CHP, Değişip Gerçek Halkçı, Sosyal Demokrat, Kürtlere Dost Bir Parti Olur Mu?

CHP,  Değişip Gerçek Halkçı,  Sosyal Demokrat, Kürtlere Dost Bir Parti Olur Mu?
CHP, Değişip Gerçek Halkçı, Sosyal Demokrat, Kürtlere Dost Bir Parti Olur Mu?

Türkiye’de cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerden sonra, genel anlamda seçimlerin sonuçları, özel olarak her partinin aldığı sonuçlar, aynı zamanda cumhurbaşkanlığı hükümet sisteminin kritiği,  devlet yönetiminin yeni mimarisi ve örgütsel yapılanması konularında kapsamlı tartışmalar var.

Bu temel meselelerinin yanında, yeni yönetimde bakanların, çalışma gruplarının, ofislerin, cumhurbaşkanı yardımcısı (yardımcılarının), bakan yardımcılarının yetki ve sorumlulukları da tartışılıyor.

Bu tartışmaların içinde, CHP’nin durumu daha önemli bir tartışma alanı yaratıyor. Seçimlerden öncede öngörüldüğü gibi, Cumhurbaşkanı Adayları Muharrem İnce’nin partiden fazla oy almasıyla CHP’de yeni bir kriz ortaya çıktı.  Genel başkanlık sorunu ve buna bağlı olarak olağanüstü kongre sorunu gündeme girdi.

Muharrem İnce’nin parti genel başkanı olması halinde CHP’nin iktidara yakın bir yere taşınacağını ve iktidar olabileceğini düşünenler var.

Ben ise,  CHP’deki sorunun genel başkanlık sorunu değil, yapısal sorun olduğunu düşünüyorum.

CHP’de yapısal ve radikal değişim olmadan, Türk halkının gönlünü ve desteğini kazanmayacağını düşünenlerdenim.

CHP’DEKİ SORUN NEDEN GENEL BAŞKANLIK SORUNU DEĞİLDİR?

Baykal’ın genel başkanlığı döneminde, CHP’nin, “demokrat ve sosyal demokrat parti olmadığı”, kesin bir genel görüştü. Bu nedenle, demokratlar, sosyal-demokratlar, CHP’den umudu kesmiş, CHP’yi parantezlerinin ve denklemlerinin dışına almışlardı. Kürtler ise, “Paris’teki Uluslararası Kürt Konferansı’ndan” sonra CHP ile ilgili olarak umutlarını tüketmişler, başlarının çaresine bakmaya başlamışlardı.  Böyle olunca da Kürtler açısından CHP için zaman kaybına ihtiyaç yoktu.

Kaset skandalı ile CHP’de genel başkan değişikliğinin gerçekleşmesiyle CHP yeniden demokratların, sosyal demokratların, liberallerin, Kürtlerin gündemine girdi.

CHP’nin demokrat, sosyal demokrat olup olmayacağı; Kürt, Alevi, Türban sorununa çözüm getirip getirmeyeceği konularındaki tartışmalar, siyasetin güncelleri oldular.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan seçildiği CHP Genel Kongresinde yaptığı konuşma ile Kürt, Alevi ve Türban sorunlarında çözüm projelerine sahip olmadığı/olmayacağı açığa çıkmasına rağmen, bazıları açısından umudu tüketmedi.

Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkan olmasından sonra, Türkiye’nin demokratikleşmeye muhtaç temel sorunlarıyla ilgili bir ileri, iki geri açıklamaları CHP ile ilgili sınırlı ilginin devamına sebep oldu.

CHP ile ilgili bu sınırlı umut, Kemal Kılıçdaroğlu’nun yeni merkez yürütme kurulunu seçmesi ve Sav’ın sekreterliğine son vermesiyle, biraz daha yeşerdi.

Kılıçdaroğlu’nun Parti Meclisi için Kongre kararı alması, kongre sürecinde bazı yeni aktörleri, özellikle de Kürt cephesinden Sezgin Tanrıkulu’nu parti üyesi yapması ve bazı başka Kürtleri Parti Meclisi’ne alacağıyla ilgili çalışmaları, CHP ile ilgili tartışmaların fazlasıyla yoğunlaşmasına neden oldu.

Kılıçdaroğlu’nıun genel başkan olmasından kısa bir süre sonra CHP,  olağanüstü genel kongre yaptı. Kongrede sadece Parti Meclisi seçimi yapıldı. Parti Meclisi’ne Sezgin Tanrıkulu ile birlikte, yeni isimler alındı. Kongrede Kılıçdaroğlu’nun konuşması, Parti Meclisi Kürt Cephesine mesaj verilmek üzere Parti Meclisi’ne alınan Sezgin Tanrıkulu’nun en az oy alması; ayrıca Sezgin Tanrıkulu’nun ve bazı diğer Türk aydınlarının sosyal-demokrasi kültürüne aykırı bir şekilde Parti Meclisi üyesi olması, CHP hakkında köklü tartışmaların yapılmasını gündeme soktu.

CHP ile ilgili tartışmalar o gün de devam etti.

Görünen o ki, Muharrem İnce’nin partiden fazla oy almasından dolayı bu tartışmaların da devam edeceği bir sır olmayacaktır. Bu tartışmalar daha uzun bir zaman daha da devam edecek.

Bu nedenle ben de bir kez daha CHP üzerine görüşlerimi açıklamak durumunda kalıyorum.

Aslında 1974 yılından sonra Kürdistan’ın Kuzeyindeki Kürt Ulusal Hareketinin İkinci Bahar Döneminde Kürt ulusal ideolojik inşası ile ilgili çalışmaların yoğunlaştığı dönemde, Türk partileri hakkında tümüyle olmazsa bile yüzde 80 oranında bir netleşmeye doğru gidilmişti.

Türk partilerinin, demokrat, sosyalist, liberal, anti-şoven, anti-ırkçı olmaları halinde bile Kürtlerin bu partilere üye olmaması düşüncesi bir netliğe kavuşmuştu.

Ne yazık ki, 12 Eylül Askeri Diktatörlüğü siyasete bütün kapıları kapattığı zaman, düşünsel ve ideolojik alanda da bulanıklıklar, netsizlikler yarattı. 12 Eylül sonrasında ANAP ile sivil siyasete yeniden devam edilmeye karar verildikten sonra, Kürtler, kamufle olma, legaliteyi kullanma ve benzeri gerekçelerle Türk siyasi partilerinin yeniden tuzağına düştüler.

Türk Partileriyle ayrışma uzun zamandır devam ediyordu, ama bu süreç halen bitmiş değildi. Halen de bu sürecin uzun bir zaman devam edeceğiyle ilgili sosyolojik, toplumsal, ekonomik, siyasal, kültürel güçlü verili bir durum vardı.

Bundan dolayı CHP’deki sorun bir genel başkanlık sorunu değildir. Bir yapısal sorundur. Radikal bir değişim sorunudur

KÜRTLERİN SİYASET KATILMA SÜREÇLERİ VE FARKLI DÖNEMLERİN FARKLI ÖZELLİKLERİ…                                  

Kürtlerin, Türk Siyasi Partilerine mahkûm edilmesinin güçlü bir tarihi arka planı var. Bu güçlü tarihi arka plan anlaşılmadan ve bilince çıkarılmadan, bu sorunu anlamak olanaklı değildir.

Kürtler, Osmanlı İmparatorluğunu son dönemlerinde kendi siyasi partileri ve sivil toplum örgütleriyle siyasete katıldılar, kendi ulusal taleplerini dile getirdiler; kendi toplumsal ve ulusal projelerini hayata geçirmek için çalışma yürüttüler.

Osmanlı İmparatorluğu’nun son tarihi döneminde Osmanlı İmparatorluğunu devlet olarak yeniden yapılandırmak için oluşmaya başlayan İttihat-Terakki Partisi’nin kurucularının önemli simalarının Kürt olmasına rağmen, Kürtlerin kendi örgütleriyle siyaset yapmalarından rahatsızlık duyuldu.

Türk Ulus Devletinin Osmanlı İmparatorluğunun mirası üzerinde kurulması, asker-sivil bürokratik elitin iktidarı Osmanlı sultanlarından alması, bir dönem sonra Kürtlerin ulus ve halk olarak inkârı getirdi.

Buna karşılık da Kürtler, kendi örgütlerini kurmaya, bu örgütler vasıtasıyla kendi kaderlerini tayin etmeye, bağımsız devletlerini kurmaya, ulusal haklarını elde etmeye karar verdiler.

Bu süreç, Kürt ulusal ayaklanmaları ve direnişleri ile üst bir düzeye çıktı. Ne yazık ki, Kürt ulusal direnme ve ayaklanma hareketleri, en son 1938 yılında büyük bir devlet şiddetiyle bastırıldılar. Kürt halkının katliam ve jenosit süreci, Türkleştirme, yok etme süreci hızlandırıldı.

Kürt ulusal direnme ve ayaklanma hareketlerine öncülük eden egemen sınıfların (Beylerin, Şeyhlerin, Ağaların, Kürt aristokrasinin, aydınlarının) yenilmesiyle, Kürtler tarih dışına itildiler. O tarihten sonra, Kürtler siyasetten dışlandılar, kendi siyaset kurumlarını oluşturmaları mutlak bir şekilde yasaklandı.

Kürtler, 1946 yılına kadar kitlesel bir şekilde siyasete katılmadılar, siyaset üretmediler.

1946 yılında, İkinci Dünya Savaşı sonrası dünyada oluşan demokratik dalga ve konjonktür sonucu Türkiye’de çok partili sistem benimsendi. Siyasette teknik, sınıfsal, toplumsal olarak bir sınırlı çoğulculaşma gündeme geldi. CHP’ye muhalefet olarak, Demokrat Parti (DP) kuruldu. O tarihten sonra, Kürtlerde de siyasete katılım için kıpırdanmalar oldu. Kürt ulusal hareketlerine öncülük eden Kürt egemenleri, devletin kurucusu olan, Kürtleri inkâr eden ve yok sayan, Türkleştirme için sistemli bir şekilde asimilasyonu sürdüren, katliamlar yapan CHP’ye karşı, ürkek bir şekilde DP’de kitlesel olarak siyaset yapmaya başladılar. Kürt okumuşlarının küçük bir kesimi CHP’de arz-u endam ettiler.

1960’dan sonra Türkiye’de siyasetin sınıfsal ve ideolojik olarak daha da çoğulculaşması, Türkiye İşçi Partisi’nin (TİP) kuruluşundan sonra, okumuş solcu Kürtler TİP içinde de yer aldılar.

Kürtlerin DP’deki kitlesel katılımı, 1974 yıllarına kadar sürdü. Kürdistan’da sol düşüncenin kitlesel bir karakter kazanmasından sonra, CHP’ye Kürtlerin kitlesel katılımı gerçekleşti. CHP, Kürdistan’da ağırlıklı oy aldı ve milletvekillerinin çoğunluğunu kazandı.

Kürtler bu dönemde de kitlesel olarak CHP’ye destek olmalarına rağmen, CHP demokrat bir parti ve Kürt sorununun çözümünde olumlu yaklaşım içinde olan bir parti değildi. Tersine CHP Genel Başkanı ve ortanın solu değerlendirilen Bülent Ecevit, “Türkiye’de halklar yoktur” diyerek, Kürtlerin varlığının sembolü olan “Ji Kurdan re azadî-Kürtlere Özgürlük” sloganına ve içeriğine şiddetle karşı çıktı. Bunun için kampanyalar yürüttü. Kürt ulusal hareketinin Sovyetçi olmayan (Özgürlük Yolu ve Şıvancı Hareket dışındakiler) kesimi, Bülent Ecevit’i kitlesel olarak protesto mitingleri yaptılar, kitle gösterileri organize ettiler.

İşte o tarihten sonra Kürtler, kitlesel olarak sağcı ve solcu Kürtler olarak CHP ve DP arasında bölündü: Sağcı Kürtler DP’de, solcu Kürtler CHP’de siyasete katılım gösterdiler.

12 Eylül’den sonra da bu konumlanma ve Kürtlerde siyaset açısından bu kitlesel bölünme, devam etti. Kürtler ANAP ve SHP’de kitlesel olarak siyasete katıldılar. ANAP, eski DP geleneğini devam ettiren partiydi. SHP, CHP geleneğini sürdüren partiydi.

SHP’nin, Paris’teki Uluslararası Kürt Konferansı’na kendi Kürt kökenli milletvekilleri katıldı diye ihraç etmesinden sonra, Kürtler kitlesel olarak, ulusal refleks göstererek SHP’den koptular. Kürtler sol cephede kendi partilerini, HEP’i kurdular.

Ondan sonra, Erdal İnönü’nün çabasıyla, SHP-DEP İrtifakı sonucunda SHP Kürdistan’da kitlesel destek görmesine rağmen, bu desteğin SHP’ye olmadığı DEP milletvekillerinin ayrılmasından sonra net bir şekilde açığa çıktı. O tarihten sonra, SHP-CHP hiçbir zaman Kürdistan’da kitlesel destek görmedi.

Bulunduğumuz aşamada da bu süreç devam ediyor. Sezgin Tanrıkulu gibi Kürt okumuşlarının CHP’ye katılması, üye ve yönetici olmasıyla da Kürdistan’da CHP aleyhinde olan yönü ve dalgayı tersine çevirmek, olanaklı olmadı.

Muharrem İnce’de bu durumu Kürdistan’da tersine çeviremez.

Bu bağlamda Kürtlerin CHP’ye hakkında umutlanmasına gerek yok. Çünkü Kürdistan farklı bir tarihsel döneme giriyor. Bu yeni tarihsel dönemde Kürtlerin liberal, demokrat kesimlerinin siyasette tarihi bir atılım yapmaları gerekir. Tarih sahnesine yeni ulusal bir misyona sahip toplumsal ve siyasal bir örgütlenmenin oluşmasıyla birlikte, Türk Siyasi Partilerinin tümünden kesin bir kopuş başlayacaktır. Kürtler, kendi siyasi partileri ve kurumlarıyla siyaset sahnesinde varlık olmaya başlayacaklardır.

Bu nedenle Kürt okumuşlarının, geçmişte yaptıkları gibi bir kez daha tarihi yanlış yaparak CHP limanına yanaşmamaları gerekir.

CHP’Yİ TARİHSEL OLARAK İYİ TANIMAK LAZIMDIR…

CHP, üniter, ulus devletin kurucusu partidir.  Türk ulus devleti, CHP’deki asker-sivil bürokrasi eliti, M. Kemal ve arkadaşlarının öncülüğünde, halka karşı ve halka rağmen kuruldu.  Bu eylem, aynı zamanda Osmanlı İmparatorluğunun sultanlarına karşı, iktidarı ele geçirme eylemidir. Halifeliğe karşı yapılan bir otoriter modernist projedir. İslam değerleriyle çatışan bir iktidar yapısıdır. Türk adına olmasına rağmen, Türk halkını dışlayan ve ötekilileştiren bir siyasal mühendislik projesidir.

CHP, Türk Ulus Devleti’nin kurucusu olarak, Kürt halkını da inkâr etti. Osmanlı İmparatorluğu Döneminde Kürtlerin sahip oldukları sınırlı özerkliği de ortadan kaldıran, Kürtlerin ulusal haklarını, gasp eden, Kürdistan’ı yeni tarzda sömürgeleştiren ve işgal eden, Kürt dilini yasaklayan, Kürtlerin meşru direnişlerini ve hak arayışlarını katliamlarla bastıran, Kürtlerin Türkleşmesi için asimilasyonu, ırkçılığı sistemleştiren bir partidir.

CHP, tekçi Kemalist ideolojiyi benimseyen, Kemalizm dışındaki tüm ideolojileri yasaklayan, gayrı-meşru ilan eden; farklı ideolojik görüşleri savunan kişileri, grupları, örgütleri zindanlara tıkayan; yargılayan ve cezalandıran bir partidir.

CHP, asker ve sivil bürokrasinin partisidir. Militarizmin partisidir. Darbeleri destekleyen ve darbeleri teşvik eden bir partidir. Bundan dolayı, halka yabancı ve karşıt olan bir partidir. Halkı ezen despot sistemin yapılanmasına önayak ve öncülük eden partidir.

CHP, Kürtleri ulus-halk olarak tanımadığı ve dışladığı gibi, diğer etnik gruplara da karşıdır.

CHP, otoriter, tekçi, faşizan laik bir partidir. Bundan dolayı da, devlet dinini savunmakta; doğal dinlere karşı tutum içindedir. Bundan dolayı İslam’a ve diğer dinlere, mezheplere karşı bir düşmanlık refleksine sahiptir.

CHP, farklı millet ve etnik grup gerçeğini kabul etmediği, halkın iradesine saygı duymadığı için, demokrat bir parti değildir. Gerçek anlamda halkçı bir parti de değildidr. Sosyal Demokrat bir parti hiç değşildir.

GÜNÜMÜZDE CHP NE DURUMDA?

CHP, Günümüzde bu ana özelliklerini kaybetmiş bir parti değildir. Ana özelliklerini koruyarak,  yapılanmaya çalışıyor. Sosyal Demokrat bir parti iddiası taşımasına rağmen, sosyal demokrasinin prensipleriyle çatışma içinde olduğu Sosyalist Enternasyonal’in karar ve açıklamalarıyla tespit edilmiş durumdadır.

CHP’nin sosyal demokrat bir parti olması için demokrat, bütün toplumsal/sınıfsal kesimleri, etnik grupları, dinleri ve mezhepleri temsil edecek şekilde yapılanmış bir parti olması gerekir.

Oysa partinin genel başkanı bir Kürt ve Alevi; Dersim Katliamını yaşayan bir topluluğa ait olmasına rağmen, kendisine “Kürdüm” bile diyemiyor.

Ak Parti, Dersim’de katliam yapıldı dediği halde, CHP ve Dersimli lideri Kılıçdaroğlu bu görüşe karşı çıktı.

Türkiye’de “Kürt Millet Sorunu” güncel ve temel merkezi bir sorun olarak kendisini dayatmış olmasına rağmen, CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde “Kürt” kavramını bir kere bile dile getirmedi.

CHP’nin temsil konusunda bir değişikliğe gitmeye niyeti yok. Kürt halkının iradesine ve kendi kaderini tayin etmesi hakkına karşıdır. Türk halkının da eşit bir şekilde temsile katılımı konusunda da istekli değildir. Eski militarist ve darbeci zihniyetini korumaya çalışıyor. Bu nedenle Ergenekon ve benzeri örgütlenmelere, darbe projelerine karşı çıkmadı.  Onlara destek ve avukatlık yaptı.

Böyle bir parti nasıl demokrat ve sosyal demokrat bir parti olabilir?

CHP, Kemalizm’i ve yukarıdaki satırlarda sıraladığım özelliklerini terk etmeden, demokrat ve sosyal-demokrat bir parti olamaz.

CHP’nin bu radikal değişikliği bünyesinde yapması olanaklı değildir. Yapması halinde de CHP’den değil, başka bir şeyden bahsedilir.

Bu nedenle mutlak şekilde belirtiyorum ki,  CHP’nin demokrat ve sosyal-demokrat, gerçek anlamda bir Türk halk partisi olması olanaklı değildir.

İleri sürüldüğü gibi partiden daha fazla oy alan Muharrem İnce’nin CHP’de genel başkan olması halinde de, CHP’de büyük bir değişiklik olmayacaktır.

Amed, 15. 07. 2018

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.