Mustafa Barzani ve modern Kürt tarihinde stratejik dönüşüm doktrini

Mustafa Barzani ve modern Kürt tarihinde stratejik dönüşüm doktrini
Mustafa Barzani ve modern Kürt tarihinde stratejik dönüşüm doktrini

Tarih, yalnızca olgular ve hadiseler silsilesinin mekanik bir kaydı değildir; felsefi zaviyeden bakıldığında, ulusların kolektif kimliklerini inşa etme ve köklü dönüşümler yaratma iradelerinin çarpıştığı diyalektik bir sahadır.

Bu düşünsel perspektiften hareketle, tarihe mal olmuş mümtaz önderler geçici jeopolitik tesadüflerin bir ürünü olarak değil; bilakis halkların varoluşsal bekalarını temin etme, meşruiyet kazanma ve hürriyete erişme yönündeki derin tarihsel zorunluluklarının ve kolektif arzularının bir tezahürü olarak tarih sahnesine çıkarlar.

Orta Doğu’nun çağdaş jeopolitik dinamiklerinin ışığında, Kürt ulusunun manevi kurucu önderi kabul edilen Mustafa Barzani’nin şahsiyeti, Kürdistan’ın sarp dağ ve vadilerine münhasır kalmış geleneksel bir askeri komutan portresini çoktan aşmış ve evrensel-tarihsel bir boyut kazanmıştır.

Stratejik bir mimar, ulusal Kürt düşüncesinin kuramcısı ve tarihsel bir lider olarak Barzani; sergilediği yüksek basiret ve nadir rastlanan karizmatik liderliğiyle, Kürt kurtuluş mücadelesini geleneksel ve dar kalıplarından kurtararak kapsayıcı bir ulusal vizyona sahip, kurumsal ve çok boyutlu bir siyasi-diplomatik harekete dönüştürmeyi başarmıştır.

Osmanlı İmparatorluğu’nun dağılmasının ve 1920 Sevr Antlaşması’nın vaatlerini hükümsüz kılan 1923 Lozan Antlaşması’nın imzalanmasının ardından, Orta Doğu genelinde ve hususen Kürdistan coğrafyasında dayatılan adaletsiz parçalanmışlık karşısında Barzani, özünde halkların kendi kaderini tayin hakkının yer aldığı muhkem bir doktrin inşa etmiştir.

Bu vizyoner hamle ile Kürt meselesi; yerel isyanlar ve dağınık bölgesel başkaldırılar hüviyetinden sıyrılarak, hem bölgesel hem de uluslararası denklemde karşılık bulan haklı, meşru ve evrensel bir dava niteliği kazanmıştır.

Mustafa Barzani’nin milli karizması; dönemin bölgesel güçlerinin Kürtlerin birliğini baltalamak adına sıklıkla istismar ettiği aşiretsel, zümresel ve coğrafi bölünmüşlükleri aşarak Kürt toplumunun farklı katmanlarını tek bir gaye etrafında konsolide edebilme yetisinde somutlaşmıştır. Kadim toplumsal-kültürel değerleri ve özsel milli şuuru modern siyasal bilinçle mezceden Barzani, toplumun tüm dinamiklerini ortak bir ülküde buluşturan birleştirici bir sembol haline gelmiştir.

Diplomatik alanda ise General Mustafa Barzani’nin Soğuk Savaş konjonktüründeki yaklaşımı, ileri düzeyde bir siyasal pragmatizm örneği sergilemiş ve hassas uluslararası güç dengelerine dair derin vukufiyetini kanıtlamıştır.

Doğu ve Batı blokları arasındaki keskin kutuplaşmaya rağmen Barzani, uluslararası denklemi Kürdistan halkının yüksek menfaatleri doğrultusunda yüksek bir realizm ve basiretle yönetmeyi başarmıştır.

1946 yılında Mahabad Kürdistan Cumhuriyeti’nin en üst düzey askeri komutasını deruhte eden Barzani, akabinde yüzlerce Peşmerge yoldaşıyla birlikte Sovyetler Birliği topraklarına doğru gerçekleştirdiği ve tarihte eşine az rastlanan efsanevi yürüyüşüyle, ulusunun hafızasına silinmez bir kahramanlık sayfası nakşetmiştir.

1947-1958 yılları arasındaki bu sürgün sürecini siyasi ve askeri yetkinlikleri tahkim etmek, kurumsal örgütlenme bilincini pekiştirmek ve Kürdistan Demokrat Partisi’nin (KDP) örgütsel omurgasını olgunlaştırmak amacıyla stratejik bir fırsata dönüştürmüştür. Nitekim 14 Temmuz 1958 devriminin ardından Irak’a avdet ettiğinde, bugün Kürt ve Kürdistan varoluşunun sarsılmaz simgesi sayılan disiplinli ve kurumsal "Kürdistan Peşmerge Güçleri"nin temellerini atmıştır.

Sovyetler Birliği’nin Bağdat’taki merkezi hükümetle tesis ettiği çıkarlar uğruna Kürt taleplerine verdiği desteği geri çekmesi üzerine General Barzani; diplomatik pusulasını cesur bir manevrayla Batı dünyasına, Amerika Birleşik Devletleri’ne (ABD) ve uluslararası kamuoyuna çevirmiştir. Bu tasarruf, onun jeopolitik konjonktürü doğru okuma kabiliyetini ve ulusunun geleceğini tek bir ideolojik kampa ipotek etmeme kararlılığını açıkça ortaya koymuştur.

Uluslararası konjonktürün çıkarlar temelinde şekillendirdiği komplolar ve bilhassa 1975 Cezayir Anlaşması’nın Kürt devrimine vurduğu ağır darbeye ve çetin sınamalara rağmen; bu süreç Kürt diplomasi geleneğinin sarsılmaz temellerini atmış ve Kürt ulusal iradesinin geçici yenilgilerle teslim alınamayacağını tarihe tescil ettirmiştir.

Çağdaş dönemde de Mustafa Barzani’nin doktrini ve düşünce mirası, Kürdistan Bölgesi’nin kurumsal ve anayasal mimarisine rehberlik eden stratejik bir meşale olma vasfını sürdürmektedir. Ulusal tesanüt, siyasi karar alma mekanizmasındaki bağımsızlık, küresel ve bölgesel aktörlerle kurulan dengeli diplomasi ve ulusal mücadelenin evrensel insani ve anayasal normlara dayandırılması; 1991 Raperin’ine (Büyük Ayaklanma) ve akabinde Kürdistan Bölgesi’nin anayasal meşruiyete kavuşan siyasi statüsüne zemin hazırlayan bu kadim felsefenin doğrudan izdüşümüdür.

Netice itibarıyla, bu ölümsüz doktrine dair yapılacak felsefi ve analitik bir okuma; Mustafa Barzani’nin siyasi ve diplomatik müktesebatının konjonktürel hadiselere verilmiş reaktif tepkilerden ibaret olmadığını, aksine egemenlik, tarihsel haklar ve uluslararası meşruiyet nosyonlarını tahkim eden müstakil bir düşünce ekolü teşkil ettiğini doğrulamaktadır.

İşte bu muhkem fikri zemin, Mustafa Barzani’yi Kürt ulusunun müşterek vicdanında ve hürriyete, izzete ve egemen bir yaşama inanan istikbal nesillerinin zihninde ebediyen kök salmış ölümsüz bir simge kılmaktadır.

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.