Ali Fikri Işık
Author
Türkiye krizi ve çıkmazı
Kendi iç dinamikleriyle Türkiye’nin giderek derinleşen bu ekonomik krize çare üretmesi, hiçbir bakımdan mümkün görünmüyor. Küçük bir ihtimal dışında. Eğer Türkiye, Trump’ın “Suriye’de işbirliği yapalım” önerisine evet deme cesaretini siyasetten gösterebilirse
2015’ten sonra Batı dünyası ile çok ciddi bir meşruiyet sorunu yaşayan Türkiye, kendini iç siyasetin çarklarına sımsıkı bağlamış bir ekonomik krizin içinde buldu. Gerçeği söylemek gerekirse, Batı dünyasında yükselen yeni muhafazakar siyaset, global düzeyde, ekonomik yasaları bir tarafa atarak serbest piyasanın dinamizmini uzun zamandır zaten siyasetin ihtiyaçlarına bağlamıştı.
Kendi ayakları üstünde durması gereken iktisadi kanunlar baş aşağı, ayaklarından tavana asılmış halde duruyor. Global ekonomik düzen içinde pozisyon almaya çalışan, gelişmekte olan Türkiye gibi ekonomiler, esasen global küreninin siyasi ihtiyaçlarına bağlı olarak nispi orandan ekonomik istikrar sağlayabiliyorlardı. Söylemeye çalıştığım aslında şu; genel olarak ekonomi zıvanadan çıkmış ve kendine yabancılaşmıştır.
Kendi iç dinamikleriyle Türkiye’nin giderek derinleşen bu ekonomik krize çare üretmesi, hiçbir bakımdan mümkün görünmüyor. Küçük bir ihtimal dışında. Eğer Türkiye, Trump’ın “Suriye’de işbirliği yapalım” önerisine evet deme cesaretini siyasetten gösterebilirse, belki küçük bir ihtimal, varolan ekonomik kriz sürdürülemez bir nitelik kazanmaz. Öte yandan bu öneriye evet demenin de çok ciddi bir siyasi krize yol açacağı da çok açık. Cumhur İttifakı, böylesi bir durumda varlığını koruyamaz.
Astana sürecinin müttefikleri, ne Rusya ne de İran, Türkiye’nin derinleşen ekonomik krizine çare olabilecek bir potansiyele sahip. Esasen Türkiye’ye duydukları ilgi çok farklı nedenlerden kaynaklanıyor. Bu nedenlerin ekonomik olmadığını biliyoruz. Suriye’yi Esad liderliğinde yeniden inşa etmek isteyen bu iki güç, temel olarak, Türkiye’ye sığınmış olan Suriyeli mültecilerin, Esad’a sorun olarak geri dönmemesini garantilemeye çalışıyor. Çok açık ki bu strateji, Türkiye’nin ekonomik krizine derman olmaz, tam tersine bu krizi daha da derinleştirir.
Mevcut ekonomik krizin siyaseti domine etmeye başladığını 31 Mart seçimlerinin sonuçlarından hareketle daha iyi biliyor, görüyoruz. Ve galiba 31 Mart seçimlerinin sonuçları, yepyeni siyasi krizleri tetikleyecekmiş gibi duruyor. AK Parti iktidarı bu seçimleri, yerel ve genel erken seçim kararı almadan erteleyemez. Böylesi büyük bir meydan okuma olmadan İstanbul seçimlerini yenilemek, siyaseti toptan bir meşruiyet krizi sarmalına iter ve bu kriz başta iktidar olmak üzere, herkesi önüne alan sel misali, siler süpürür.
Doğrusunu söylemek gerekirse, hem ekonomik hem de siyasi krizi aşmak, bu liderlik biçimi, bu sorunsal ve ittifak içinde pek mümkünmüş gibi durmuyor. Beka sorunu iç siyaset alanını daraltmakla kalmıyor, bu sorunsalın müttefikleri, bir bütün olarak Türkiye’yi Batı dünyasından uzaklaştırmak ve koparmak istiyor. AK Parti iktidarı da mevcut iktidar bloğunu bu temel üstüne bina ettiği için, onlar da manevra alanlarını tümden tüketmiş durumdadırlar.
Türkiye’nin krizi ve çıkmazı derken tam da bu tabloyu kastediyorum. Bu krizden çıkış, Batı dünyasına dönmeden olmaz. Bu krizden çıkış, mevcut sorunsalı değiştirmeden olmaz. Bu krizden çıkış iktidar bloğunu değiştirme cesareti göstermeden olmaz.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.