Tarih tesadüften mi ibarettir?

Tarih bir tesadüften ibaret olsaydı, neredeyse tarih kadar eski ve açık olan zulmü, asla açıklayamazdık. Zulmün, baskının ve katmerli yalanların kendini sürekli tekrarladığı, sefalet ve sömürünün bütün kültürlerde ortaya çıktığı, mahrum bırakmanın ve tahakküm altına alınmanın bu denli yaygın ve evrensel (!) hale geliyor olması, size de şaşırtıcı gelmiyor mu? Bu kadar tesadüf sizce de fazla değil mi?

Tarih tesadüften mi ibarettir?
Tarih tesadüften mi ibarettir?

Tarih bir tesadüften ibaret olsaydı, neredeyse tarih kadar eski ve açık olan zulmü, asla açıklayamazdık. Zulmün, baskının ve katmerli yalanların kendini sürekli tekrarladığı, sefalet ve sömürünün bütün kültürlerde ortaya çıktığı, mahrum bırakmanın ve tahakküm altına alınmanın bu denli yaygın ve evrensel (!) hale geliyor olması, size de şaşırtıcı gelmiyor mu? Bu kadar tesadüf sizce de fazla değil mi?

Peki ama tarih gerçekten tamamen tesadüfi ve kesintili olsaydı, sürekli rastlanan bu ilginç devamlılıkları nasıl açıklayacağız? Bu devamlılık ve süreklilik aslında en ilginç tesadüf olarak görünmez miydi bize?

Tarih, neden barış ve sevgi dönemlerinden çok, zulüm ve baskı dönemlerini tesadüf ile açıklama telaşına düşüyor? Kendini tekrar eden karakter neden barış ve sevgi değil de tahakküm ve mahrum bırakma oluyor? Yoksa tarihin içinde barış ve sevgiyi tayin edecek olan dönüşümlere içsel olarak direnen bir engel, bir ağır yük mü var?

Tarih gerçekten de tesadüfiyse, rastlantının oluşturduğu keyfi bir akış ise, birilerinin ısrarla savundukları gibi iyi ve kötünün birer parçasını hepimiz içimizde taşıyorsak, bu durumda rastlantının ortalama yasası uyarınca, tarihin zaman zaman ahlaki açıdan örnek alınması ya da hiç değilse ahlakên güvenilir birkaç  rejim ortaya çıkarması gerekmez miydi? Görünürde öyle bir şey hiç olmadı.

Dönem dönem vuku bulan kimi reform ve iyileştirmeler, iyinin kalbini tam anlamıyla temsil etmekten hep uzaktı. Tahakküm, kendi ihtiyaçları için kimi şeyleri rasyonel hale getirirken, genel insanlığın payına düşen “iyi” kırıntılar, büyük reformlar adıyla kayıtlara geçti. İyinin egemenliği ahlaki üstünlük ile kendini güvence altına alabilecek imkanları galiba hiçbir zaman bulamadı. İyi, kimi terbiyeli insanların erdem olarak gördükleri şeyler, kısa ve ender görülen örnekler dışında, asla politik bir üstünlük sağlayamadı. Tam tersine insanlığın politik sicili dehşet verici kötülüklerle dolu.

İnsani varlıklar yeryüzünde belirdikleri andan itibaren, birbirlerini sistematik olarak yaraladılar, yağmaladılar ve köleleştirdiler. Şu an içinde yaşadığımız yüzyıl, tarihin kaydettiği en kanlı yüzyıl oldu. Bu yalnızca bizim varolma tarzımızsa, bu tarzın hiç durmadan sürüp gitmesi çok muhtemelse, bu durumda insan tarihinin gerçek karakteri buysa, böyle bir tarihin onunla uğraşmaya değip değmeyeceği sorusu, orta da çok ciddi bir soru olarak kalır.

İyinin bu kadar silik, kötünün bu kadar baskın olduğu karakter, acaba tarihin doğal karakteri midir? Başka bir deyişle tarih, bir bütün olarak ve  tümden iyi olana bu kadar kapalı mıdır?

Galiba Alman futbolu için söylenen laf burada da doğrudur: “Futbol, herkesin oynadığı ama günün sonunda Almanların kazandığı bir oyundur.” İyinin ve iyilerin de içinde yer aldığı ama sonunda kötülerin kazandığı bir tarih tasarımından söz etmek, pek de yanlış olmaz. Tarih mülkiyet ilişkilerine göre bir seyir izliyorsa -ki öyledir- bu şavaştan iyilerin zaferle çıkması çok ama çok zordur. Çünkü egemen ilişkiler ve diğer bütün üstyapı kurumları varlıklarını ve güçlerini egemen mülkiyet ilişkilerinden alıyor.

İnsani ihtiyaçlar ile ekonomik kaynaklar arasındaki mesafede, en öncelikli ve imtiyazlı duran bizzat mülkiyettir. Özel mülk tekeli, ahlakiliğin önündeki en belirgin engeldir.

Hiç kuşkuya yer yok ki bu satırları yazdığım zamanın ruhu, mülkiyeti, tarihin yönünü tayin edici en önemli mesele olarak görmüyor. Bu büyük anlatı artık siyasetin ana ekseni olarak algılanmıyor, öyle anlaşılmıyor.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.