Iraklı liderlerinin Başkan Barzani'nin tecrübesinden faydalanması gerekir
Eski Türkiye Başbakanı ve Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu, 9 Haziran 2026 Salı günü, Kurdistan24 ekranlarında Jîno Mihemed’in sunduğu özel röportaj programında, Kürdistan Bölgesi ziyaretini, bölgenin siyasi liderliğiyle gerçekleştirdiği görüşmelerin sonuçlarını ve bölgedeki siyasi-güvenlik denklemlerine dair analizlerini paylaştı.
Kurdistan24 sunucusu: Türkiye Cumhuriyeti; Asya ve Avrupa kıtalarını birbirine bağlayan eşsiz ve kritik bir jeopolitik konumda yer almakta, başta Orta Doğu olmak üzere bölgesel, siyasi ve ekonomik gelişmeler üzerinde mutlak bir etki sahibi bulunuyor. Türkiye, 35 yılı aşkın bir süredir Kürt sorununun çözümüyle meşgul olmasına rağmen bu mesele henüz nihai bir çözüme kavuşturulabilmiş değil. Şüphesiz Kürt sorununun çözülmesi ve barış sürecinin başarıya ulaşması hem Türkiye hem de tüm bölge için son derece olumlu sonuçlar doğuracaktır. Bu bağlamda, davetimizi kabul ederek ilk kez Kurdistan24 stüdyolarına konuk olan Gelecek Partisi Genel Başkanı ve eski Türkiye Başbakanı Ahmet Davutoğlu'na çok teşekkür ediyor, "Hoş geldiniz" diyorum.
Ahmet Davutoğlu: Hoş bulduk çok teşekkür ediyorum, K24 televizyonu üzerinden de Kürdistan Bölgesi’ndeki bütün kardeşlerime selamlarımı iletiyorum, buraya gelmek benim için kendi evime gelmek kadar mutluluk verici, sizlerle birlikte olmaktan büyük memnuniyet duyuyorum, bizi stüdyonuzda böyle ağırladığınız için, bütün Kürdistan’daki kardeşlerime selam verme imkanı tanıdığınız için ben teşekkür ediyorum.
Kurdistan24 sunucusu: Ben de önemli ve güncel konuları bir kez daha birlikte değerlendirmekten büyük memnuniyet duyuyorum. Bugün Kürdistan Bölgesi'nde, başkent Erbil'de, Başkan Mesud Barzani ve Kürdistan Bölgesi Başbakanı Mesrur Barzani ile çok önemli görüşmeler gerçekleştirdiniz. Bu görüşmelerde neleri ele aldınız?
Ahmet Davutoğlu: Her şeyden önce, Sayın değerli kardeşim Mesrur Barzani’ye ve 20 yıllık çok kıymetli dostum, en zor zamanlarda omuz omuza verdiğimiz Sayın Kak Mesud Barzani’ye teşekkür ediyorum. Çok güzel bir şekilde ağırladılar. Şüphesiz ben son iki yıl içinde çeşitli forumlara katılmak üzere Erbil, Süleymaniye ve Duhok’a dört kez geldim. Her gelişimde dünyadaki gelişmeler o kadar hızlı seyrediyordu ki birçok konuyu istişare etme ihtiyacı doğdu, bu nedenle konuları planladığımızdan çok daha uzun uzadıya ele aldık. Sayın Mesrur Barzani ile iki saatlik, Sayın Mesud Barzani ile ise bir buçuk saatlik görüşmelerimiz oldu. Bu görüşmelerde öncelikle dünya, Orta Doğu ve bölgedeki genel duruma ilişkin kapsamlı bir değerlendirmede bulunduk. Ardından Türkiye-Irak ve Türkiye-Kürdistan Bölgesi ilişkilerini ele aldık. Tek tek masaya yatırmamız gereken çok sayıda ortak konumuz var. İsrail ve ABD’nin İran’a yönelik saldırılarının ardından birçok dengede değişim yaşandı, bu saldırılara ilişkin kendi görüş ve analizlerimi paylaşarak savaşın bölge üzerindeki etkilerini değerlendirdik. Bu bağlamda Kürdistan Bölgesi-Türkiye ile Irak-Türkiye ilişkilerini ele alarak karşılıklı görüş alışverişinde bulunduk.
Kurdistan24 sunucusu: Bu savaşta Kürdistan Bölgesi’ne yönelik nasıl bir değerlendirmede bulundunuz? Sizce Kürdistan Bölgesi bu savaşta tarafsız kalmayı başarabildi mi?
Ahmet Davutoğlu: Ben bu konuyu hem Sayın Mesrur Barzani ve Başkan Barzani ile yaptığım görüşmelerde hem de Süleymaniye'de Bafil Talabani ve Kubat Talabani ile bir araya geldiğimde dile getirdim. Her şeyden önce, Kürdistan Bölgesi'nin takip ettiği tarafsızlık politika çok derece doğrudur. Maalesef Kürdistan Bölgesi, bölgede çıkan savaşlardan en çok acı göre yer olmuştur; İran-Irak savaşı döneminde en büyük acıyı yaşayan Halepçe örneğinde olduğu gibi, Kürt halkı her zaman en ağır bedelleri ödemiştir. Aynı bedellerin bir daha ödenmemesi için takip edilen politika çok doğru.
Sayın Mesud Barzani’den bahsettim, kendisi 1991 savaşını gördü, 2003 savaşını gördü ve ardından DAİŞ savaşı sürecni gördü. Geçmişe dönüp baktığımızda Başkan Barzani, Kuveyt’in işgalinden bu yana hayatta olan ve aktif siyaset yürüten tek liderdir. Örneğin bölgenin o dönemdeki en belirgin liderleri olan Mısır’da Hüsnü Mübarek, Ürdün’de Kral Hüseyin, Filistin’de Yaser Arafat, Suriye’de Hafız Esed ve Irak'taki liderlerin hiçbiri bugün hayatta değil. Bölgedeki tüm bu savaş sarmalının ortasında, Irak Kürdistan Bölgesi’ni çatışmalardan uzak tutmayı başaran Başkan Barzani’nin bu tecrübesinin kıymeti bilinmelidir; bu çok doğru bir karardı. Böylece hiç kimse Irak Kürtlerini bir araç olarak kullanamadı.
Kurdistan24 sunucusu: Yani sizce Başkan Barzani bu savaş döneminde bilgece bir karar mı verdi?
Ahmet Davutoğlu: Şüphesiz, Başkan Trump'ın Kürtlere silah verilmesi ve savaşa girilmesi konusundaki açıklamaları endişe yaratmıştı. Bugün Sayın Mesud Barzani de bu konuya değindi; Kürtler, kimsenin stratejinde kullanacağı bir piyon gibi, bir araç gibi görülmemeli. Geçmişte bu konularda çok ağır bedeller ödendi. Ben Sayın Mesud Barzani, Mesrur Barzani, Neçirvan Barzani ve Irak Dışişleri Bakanı Fuad Hüseyin'in takip ettiği politikayı, erdemli ve kıymetli bir politika olarak görüyorum. Kürtler bu savaşın ve gelecekteki başka hiçbir savaşın parçası olmamalıdır. Erbil'e her gelişimde gurur duyuyorum ve bu şehrin daha da geliştiğini görüyorum, Erbil çok daha modern bir çehreye kavuştu. Bundan 20-25 yıl önceki Erbil'i bir düşünün. Bu çok güzel bir durum, peki Erbil'deki bu kalkınmanın temel faktörü nedir? Örneğin geçen yıl Musul'u ziyaret ettim, maalesef Erbil kadar gelişmemişti. Aynı şekilde petrol kaynağı olan Kerkük de gelişme gösteremedi. Süleymaniye de kalkınma yolunda ilerliyor ancak Orta Doğu'nun en zengin şehirlerinden biri haline gelen Erbil ile kıyaslanamaz. Tüm bunların sebebi nedir? Sayın Mesud Barzani ve Kürdistan Bölgesi Hükümet yetkilileri, savaşın dışında bir ekonomik kalkınma uyguladılar ve Türk ekonomisi Erbil’e katkıda bulundu ve barış ortamında bir kalkınma sağlandı. Aynı başarının diğer şehirlerde saplanması için Irak’ın ve Irak Kürdistan Bölgesi’nin savaşın dışında kalması lazım. Bu konuda Mesud Barzani'yi, Mesrur Barzani'yi ve Kürdistan Bölgesi yönetimini bir kez daha tebrik ediyorum.
Kurdistan24 sunucusu: Kürdistan Bölgesi ve özellikle Erbil ile Türkiye, birbiri için hala yakın birer dost ve komşu olmaya devam ediyor mu?
Ahmet Davutoğlu: Şüphesiz, onlar birbirleri için bir komşudan çok daha fazlasıdır. Ben burayı komşu gibi görmüyorum, buraya geldiğimde komşuya geldim gibi hissetmiyorum, aksine kendime Ahmet Erbilli diyorum. Erbil’i sık sık ziyaret ediyorum, bu şehirler bizim kendi şehirlerimiz gibi. Sizler de İstanbul’u ziyaret ettiğinizde oraya bir komşu gibi gitmiyorsunuz; orası sizin de şehrinizdir. Bizler yüzyıllar boyunca birlikte yaşadık. Elbette birbirimizin sınırlarına saygı göstereceğiz, ancak biz birbirimizden uzak değiliz. Türkçede "Irak" kelimesi uzak anlamına geliyor; fakat ben her zaman Irak’ın bize uzak değil, çok yakın olduğunu söylerim. Irak içinde de Kürdistan Bölgesi'ndeki Kürtler bize en yakın topluluk. Dolayısıyla burası bizim için hem stratejik bir ortak hem de kültürel anlamda entegre bir toplumuz.
Kurdistan24 sunucusu: Siz hem Kürtlere hem de dış dünyaya yönelik açılım politikasının mimarıydınız, Türkiye bu açılımdan ne tür faydalar sağladı?
Ahmet Davutoğlu: Elbette, ben Stratejik Derinlik kitabını yazana kadar Türkiye'nin dış politikası tek boyutlu bir eksende ilerliyordu. Soğuk Savaş döneminde Türkiye, NATO'nun bir kanat ülkesi olarak görülüyordu ve tüm dış politikamız Sovyetler Birliği tehdidine karşı şekillenmişti. Türkiye'nin dış politikası üç temel unsura odaklanmıştı: Birincisi Sovyetler Birliği tehdidi, ikincisi Yunanlılarla Kıbrıs sorunu, üçüncüsü ise PKK dolayısıyla Kürt meselesi. Ben bu yaklaşıma karşı çıktım ve Türkiye'nin sadece NATO'nun kanat ülkesi olmadığını, aksine Asya ve Avrupa'nın merkezinde yer alan bir ülke olduğunu savundum. Bu vizyonla baktığımızda bizler hem bir Orta Doğu ülkesiyiz hem de Balkanlar, Kafkas, Asya ve Afrika ile bağları olan bir ülkeyiz. Başdanışman olduğum dönemde, Irak savaşı sırasında buradaki halkla doğrudan iletişim kurmak istedim. O dönemde devlette Kürtçe ve Arapça bilen insan sayısı çok azdı. Bunun doğru olmadığını belirterek diplomatlarımızı Kürtçe ve Arapça öğrenmeye teşvik ettim. 2005’te Sünnileri seçime sokan görüşmeleri Türkiye yaptı. Amerikalılarla Sünniler arasında. Bir süre sonra Türkiye, Kürdistan Bölgesi ile Bağdat arasındaki kronik sorunlar dahil birçok meselede devreye giren bir aktör oldu. Lübnan'daki cumhurbaşkanlığı krizini çözdük. Filistin sorununa doğrudan girdik. Yani Türkiye, bölge ülkelerine birer tehdit unsuru olarak bakmayı bıraktı ve sorunların nasıl çözülebileceğine odaklandı. Örneğin Erbil'de olduğu gibi, ekonomik iş birliği kanalıyla barışı tesis etmeye çalıştık; çünkü ekonomik iş birliğinin olduğu yerde barış da kalıcı olur. Bu doğrultuda dört temel vizyon ortaya koydum: Birincisi, üst düzey görüşmelerin ve diyalog mekanizmalarının işletilmesi; ikincisi, ekonomiyi temel alan ortaklıklar kurulması ki bugün Türkiye ekonomisi Orta Doğu ölçeğinde oldukça güçlüdür ve herkesle ticari alışverişi bulunmaktadır; üçüncüsü ise kültürel etkileşimdir. Erbil'de gençlerin büyük bir kısmının Türkçe konuştuğunu gördüm; bir kısmı ailelerinden, bir kısmı ise dizilerden öğrenmiş. Bana duydukları sevgiden ötürü beni Ahmet Ağabey diyorlar. Aynı şekilde Türkiye'de de Kürtçe yabancı bir dil olarak görülmüyor. Bizler, bölgede ortak bir düzenin ve sistemin kurulması adına temel bir aktör haline geldik.
Kurdistan24 sunucusu: Kürdistan Bölgesi'nin farklı etnik ve dini gruplara haklarını tanıma konusundaki deneyimini nasıl değerlendiriyorsunuz? Kürdistan Bölgesi ile Türkiye'nin sahip olduğu bu tecrübeleri, karşılıklı fayda sağlamak adına daha fazla ileriye nasıl taşıyabiliriz?
Ahmet Davutoğlu: Ben bunu son derece doğru görüyorum. Özellikle Dışişleri Bakanı olmamın ardından Kürdistan Bölgesi ile çok iyi ilişkiler geliştirdik. Türkmen toplumu, bilhassa Kürdistan Bölgesi ile ilişkilerin düzeltilmesi ve geliştirilmesi sürecinden sonra buradaki durumdan son derece memnun olduklarını her zaman vurgulamaktadır. Kürt yetkililer de Türkmenleri hiçbir zaman bir tehdit olarak görmüyor. Bizler Erbil’de Türkmen ve Kürt olarak hep birlikte yaşadık; Kerkük’te de durum aynıdır. Türkiye’de de bu böyledir; örneğin Konya ilimizin bazı ilçelerinde Kürt nüfus, bazı ilçelerinde ise Türk nüfus yaşamaktadır. Bu nedenle Kerkük’te bir Türkmen’in vali olmasıyla çok doğru bir adım atıldı ve Türkiye’de çok olumlu karşılandı. Yüz yıl aradan sonra bir Türkmen’in vali olarak atanması son derece olumlu karşılandı. Ben her zaman Kerkük'ün "küçük bir Irak" olduğunu ifade ederim. Irak ise Orta Doğu’nun bir minyatürü gibidir. Orta Doğu’daki her dil, din ve etnik unsur Irak’ta mevcuttur, Kerkük de aynı şekilde küçük bir Irak’tır. Kerkük’te Kürtler, Araplar, Türkmenler ve Hristiyanlar bir arada yaşamaktadır. Bu doğrultuda, bu ortak yaşama ve kapsayıcılığa yönelik atılan her adımı sonuna kadar destekliyoruz.
Kurdistan24 sunucusu: Türkmenler şu an Kürdistan Bölgesi'ndeki yönetim ve karar alma mekanizmalarında yer alıyor olsalar da Sayın Davutoğlu'nun Kürdistan Bölgesi'ni ziyaret edip kendileriyle bir araya geldiğinde, Türkmenlerin Kürdistan Bölgesi'nin siyaseti ve yönetimine dair herhangi bir talebi veya görüşü oluyor mu?
Ahmet Davutoğlu: Geçmişte evet, bazı sitemleri vardı ancak ilişkilerimizin gelişip güçlenmesinin ardından artık hiçbir şikayetleri olmadığı gibi, aksine son derece memnun ve müteşekkirdiler. Beni ağırlayan Bölge Bakanı Aydın Maruf da her şeyden oldukça memnun. Türkmenlerin bu derece huzurlu ve memnun olması herkesin yararınadır. İnanıyoruz ki herhangi bir şikayet veya talepleri olduğunda bunu rahatlıkla iletebilirler. Sayın Mesud Barzani, Neçirvan Barzani ve Mesrur Barzani de bunu çözüme kavuşturur. Bundan 15-20 yıl önce yaşanan o eski sorunların tamamı artık aşıldı.
Kurdistan24 sunucusu: Barış sürecinin başarıya ulaşmasından hem Kürtler hem de Türkiye ne kazanacak, ellerine ne geçecek?
Ahmet Davutoğlu: Her iki taraf da çok şey kazanacak ve kazançlı çıkacaktır. Bugün Sayın Mesud Barzani ile bir araya geldiğimizde, kendisi bu yıl iyi yağmur yağdığını ve her yerin yemyeşil olduğunu söyledi; ben de "Evet öyle, bizim tarafta da bu yıl güzel yağış oldu" dedim. Kendisine, "Ben dağ çocuğuyum, Toros Dağları'nda doğdum; sizin dağlarınızı da görmek ve oralarda gezmek isterim" dedim. O da bana, "Sizi Barzan'da ağırlayalım, tatilinizi burada geçirin" dedi. İnanıyorum ki terör sona erdirilirse, insanlar tıpkı Barzan gibi her yerde rahatça seyahat edebilir ve buralar herkes için güvenli birer sığınak haline gelir. Kandil'de PKK'nin kontrolü altında bulunan yüzlerce köy var. Bu köylerin tamamının yeniden topluma kazandırılması gerekiyor. Barış sürecinin başarıya ulaşmasıyla birlikte tüm bu köyler normal hayatlarına geri dönecektir. Şunu açıkça ifade edeyim; Türkiye ile komşu olan ve ilişkilerini iyi tutan herkes kazanır, bunun en somut örneği Erbil'dir. Erbil'in zarar görmesini neden istemiyoruz biliyor musunuz? Mesele sadece Kürtleri çok seviyor olmamızla sınırlı değil; madalyonun diğer yüzünde, Türkiye vatandaşlarının burada çok büyük yatırımları var ve Erbil de bu yatırımlardan ciddi şekilde faydalandı. Şunu bir düşünün: Eğer genel bir barış ortamı tesis edilirse, işte o zaman bu güzellik ve kalkınma Süleymaniye'ye ve Kürdistan Bölgesi'nin diğer tüm vilayetlerine de taşınacaktır.
Kurdistan24 sunucusu: Sayın Davutoğlu, yani bu kazanç çift taraflı mı, yoksa tek taraflı mı?
Ahmet Davutoğlu: Kazanç şüphesiz çift taraflıdır. Bakınız, tek taraflı kazancın ömrü uzun olmaz ve bir süre sonra yok olup gider. Dolayısıyla mevcut durum iki taraflı bir kazanca dayanıyor. Buna örnek olarak Erbil'in Irak'ın diğer vilayetlerinden neden daha gelişmiş olduğunu gösterebilirim. Çünkü Erbil, Türkiye ile sahip olduğu bu ilişkilerden kazanç sağlıyor. Eğer aynı koşullar Musul için de yaratılsaydı ve Türkiye’nin ekonomik ve ticari gücünün o vilayete girmesine izin verilseydi, Musul da kalkınıp gelişirdi. Türkiye’nin en önemli gücü, refah ihraç edebilmesidir; dolayısıyla bu senaryoda tüm taraflar kazançlı çıkacaktır.
Kurdistan24 sunucusu: Irak'tan bahsettiniz, biraz da Irak üzerine konuşalım. Irak şu an yeni hükümetin kurulma aşamasında bulunuyor, Irak Başbakanı hakkındaki değerlendirmeniz nedir?
Ahmet Davutoğlu: Geçmişte Irak'taki tüm liderlerle birlikte çalıştım. Şu an görevde olan Ali Zeydi ise Irak siyasetinde yeni bir isim. Kendisinde ilk etapta gördüğümüz yaklaşım, mezhepçi ve ayrılıkçı bir yapıya sahip olmadığı yönündedir, bu durum üzerimizde olumlu bir izlenim bıraktı. Büyükelçiliğimiz aracılığıyla Ali Zeydi'ye bir mektup göndererek kendisine başarı dileklerimi ilettim.
Irak'ta artık yeni bir dönemin başladığına herkesin inanması gerekiyor. Savaşın ardından Irak, artık kendi rotasını doğru ve sağlam bir temel üzerine oturtmalıdır. Şu anki tek olumsuz nokta ve eksiklik, yeni Irak kabinesinde Türkmenlere yer verilmemiş olmasıdır. Bu eksikliğin de giderilmesini ümit ediyorum; zira yeni Irak kabinesinde tüm unsurların temsil edilmesi gerekir. Ancak geçmişteki sorunlardan ders çıkarılması ve ayrılıkçı politikalara asla teslim olunmaması şarttır.
Kurdistan24 sunucusu: Bu şart, Irak'taki siyasi sorunları sona erdirmek için bir öneri midir yoksa Türkiye'nin bir şartı mıdır?
Ahmet Davutoğlu: Tabii benim şu anda resmi bir görevim yok. Ama Türkiye’deki yönetici arkadaşların hepsi geçmişte beraber çalıştığımız arkadaşlar, dolayısıyla hükümet adına bir şey söylemek durumunda değilim. Dolayısıyla Türkiye’deki herkes, kalkınmış ve zengin, barışı sağlanmış birleşik bir Irak ister. Kürdistan Bölgesi’nin de bu ilişkilerde köprü olmasını, Türkiye’nin önünü açan ve Türkiye ile birlikte davranan bir bölge olmasını ister.
Kurdistan24 sunucusu: İlişkilerden bahsettiniz, sormak isterim: Erbil ile Bağdat arasında bir dizi sorun bulunuyor, bu noktada Türkiye'nin rolü ne olmalıdır?
Ahmet Davutoğlu: Ben bugün bunu sayın Mesud Barzani ve Mesrur Barzani ile konuştum. Türkiye çok şey yapabilir. Geçmişte ne zaman sıkıntı olsa Erbil ile Bağdat arasında biz çözmeye gayret ettik. Biz Kürt temsilinin Bağdat’ta çok güçlü olmasını isteriz. Bağdat’ta Kürt temsili iyi olursa bu Türkiye’nin menfaatinedir. Biz Kürtlerin Bağdat’ta etkili olmasını isteriz. Çünkü birinci derecede komşumuz, bizi Bağdat’a bağlayan yol Kürdistan’dan geçiyor. Bir dönem ben Dışişleri Bakanı olmadan önce rahmetli Celal Talabani Cumhurbaşkanı olduğunda Türkiye’de birçok kişi rahatsız oldu bir Kürt Irak’ın cumhurbaşkanı oldu diye. Ben tam tersi kanaatteydim. Araplar, Türkmenler ve Kürtler anlaştıktan sonra bir Kürt’ün cumhurbaşkanı olması Türkiye için bir tehdit değil aksine bir avantaj. Mesud Barzani’nin bir liderlik tecrübesi var. Onun Bağdat’a yansıması lazım. Bağdat’taki liderlere bakılırsa Barzani kadar tecrübeli neredeyse kimse kalmadı. Barzani 40 ila 50 yıl öncesine kadar giden bir geçmişi var. Sayın Barzani’nin Bağdat’ta etkili olmasını isteriz. En kısa zamanda bir Kürdistan Bölgesi Hükümetinin kurulması, KYB ile KDP arasındaki görüş ayrılıklarının giderilmesi ve birlikte Bağdat’ta etkili olmaları ve Bağdat’ta yeni şekillenen yapısında Kürtlerin iyi bir şekilde temsil edilmesi bizim şahsi tavsiyemiz olur. Bu herkesin kazanacağı bir formüldür. Mesud Barzani bu konuda öncülük yapacağı tecrübeye sahiptir.