramaz: Savaş dönemi müttefiklerine destek

Onları yüzüstü bıraktığımızda hayatlarını kaybediyorlar; bizler ise güvenilirliğimizi ve stratejik üstünlüğümüzü yitiriyoruz. Bu acı tecrübeyi Vietnam’da yaşadık, Suriye’de müşahede ettik, Afganistan’da görmeye devam ediyoruz ve bugün aynı felaketin Irak Kürtleriyle bir kez daha tekerrür etmesi riskiyle karşı karşıyayız.

Müttefiklerimize sırt çevirip onları kendi kaderlerine terk etmenin doğurduğu ahlaki vebali önemsemiyorsanız dahi, bunun ABD ulusal güvenliği üzerindeki yıkıcı sonuçlarını hesaba katmak mecburiyetindesiniz.

Cumhuriyetimizin kuruluşundan bu yana ABD; savaş dönemlerinde elzem olan ve tarihin akışını değiştiren ortaklarla ittifaklar kurma geleneğini benimsemiştir. Amerikan Devrimi’nin çetin ve meşakkatli yıllarında Kıta Ordusu ile yerel milisler, Britanya ve müttefiklerine karşı kahramanca savaştı. Çoğu zaman kaynak ve askeri eğitimden yoksun olmalarına ve daimi bir baskı altında bulunmalarına rağmen Amerikalılar bağımsızlıklarını tek başlarına kazanmadılar. Fransa; binlerce denizcisi, askeri, mali yardımları ve askeri mühimmat desteğiyle savaşın gidişatını değiştirmede tayin edici bir rol oynadı.

Amerika’nın bağımsızlığı yalnızca salt bir iradeyle değil, ulusumuzu tahkim eden stratejik ortaklıklar vasıtasıyla temin edildi. Amerikan ordusu, ulusal güvenliğimizi pekiştirmek amacıyla nizami ordulardan partizanlara ve yerel milislere kadar pek çok yerel unsura dayanmıştır. ABD kuvvetlerinin 170’ten fazla ülkede ve müttefik toprağında harekat icra ettiği günümüzde de bu hakikat geçerliliğini muhafaza etmektedir.

Milli bağımsızlığımızın 250. yıl dönümünün nihayetine yaklaşırken, ulusal güvenliğimiz açısından hayati ehemmiyet taşıyan bir coğrafyadaki en sarsılmaz ve istikrarlı ortaklarımızdan birinin hakkını teslim etmemiz gerekmektedir.

Irak Kürtleri

Bizler; halklarının istikbalini teminat altına almak veya bölgemizdeki çıkarlarımızı müdafaa etmek noktasında henüz yeterli tahkimata sahip olmadıkları bir vasatta ortağımızı yüzüstü bıraktık. Her ne kadar bu yılın eylül ayında Amerikan askerlerini Irak’tan çekmiş olsak da, ABD yönetimini Kürt ortaklarımıza hem mali hem de askeri teçhizat desteğini sürdürmeye davet ediyorum. Zira Kürtler güvenilir bir müttefik olarak bu desteği fazlasıyla hak etmektedir; aynı zamanda ABD’nin bölgedeki stratejik çıkarları da bunu zaruri kılmaktadır.

Tarihsel ittifakın doğuşu

Irak Kürtlerinin Amerikan ordusuyla olan stratejik teması 1991 yılına kadar uzanmaktadır. Saddam Hüseyin güçlerinin Kuveyt’ten çıkarılmasının ardından ilan edilen uçuşa yasak bölge ve güvenli hat, Hristiyanlar ve Ezidiler de dahil olmak üzere beş milyondan fazla Kürde ve çeşitli dini azınlıklara ev sahipliği yapan; Irak sınırları dahilinde yarı-özerk ve demokratik bir yapı olan Kürdistan Bölgesi Hükümetinin teşekkülüne zemin hazırladı.

On yıllar sonra, 11 Eylül saldırılarının akabinde ABD Irak’ı işgal etti ve Saddam rejimini tasfiye etti. Peşmerge güçleri, işgalin ilk safhalarından harekatın en karanlık günlerine kadar ordumuzla omuz omuza saf tuttu.

Kuzey cephesini açarak binlerce muharip güç sağladılar; bölgenin sosyo-politik dinamiklerine ve yerel dengelere dair kritik istihbaratı unsurlarımızla paylaştılar ve ABD Özel Harekat Kuvvetleri ile kesintisiz bir koordinasyon yürüttüler. Irak’ı Özgürleştirme Operasyonu sırasında yüzlerce Peşmerge cephede hayatını feda etti. Buna rağmen çatışma ortamı boyunca Kürt yönetimi, istikrar ve asayişini muhafaza ederek Amerikan kuvvetleri için güvenli bir sığınak işlevi gördü.

2014 yılında, ABD birliklerinin Irak’tan çekilmesinden beş yıldan az bir süre sonra, terör örgütü DAİŞ, ülkenin geniş bir sahasına yayılarak binlerce sivili katletti ve geniş çaplı bir soykırım girişimi başlattı. ABD; bu defa bizzat inşasına katkı sunduğu demokratik yönetimi müdafaa etmek maksadıyla Irak’taki askeri müdahalelerine geri dönmek zorunda kaldı. Peşmerge, Amerikan kuvvetleriyle birlikte ön cephede savaşarak DAİŞ’in askeri olarak imha edilmesinde belirleyici bir rol üstlendi.

1300’den fazla Peşmerge bu amansız mücadelede en yüce fedakarlıkta bulunarak yaşamını yitirdi. Aralık 2017’ye gelindiğinde DAİŞ, Irak’ta kontrol ettiği tüm toprakları kaybetti ve dönemin başbakanı nihai zaferi ilan etti; bu tarihi muvaffakiyet, Kürtlerin ödediği muazzam bedeller sayesinde mümkün olabilmiştir.

Şayet ahlaki değerlerin ve Amerikan taahhütlerinin bir karşılığı varsa; bu bölgenin halkı savaşın en buhranlı safhalarında da barış diplomasisinde de tavizsiz bir biçimde yanımızda durmuştur. Ne denli muktedir ve vefakar bir müttefik olduklarını defaatle kanıtlamışlardır. İnsani ve vicdani saikleri bir kenara koysak dahi, bizzat ulusal güvenlik çıkarlarımız, dış ilişkilerimizi pervasızca heba etmeden evvel derin bir muhasebe yapmamızı gerektirmektedir.

İtibar ve güvenlik tehdit altında

Orta Doğu, ABD’nin bölge genelinde stratejik güç ve nüfuz projeksiyonu icra etmesini mümkün kılan askeri üslere ev sahipliği yapmaktadır; bölge liderleri de tarihsel olarak ABD’nin stratejik hedefleriyle mutabık kalmıştır. ABD ile İran rejimi arasında süregelen mevcut çatışma ortamında Kürdistan Bölgesi, ABD’ye olan kadim bağlılığı sebebiyle ağır bir bedelle yüz yüze kalmıştır.

Bölge genelindeki askeri ve sivil altyapılara 600’den fazla İHA ve füze saldırısı gerçekleştirilmiş; bu saldırılar can kayıplarına ve ciddi maddi hasarlara yol açmıştır. Suudi Arabistan, Kuveyt, Katar, Bahreyn ve Ürdün gibi diğer bölge ülkeleri de benzer tahribatlara ve kayıplara maruz kalmış; kamuoylarından yükselen Amerikan askeri varlığına ve ABD ile ittifak sebebiyle ödenen faturaya yönelik artan bir iç siyasi baskıyla karşılaşmışlardır.

Beşinci Filomuzun ana karargahı ciddi bir yıpranma içindedir ve operasyonel kabiliyetleri stratejik düzeyde aşınmaktadır. Askeri üslerimiz zarar görmüş, toplam maliyeti 3 milyar 300 milyon doları bulan 81 savaş uçağı hasara uğramış veya kullanılmaz hale gelmiştir. Coğrafi üstünlüğümüzü ve askeri teçhizatımızı düzenli olarak kaybettiğimiz böylesi bir konjonktürde, ortaklarımızı kaybetme lüksümüz bulunmamaktadır. Halihazırda Amerikan birliklerine ev sahipliği yapan 170 ülke ve bölgenin karar alıcıları ile toplumları, bu krizin nasıl nihayetleneceğini dikkatle takip etmektedir; onların görmek istediği şey bir geri çekilme değil, caydırıcı bir çözümdür.

Bölge halkları kesintisiz füze ve İHA tehditlerine göğüs gererken, gerek onların gerekse bizlerin güvenliği namına ABD’nin bu aktörlerin arkasında durması hayati bir zorunluluktur. Bu devletler her geçen gün, hangi eksende yer alacaklarına dair stratejik kar-zarar hesapları yapmak mecburiyetindedir. Bizim sahadaki tutumumuz; ulus olarak güvenilir bir stratejik ortak olup olmadığımızı yahut bölge aktörleri açısından stratejik kazanımın Çin gibi yükselen küresel aktörlerle hizalanmakta olup olmadığını gösteren temel bir turnusol kağıdıdır.

2027 yılından itibaren ABD, Kürt kuvvetlerine yönelik mali yardım mekanizmasını kademeli olarak sonlandırma sürecine girecektir; nitekim ABD Savaş Bakanlığı (Pentagon) ile Peşmerge Bakanlığı arasındaki Mutabakat Zaptı’nın süresi Eylül 2026 itibarıyla dolmuştur. Bu iki karar, Kürt yönetiminin idari istikrarını ve güvenlik kapasitesini ciddi şekilde zaafa uğratacaktır. Bu durum, anılan müttefikimizin ABD adına bölgesel bir güvenlik partneri olarak hareket etme kabiliyetini baltalayacaktır. Kürdistan Bölgesi’ni tahkim etmek bir lütuf değil; doğrudan Amerikan ulusal çıkarlarına hizmet eden rasyonel bir yatırımdır.

Müttefiklerinin desteğiyle kurulmuş bir devlet olarak hatırlamalıyız ki; ABD, denizaşırı hedeflerini gerçekleştirebilmek için halen sahada test edilmiş, güvenilir ortaklarına muhtaçtır. Orta Doğu jeopolitiğinde, Irak Kürtlerinden daha yüksek bir sadakat ve güvenilirlik sergileyen aktörlerin sayısı son derece kısıtlıdır. Yaşadıkları tecrübenin, gelecekte ABD ile stratejik ortaklık kurmayı düşünen diğer devletler nezdinde caydırıcı ve ibretlik bir ikaza dönüşmemesi adına, onları bir kez daha terk etmemeliyiz.

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.