Seçimlerde Kürtler bağlamında konuşulmayanlar

Ne yazık ki 1990’lardan sonra Kürtlerin seçim faaliyetleri, stratejik bir düzeye çıkıp, Kürt yurtseverlerini amaçlarından uzaklaştırmaya başladı.

Seçimlerde Kürtler bağlamında konuşulmayanlar
Seçimlerde Kürtler bağlamında konuşulmayanlar

Türk devletinde yerel seçimler beş sene sonunda 31 Mart 2019’da yapıldı. Halen kesin sonuçlar ilan edilmiş değil.

Bu seçimler, itirazların en fazla yapıldığı seçimler oldu. Çünkü yerel seçimler gündeme girdiği zaman, bu seçimlerin geçmiş seçimlerden farklı olacağını birçok yazar, uzman gibi ben de ifade ettim.

Seçimin farklılığı, seçim öncesinde yapılan tartışmalar, partilerin tutumlarıyla açığa çıktı. Siyasi partiler, memlekete ve insanlara hizmet merkezli değil, ne olursa olsun ve hangi yolla olursa olsun seçimi kazanma hedefine kilitlendi. Bu da seçim kampanyasının, siyasi etik değerler, hukuk ve demokrasi kuralları dışında oldukça vahşi bir anlayışla yürütülmesine yol açtı. Demokrasilerdeki siyasi gruplaşma ve kümelenmeler yerine, fanatik bir kamplaşma ve bloklaşma yarattı.

Seçimden sonra da seçim sonuçlarının matematiksel sonuçları üzerine anlamlı ve anlamsız değerlendirmeler gündeme geldi. Kim kazandı ve kim kaybetti? Kazanan neden kazandı ve kazanmayan ne kadar kazanmadı? Kim ne kadar kazandı ve kim ne kadar kaybetti? Halk siyasi partilere ne mesajlar verdi? Sorular cevaplanmaya, anlamlandırılmaya çalışıldı.

Hiç şüphe yok ki Kürtlerin durumu da değerlendirildi. Kürtlerin hangi sistem partilerine oy verdikleri ve ne kadar oranda verdikleri konuşuldu? Ama Kürtler bağlamında ortaya çıkan çok temel soğuk gerçekler konuşulmadı.

Yerel seçimlerden yola çıkarak, genel anlamda Türk devletindeki seçimlerin, Kürtleri ne tehlikelerle karşı kaşıya bıraktığını yazmanın daha anlamlı ve gerekli olduğunu düşünüyorum.

Biz ezilen, bütün milli haklarından yoksun; ülkesi işgal ve ilhak edilmiş, sömürge ve parçalanmış bir ülkenin insanlarıyız. Bizim millet olarak bu konumumuz, aynı zamanda amacımızı da belirliyor.

Amacımız, milli haklarımıza kavuşmak, ülkemizdeki işgal ve sömürgeciliğe son vermek, bağımsız devletimizi kurmak; milletimizin iktidar ve egemenliğini tesis etmektir. Bunun için de bütün meşru mücadele yol ve yöntemlerini kullanmak durumundayız.

Bu nedenle Türk devletindeki seçim platformunu da kullanır, amacımızın gerçekleşmesinin hizmetine sokarız. Ama seçimlerin, millet olarak bizim stratejik amacımız değil, taktik amacımız olduğu bilinciyle hareket etmeliydik.

Ne yazık ki 1990’lardan sonra Kürtlerin seçim faaliyetleri, stratejik bir düzeye çıkıp, Kürt yurtseverlerini amaçlarından uzaklaştırmaya başladı. Kürtlerin özgürleşmesi ve bağımsızlık aracı olmaktan çıkıp, Kürtlerin sistemi benimseme, sömürgeci sistemle bütünleşme aracına ve enstrümanına dönüşmeye başladı. Bu da seçimlerin sömürgeci devletin Kürtleri yok etme, asimile etme, sisteme entegre etme aracına dönüşmeye başlamış olmasının bir ifadesidir. Bizim hanemize eksi olarak yazılacak bir durumdur.

Seçimler, Kürtleri sisteme entegre eden, taktik mesele olmaktan çıkarılıp, stratejik bir sorun haline geldiği için Kürt yurtseverlerini milli kurtuluş ve bağımsızlık duygularından da uzaklaştırmaya başlamış durumda. Kürdistan’ın bağımsızlığı, milli hakların eksiksiz kazanılması bir tarafa bırakılarak, güncel çıkarlar önplana çıkmış durumdadır. Kürt yurtseverlerinde seçime bağımlılık, seçimin kurtuluşu sağlayacağı inancını geliştirmiştir. Milli şuurun güçlenmesine değil, zayıflamasına yol açmıştır.

Kürt yurtseverlerinde milli şuurun zayıflaması demek, milli ve yerel değerlere, Kürt diline, Kürt kültürüne, Kürt bayrağına, Kürt coğrafyasına, diğer milli değerlerine değer vermemek gibi doğal bir sonuca da yol açmış durumdadır.

Kürt milletinin milli kuruluşunu sağlaması, bağımsız devlet hedefine ulaşması için milli birlik ve bütünlüğe sahip olması gerekir. Başka bir ifadeyle bağımsızlık, milli birlik ve bütünlük üzerinde yükselir. Ne yazık ki seçimler, Kürtlerde ayrışmayı, parçalanmayı getiriyor, milli birlik ve bütünlüğü bozan bir vasıta haline gelmiş durumda.

Kürt milletinin milli kurtuluşunun sağlanması toplumsal birliği ve bütünlüğü de öngörür. Ne yazık ki seçimler, geleneksel toplumdan kaynaklanan ve sömürgeci devletin bilinçli olarak yarattığı toplumsal bölünmüşlüğü, toplumsal çelişkileri artıran, farklı toplumsal kesimleri karşı karşıya getiren bir enstrümana dönüşmüş durumda.

Milli kurtuluşçuluk, menfaat beklemeden yürütülen yüce bir davadır. Her Kürt yurtseveri hiçbir maddi karşılık beklemeden bu yüce davaya katılır. Ne yazık ki seçimler insanların çıkar elde etmeye çalıştığı bir alana dönüşmüş durumda. İnsanlar, zengin olmak ve konfor içinde yaşamak için seçimlerde milletvekili ve belediye başkanı olmak için can atar neoktaya varmış durumda. Bu hiç şüphe yok ki sömürgeci sistemden beslenmeye yol açmış durumdadır. Böyle olduğu zaman da sömürgeci sistemin son verilmesi eylemine bir yabancılaşmayı yaratmıştır.

Kürdistan sömürgeci devletler tarafından trajik bir tarzda parçalanmış bir ülke konumundadır. Kürdistan’ın kuzeyinde seçimler, Kürdistan’ı başka bir bağlamda parçalamaktadır. Aynı zamanda Kürdistan şehirlerini de kendi içinde parçalı hale ve Kürdistan’ı birkaç şehriyle sınırlayan ve tanımlayan bir konuma getirmiştir.

Bütün bunlardan daha tehlikeli olan da seçimlerin Kürdistan’da sömürge statüsünü meşrulaştıran bir araca dönüşmüş olmasıdır. Sömürgeci devletin partilerini de Kürdistan’da hak sahibi haline getirmektedir. Kürtler sömürgecilere onay veriyor konumunu tanımlama tehlikesine işaret etmektedir.

Seçimler ayrıca, sömürgeci devletin ideolojisinin Kürdistan’da yaygınlaşmasına yol açmaktadır.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.