Ali Fikri Işık
Author
Habil misin Kabil mi?
Kürtler bu maliyeti üretmeden, Türk kitlelerinin gaflet, bencillik ve hakim psikolojilerini kıramazlar. Peki bu maliyet nasıl üretilecek? Demokratik kitle çağındayız
Mücahit Bilici’nin geçtiğimiz günkü ses getiren bir söyleşisi yayımlandı. Söz konusu söyleşinin bir yerinde Bilici’nin ağızdan çıkan kelimeler, aramızdaki mesafe fiziksel olarak ne kadar uzak bilmiyorum, ama o mesafelerin hepsini aşarak duyularıma bir hançer gibi çarptı ve zihnim, bir mikser gibi anılarımı başka bir şeye dönüştürerek tekrar önüme koymayı sağladı.
“Başta Allah, insanlar korku duymadıkları hiçbir şeye saygı göstermezler. Ya bu faydasından mahrumiyet korkusudur ya da gazabına uğrama korkusu. Kürtlerin saygıyı elde etmesi önlerindeki birincil meseledir. Bu da muhataba bunu kabul ettirmeyi, aksi durumu büyük bir maliyete dönüştürmeyi gerektirir. Kürtler bu maliyeti üretmeden, Türk kitlelerinin gaflet, bencillik ve hakim psikolojilerini kıramazlar. Peki bu maliyet nasıl üretilecek? Demokratik kitle çağındayız. Kürtler onlarca milyonluk devasa bir nüfusa sahip, örgütlü ve sivil hareket etmeleri durumunda bağımsızlık dahil her türlü hakkını evet söke söke alabilecek bir kitledir…”
“Türk kitlelerinin gaflet, bencillik ve hakim psikolojisine” dair yaşadığım bir hikayeyi aşağıda paylaşıyorum. Bu hikaye bir bakıma yine Bilici’nin Sezai Karakoç'tan ödünç aldığı o harika dizeye de hayat verir nitelikte: “Kardeşlik yetmez, Habil misin Kabil mi?” Habil’likten Kabil’liğe geçişin bu kadar kolay olduğu, başka bir sosyolojinin var olduğuna inanmak son derece güçtür. Bütün inançların keyfi dayanaklar üstüne kurulu olduğunu bildiğim halde, yine de şaşırmaktan alıkoyamıyorum kendimi.
2010 yılında Diyarbakırspor, Süper Lig’e yeniden çıkmıştı. Çetin Sümer başkanlığındaki yönetim kurulu, büyük bir ekonomik kriz içinde debelenip duruyordu. Takımı bu ekonomik sıkıntıdan kurtarmak ve çıktığı ligde kalıcı olmasını sağlamak amacıyla Diyarbakırlı İşadamı Feyzi İlhanlı, 25 milyon dolarlık bir bütçe ile yönetime talip oldu. Diyarbakırspor’un kaderine devletin karar vereceğini çok iyi bildiğimizden ötürü, bu devir işlemini gerçekleştirmek için hükümetin kapısını aşındırmaya başladık. Talep ettiğimiz şey devletin ekonomik yardımı değildi, basitçe kongreye gidip adil bir biçimde yönetime aday olmaktı. Israrlı çabalarımız sonuç vermedi. Bu hikaye elbette bu kadar kısa değildi. Günün birinde bunu daha detaylı yazmak, size verilmiş bir sözüm olsun.
Hükümet, Çetin Sümer yönetimine destek olma kararı aldı ve biz aynı ekip hiç duraksamadan Türkiye 2’nci Ligi’nden Gebzespor’u satın aldık. Gebzespor’un bir grup Diyarbakırlı işadamı tarafından satın alındığı haberi kısa sürede dolaşıma girdi ve zavallı Gebzespor’un hayatı değişti. Gittiğimiz her deplasmanda Gebzespor tipik bir Diyarbakır takımı gibi karşılanıyor ve iğrenç ırkçı saldırıların hedefi haline geliyordu. Belki biz bu duruma alışıktık ama Gebzespor taraftarlarının hali kelimenin tam anlamıyla perişanlıktı. Adam Gebzesporlu, ülkücü ve PKK’li muamelisi görüyor. “Kahrolsun PKK” sloganıyla karşılanıyor ve bütün maç boyunca “Şehitler ölmez vatan bölünmez” şiddetine maruz kalıyordu.
Deplasmanda oynayacağımız Pendikspor maçı öncesi, taraftar derneği yöneticileri benimle buluşma istediklerini ifade ettiler. Kulüp binasında onlarla bir görüşme yaptım. Taraftarlar içinde en aktif olan amigo çok dertliydi. “Ben doğma büyüme Gebzeliyim ve kendimi bildim bileli ülkücü hareket içindeyim. ‘PKK dışarı’ sloganı, beni çileden çıkartıyor. Söyle abi bu zulme nasıl son verebiliriz? PKK’lı olmadığımızı nasıl anlatabiliriz” dedi. Bu sorunun cevabını ben bilmiyorum dedim. Cevabı siz bulacaksınız, mesela siz ülkücü hareket olarak, Kürtler bizim kardeşimizdir demiyor musunuz? Eğer bu doğruysa, bunu samimiyetle söylüyorsanız, çözüm, bir parça bu cümlenin kendisinde saklı. Kardeşliğin gereklerine sadık kalacaksınız.
Gebzespor hikayemizin sonrasıda ortaya çıkan gelişmeler, taraftar gurubunun birgün öncesinden hem Gebzeli hem de ülkücüyken, bir gün sonra nasıl ‘PKK’lı’ya dönüştüklerini anlayamadıklarıyla sonuçlandı.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.