Ali Fikri Işık
Author
Toplumdan daha önemli olmayı nasıl başarabilirim?
Hiç kimse kusura bakmasın, adına demokrasi denilen bu oyunda, sandıktan başka aramızda bizi birbirimize meşruiyet bağı ile bağlayan hiçbir hakikat yoktur. Ve yine hiç kimse kusura bakamasın bu sandığın suçu değildir. Demokratik hayatımızı sandığın yanı sıra daha zengin ve birleştirici kurumlarla donatmadığımız için tek kusurlu yine biziz.
Yukarıdaki önermeyi bir soruya dönüştürüp, kamusal zeminde buna ideolojik dayanaklar aramak, çok cesaret isteyen bir davranış olurdu! Bu ölçekte, bu kadar megaloman olmayı göze almak, siyaseten, pek zekice bir fikir olarak gelmez hiç kimseye. Normalde rutin, söylem ya da jargon şöyledir: ‘Toplum söz konusu olduğunda, ben birey olarak pek önemli değilim’ denilir. Hatta bir adım daha ileri gidilerek, söylem, sıkıca niyete şöyle bağlanır: ‘Bir tür toplumsal sistemin yeniden üretilmesinde siyaset önemli bir rol üstelendiği için, benim sürdürdüğüm işlevlerin, mutlaka birileri tarafından yerine getirilmesi gerekir. Öyle ki bu kişinin ben olması için hiçbir özel neden yoktur.’ Böyle söylendiğini, sıkça duyar, gözlerimiz ve kulaklarımızla buna defalarca tanık oluruz. Gerçekten de durum böyle midir?
Eğer bu doğruysa, o zaman şu anda sahnelenen iktidar kapışmasını izah etmek çok güçleşir. ‘İktidarı elde tutma inanç ve pratiği’, bize bambaşka bir hikâye anlatsa bile bu inancı kendinde ‘merkezileştiren’ zihniyet, hem ölümüne iktidarı talep etmeye devam eder hem de aynı zaman diliminde iktidarı elinde tutmak ve devretmemek için yapmakta olduğu her şeyi alenen inkâr eder. İktidar zehirlenmesi ya da gücün afyon etkisi, tam da bu noktada büyük bir gerilim yaratır. Siyasetin ve siyaset kurumlarının itibar kaybı ile birlikte niteliksizleşmesi bu süreçlerin ürünü olarak meyve vermeye başlar.
Türkiye’de demokrasinin varlığına delalet eden yegâne kurum sandıktır. Olası iktidar ihtilaflarında sandık ve onun sonuçlarını dengeleyecek ne bir kültür ne de böylesi durumlar için başvurulacak diğer aracı kurum vardır. Dolayısıyla her iktidarın tek meşruiyet kaynağı, kendi başına sandığın söyledikleridir. Bu bakımdan Türkiye’de sandığı sorgulamak, siyasetin tek meşru adasını ateşe vermek demektir. Önyargılar ‘geleneğin’ dibini oymaya başlar. Oysa modern çağın, ‘önyargıya önyargılı’ bir tutum benimsemesinin tek nedeni, aydınlanmanın hiç çıkar gözetmeyen bilgiye ulaşma hayalidir. Geçici ve çarpıtıcı önyargıların aksine yaratıcı önyargılar, gelenekten kaynaklanan ve onunla temas kurmamızı sağlayan ufuk açıcı önyargılardır.
Sandıktan yenilgiyle çıkan bir iktidar, iktidarını devretmemek için neden bu kadar ayak diretir? Meşru ve haklı itiraz hakkını bir tarafa bırakırsak, haklı itiraz hakkını gölgede bırakacak şekilde sandığı neden şaibeli hale getirir? Kanun koyucu itiraz hakkını gerekçeleriyle yapılandırıp, yol ve yöntemlerini yoruma muhtaç olmayan bir tarzda belirlemişken, neden bulanık suda balık avlamaya çıkılır? Bu sorunun olası tek yanıtı vardır: ‘Benim iktidarım, toplumun ihtiyaçlarından daha önemli ve daha değerlidir!’ Diğer herkes gibi sandıkla işbaşına gelmiş olan birilerinin, kendilerini ‘tek hâkim ve tek sahip’ ilan etmelerinin altında ne türden bir güdü vardır? Daha doğru bir ifadeyle, bu cüretin altında hangi büyük saikler yer almaktadır? İktidar devrini iktidar gaspına çeviren zihniyet hangi kültürel iklimden beslenmektedir?
Türkiye hiç de küçümsenemeyecek bir sandık geleneğine sahiptir. 1950 yılından bu yana kesintiye uğramayan ve her seferinde şaşırtıcı sonuçlara vesile olan sandık geleneği, kendi içinde tutarlı bir pratik barındırır. Darbe dönemlerinin çok kısa ömürlü olmasını sağlayan bu pratik ve kültürdür. Sandık, darbeleri ve darbecileri bile alt etti! Sandık herkesin iradesinden bağımsız ve herkesin iradesini belirleyen bir olgu olduğu için, hiç kimse sandığa rağmen kesin hâkimiyetini temellendiremez. O nedenle herkes somut olana sert zemine dönmek zorundadır. Bu oyunu başka türlü bitirmenin imkânı yoktur.
Hiç kimse kusura bakmasın, adına demokrasi denilen bu oyunda, sandıktan başka aramızda bizi birbirimize meşruiyet bağı ile bağlayan hiçbir hakikat yoktur. Ve yine hiç kimse kusura bakamasın bu sandığın suçu değildir. Demokratik hayatımızı sandığın yanı sıra daha zengin ve birleştirici kurumlarla donatmadığımız için tek kusurlu yine biziz.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.