Ali Fikri Işık
Author
Gelenek, görenek ve önyargı
Deyim yerindeyse Kürt siyasetinde şiddetin domine ettiği alan ile büyük amacın ideolojik olarak konsolide ettiği alanlar arasında, nefes alınacak küçücük bir gri alan bile oluşamıyor.
Geleneğin biat etmemiz gereken bir otoritesinin var olduğu söylenir. Lafın doğruluğundan şüphe duyulmaz. Varlığımızı konumlandırırken bizi her seferinde baskılayan ve göklerden inmeye hiçbir zaman tenezzül etmeden bizi oradan hayali hayalet gibi tehdit eden geleneğin kapsadığı o büyük alandır. Dünyanın bedeniyle kurduğumuz bütün duygusal ilişkileri, adına hayat dediğimiz bu duygu bütünlüğünü, öylesine şiddetli bir biçimde kuşatır ki adeta nefes alamaz hale getirir. Görenek, önyargı gibi büyük pratiklerin, keyfi dayanakları sayesinde, aramızdaki zamana dayılı mesafenin kapanmasına asla izin vermez. Yeniliğin ve yenilenmenin neden bu kadar güç olduğunu, anlamak için bir an geriye dönüp bu tabloya bakmak yeterlidir.
Bir de buna adına tarih denilen mücadele, süreksizlik ve dışlanma alanını eklersek, elimizde yenilik adına umutlanmamız için hiçbir neden kalmaz. Gelenek, görenek ve önyargının, her zaman akan bir nehir gibi bitişik ve tabiri caizse, aynı kafada olan üç kafadarın oluşturduğu ve her fırsatta bir araya geldikleri, birlikte hareket etmeyi asla ihmal etmedikleri, prestijli bir kulüp oldukları akılda tutulursa, iyimser bile olmanın ne kadar maliyetli bir iş olduğu daha iyi anlaşılır.
Klasik bir deyimdir: Yeni, her zaman eskinin bağrında doğar, büyür ve olgunlaşır ve uzun süre eskinin damgasını taşır. Başka bir ifade ile söylersek, yeni; çok uzun bir zaman diliminde eskinin himayesinde, onun gölgesinde kendine yeni bir zemin, yeni bir yuva oluşturma çabası içinde olur. Bu çabaların her zaman başarılı olduğu da ileri sürülemez. Bana kalırsa pek başarılı olduğu da söylenemez. Çünkü aslında yeni denilen her olgu, eskinin alçaltıcı himayesini kabul etmeden, onun filiz verdiği formlarından birini şık bir giysi gibi üstüne giyinmeden, toplumsal hayatımızda işlevli hale gelemez.
Gelenek ve göreneği bir tarafa bırakalım, “bir önyargıyı kırmanın, atomu parçalamaktan daha güç olduğunu” Albert Einstein itiraf eder.
Kürt siyasetinde, yeni bir politik zemine ihtiyacımız olduğu artık bir sır değil. Özellikle de hemen her şeyi, temel amaç etrafında toplayan ve siyasetten günlük ihtiyaçların bile yerine temel amacı ikameden, o dondurucu, katı ve uzlaşmaz perspektiften kurtulmanın vakti çoktan geldi. Üstelik bu eğilim siyasetten çok güçsüz ve etkisiz olduğu halde, ideolojik olarak, kapsadığı alan ile hiç örtüşmeyen bir arzu ile taleplerini hayatın olağan akışının önüne bir baraj inşa ederek koymayı, hiç ihmal etmez.
Deyim yerindeyse Kürt siyasetinde şiddetin domine ettiği alan ile büyük amacın ideolojik olarak konsolide ettiği alanlar arasında, nefes alınacak küçücük bir gri alan bile oluşamıyor. Maalesef son elli yılın pratiğinden süzülüp günümüze kadar gelme başarısı gösteren siyasi miras budur. Bir üçüncü yol mümkün müdür? Bilmiyorum. Peki gerekli midir? Evet.
Ulusal kongre talebi böyle bir sorunu çözer mi? Emin değilim. Ulusal kongrenin önündeki engeller sadece ideolojik, politik engeller değildir. Gelenekler, görenekler, önyargılar ve farklı hukuksallıktan beslenen statüler de engelmiş gibi duruyor. Gelecek yazının konusu da bu engelleri daha yakında tanıma olsun.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.