İbrahim Güçlü
Writer
Türkler, Bu Seçimlerde de Demokratikleşme ve Özgürlüklere Göre Değil, Ulusal Çıkarlara Göre Oy Kullandı…
İbrahim Güçlü'nün bu haftaki yazısı
Türkiye, 24 Haziran 2018 tarihinde cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerini yaptı.
Seçimler, bazı küçük itirazlara, eleştirilere, ithamlara, olaylara rağmen “başarıyla” gerçekleşti. Seçimin resmi olmayan sonuçları da hızla, aynı günün saat 22.30’da ilan edildi. Bu gelişmenin kendisi, Türkiye’de gerçek demokrasi olmazsa da başarılı bir “sandık demokrasisinin” olduğunu dünyaya, yerli kamuoyuna, Kürtlere gösterdi!
Seçim sonuçları, Türklerin büyük çoğunluğunun, özellikle de siyaset sınıfını, mürekkep yalayanların tahminlerini altüst ederek, ortaya farklı bir durum sundu.
Seçim sonuçları, Kürt siyaset sınıfının sadece ezberini bozmakla kalmadı, psikolojisini de bozdu. Çünkü Kürtler, seçimlerin, PKK/HDP’nin ve Kemalistlerin manipülasyonu sonucu 25 Haziran’da Erdoğan’ı “tahtından” ve iktidarından edeceğini, Cumhur İttifakının mecliste azınlığa düşeceğine çok inanmışlardı. Hem de bir şeyhin ve tarikatın müritleri gibi inanmışlardı. Ama sonucun farklı olması, hayal kırıklığına yol açtı.
Seçim sonucunu doğru tahmin edenler Kürtlerin sayısı, parmak sayısı kadardır. Ben de sonucu doğru tahmin edenlerden biriydim.
Türkiye’de Türk Milleti, bütün özellikleri ve yönleriyle bir aktör olduğunu ortaya koydu.
Bu seçimlerde de Kürtler bir aktör olamadılar, gelişmeleri etkileyen ve yönlendiren, projesi olan bir güç olamadılar. Belki de bu seçim de, Kürtler en fazla hiçliklerini his ettiler diye düşünüyorum.
Seçim kampanyasının demokratik kurallar dışında, ahlaki değerleri zorlayıcı bir çerçevede yürümesi, Türkiye’de siyaset sınıfının ve genel siyasi kültürün çok ciddi problemleler taşıdığını da ortaya koydu.
SEÇİMLERDE OY KULLANILIRKEN DEMOKRATİKLEŞME VE ÖZGÜRLÜKLERİN HAYATA GEÇMESİ; KÜRTLERİN MİLLİ HAKLARININ İAEDSİ KONUSU KRİTTER OLMADI. MİLLİ ÇIKARLAR KRİTER OLDU…
Seçimlerde tartışmalar, iki sistem arasındaki görüş ve proje farklılıklarına göre şekillendi ve anlam kazandı. Cumhurbaşkanlığı Sistemine karşı olanlar, diktatörlüğün kuruluşuna adım adım gidildiğini ifade ettiler. Ak Parti İktidarının bir diktatörlük ve R. T. Erdoğan’ın da bir diktatör olduğunu şiddetli bir şekilde ileri sürdüler. OHAL’in de bu sistemi güçlendirdiği ve beslediği konusunda muhalefette bir görüş birliği vardı.
Muhalefetin bu tespitine rağmen, parlamenter sistemin daha demokrat olacağı, parlamenter sistemi savunan muhalefet partilerinin daha demokrat, hak ve özgürlüklere, hukuka saygılı olduğu gibi bir sonuç çıkıyordu. Asıl gerçek bu değildi. Halk, muhalefetin demokrasiye daha bağlı, hak ve özgürlükler konusunda hassas olduğu, hukuku bağlı olduğuna inanmıyordu.
Bundan dolayı bu değerler oylanmadı. Bu kriterlere göre oylama yapılmadı, milli çıkarlar oylamada ana kriter oldu.
Çünkü muhalefet partilerinin de iktidar partisinde ve Cumhur İttifakından daha çok demokrat olmadığı, hak ve özgürlükler konusunda ikisi arasında büyük farklılıkların olmadığı yaklaşımı kitlelerin ezici çoğunluğunda egemen bir görüştü. Bundan dolayı halkın bu kriterlere göre oy kullanması söz konusu olmazdı. Sonuçta da bu kriterleri gözeterek oy kullanmadığı açığa çıktı.
Türkiye’de demokratikleşmenin olmazsa olmaz şartlarından biri, Kürtlerin milli hakların teslimi ve kabulü olduğu da tartışmasız bir gerçek. Seçimlerde, Kürtlerin milli hakları konusu hiçbir parti tarafından projelendirilmediği gibi, kitlesel olarak Türklerin böyle bir dertlerinin olmadığı da açığa çıktı. Bundan dolayı Kürtlerle ilgili söylenenler, yapılacaklar da çok önemli olmadı ve göz önüne alınmadı.
TÜRKLER, MUHALEFETİN VE ULUSLKARAASI GÜÇLERİN İSTEKLERİNE KARŞI GÜNCEL VE UZUN VADELİ MİLLİ ÇIKARLARI İÇİN OY KULLANDILAR…
Muhalefet partileri, birçok uluslararası güçler ve devletler, en başta da ABD ve AB son birkaç yıldır, AK Parti iktidarına ve R. T. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığına; yeni yönetim sistemine karşı bir görüş birliği içindelerdi. İç muhalefet güçleri açıktan, uluslararası güçler gizliden AK Parti iktidarının yıkılması, R.T. Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığının son bulması için şiddetli bir mücadele yürütüyorlardı.
Muhalefet, yine Ak Parti’nin yarattığı “İttifak Sistemi” sayesinde örgütsel olarak muhalefetini birleştirdi. “Millet İttifakı”nı oluşturdu.
Buna rağmen Türkler, milli çıkarları, istikrarlı yönetimi, hizmetlerin kimler tarafından yapıldığı ve yapılacağı, Türkiye’yi yönetebilme kabiliyetini gösteren ve gözetecek, kendilerince Türkiye’nin karşı karşıya olduğu iç ve dış tehlikeleri alt edecek ve karşılayacak partileri ve ittifaka oy verdi.
Bunun sonucu olarak R. T. Erdoğan’ı cumhurbaşkanlığına taşıdılar. Cumhur İttifakını da (AK Parti ve MHP) mecliste çoğunluk yaptılar.
Seçim öncesinde, AK Parti İktidarının, PKK’ya, Fettullahçılığa, DAEŞ’e karşı mücadelesindeki başarılarının; buna bağlı olarak Cerablus ve Efrin İşgali’nin, Menbiç’ten PKK/PYD’nin çıkarılmasının, Kandil operasyonun Cumhur ittifakına kazandıracağını hep yazdım ve söyledim.
Bu görüşlerimde de yanılmadığım ortaya çıkardı.
Bu son seçimdeki gelişmeler de, Türklerin kendi milli çıkarlarını ne kadar isabetli tespit ettikleri ve ona uygun davrandıklarını ortaya çıkardı.
MUHAFAZAKÂR MİLLİYETÇİLERİN KENALİSTLERE SON DARBESİ: CHP VE MİLLET İTTIKIN KAYBETMESİ…
Kemalistlerin iktidarı, Türk milletini temsil etmiyordu.
Türkler, millet olarak, Kemalist ve Atatürk diktatörlüğüne karşı olduklarını, Atatürk daha sağken ona karşı kurulan partiye oy vererek ve Atatürk karşısında seçimi kazanarak ortaya koydu. Atatürk kendisi karşısında kazanan partiyi kapattı. Parti yöneticilerini,1925 Kürdistan Milli Ayaklanma Hareketini destekledikleri gerekçesi ve suçlamasıyla tutuklatıp, İstiklal Mahkemesinde yargılamalarını sağladı.
Türk milleti, geri adım attı ve sineye çekti. Ama Tarihi fırsatı yakaladığı zamanda, yeniden Kemalistlere ve CHP Diktatörlüğüne karşı millet olarak gösterilmesi gereken tutumu takındı ve CHP'yi iktidardan fena düşürdü.
Türk milleti de bunu, Adnan Menderes'in ve Celal Bayar'ın kurduğu Demokrat Partiye ezici çoğunlukta oy vermekle ve Demokrat Partiyi iktidar yapmakla ortaya koydu.
Kemalistler 27 Mayıs 1960 yılında halka karşı ve partisi olan Demokrat Partiye karşı darbe yaptı. Başbakan ve bakanlarını tutukladı. Yargılayıp idam etti. Ama Türk halkı, 1960 Askeri darbesinden sonraki ilk genel seçimde yine Kemalistlere ve CHP'ye ders verdi. Onları iktidardan düşürdü.
Türk Milleti, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1989 Kemalist Askeri darbelerden sonra aynı tutumu gösterdi. Kemalistleri ve CHP'yi cezalandırdı. Bu darbelerden sonra darbelere karşı olan Bülent Ecevit'i, Necmettin Erbakan’ı, Süleyman Demirel'i, Turgut Özal'ı, R. Tayyip Erdoğan'ı; onların partilerini iktidar yaptı.
Muhafazakâr ve halkın çoğunluğunun temsilcisi AK Parti, 16 yıldır hükümet yapıyor.
Bu cumhurbaşkanlığı ve genel seçimlerde Kemalist CHP'nin öncülüğünde, milliyetçi ırkçıların bir kesimi (İyi Parti), muhafazakâr İslamcıların bir kesimi (Saadet Partisi) arasında "Millet İttifakı” oluştu. HDP de bu ittifakta gizli üye olarak yer alarak; "Cumhur İttifakını" yenmek ve yıkmak, R. T. Erdoğan'ı cumhurbaşkanı yapmamak, "Cumhur İttifakının" mecliste çoğunluk oluşturmaması için birleştiler, birbirlerine emanet oylar aktardılar.
Bu ittifaka, uluslararası güçler de gizli ve açık destek oldular.
Türk milleti, yine Kemalistlerin ittifakına ders vermek, milli çıkarlarını korumak için "Cumhur İttifakına" oy verdi. R. Tayyip Erdoğan'ı cumhurbaşkanı yaptı. Cumhur İttifakı içindeki partileri (AK Parti ve MHP) de mecliste çoğunluk yaptı.
CHP VE SAADET PARTİSİ’NİN, PKK/HDP konusundaki görüşleri, S. Demirtaş hakkındaki yaklaşımları da onlara oy kaybettirdi.
HDP, KÜRTLERİ TEMSİL ETMİYOR. KÜRDİSTAN’DA OY KAYBETTİ. BATI’DA OY KAZANDI. EMANET OYLARLA BARAJI GEÇTİ…
HDP, niteliksel olarak hiç ve nicelik olarak marjinalize olmuş Kürtlerin oylarını alıyor. Bu da Kürtleri temsil ettiği anlamına gelmez.
HDP de bir Kürt partisi olamadığını ifade etmesi, ayrıca yapısal olarak (program, tüzük, savunduğu değerler) da Kürtleri temsil etmediğini gösteriyor. Buna rağmen, bazı aklı evveller, HDP’nin kendi tanımlamasına rağmen, “HDP Kürt partisidir” demekten geri durmuyor.
Türkiye’nin en azından nüfus olarak üçte biri Kürtlerdir. Bu nüfusa da 17-18 milyon seçmen tekabül etmektedir. HDP’nin aldığı Kürt oyları da yüzde beş, bu da 3 milyon 500 kadar bir oya tekabül eder.
Bu rakam da, HDP’nin Kürtleri temsil etmediği anlamına gelir.
Eğer partilerin Kürtlerden aldığı oylarla, Kürtleri temsil ettiği sonucuna varırsak, 1950’den bu yana Kürtlerin oylarının tümünü Türk partileri; bu aşamada da AK Parti almaktadır. Bu da o partileri Kürt partisi yapmaz, yapmadı. Partilerin hiçbiri de bu iddiada bulunmadı.
HDP’nin baraj sorunu olduğu ileri sürülüyordu. Seçim sonuçları da bu sorunu tescil etti. HDP’nin CHP’nin oylarıyla barajı aştığı herkes tarafından kabul görmektedir. HDP’lilerin de buna itirazı yok. Onlar da seçim öncesinden, CHP’den yüze 2 ya da 3’lük bir oy beklentisi içindeydi. Bu beklentide gerçekleşti.
HDP’nin oylarıyla S. Demirtaş’ın oyları arasındaki yüzde 3’lük fark da bunu gösteriyor.
HDP, Kürdistan’da oy kaybetmesine rağmen, Batıda Türk Bölgelerinden oylarını artırması da bunun bir delilidir.
MİLLİYETÇİ DİP DALGASI VE İYİ PARTİ…
Seçim kampanyaları sırasında, bir toplumsal ve siyasal dip dalgasının gelişmekte olduğu ileri sürülüyordu. Seçim sonuçları bu görüşü doğruladı.
Bu dalganın milliyetçi bir dip dalgası olduğu somut bir hal aldı. Türklerin milli çıkarlarına göre oy kullanmaları bunun en önemli göstergesi olarak görülüyor.
Bunun sonucunda da aynı kaynaktan gelen ve milliyetçi-ırkçı iki partinin (MHP ve İyi Parti)CHP kadar oy almaları bunun en önemli göstergesidir.
SONUÇ YERİNE: KÜRTLER ADINA ÇIKARILACAK DERS…
Son seçimlerde de Türklerin milli refleksi ve ulusal çıkarlara uygun hareket etmeleri, Kürtler için ders olmalıdır.
Bir gerçek var ki Kürtler, kendi ulusal çıkarlarının bilinciyle hareket etmiyorlar. Kendi çıkarlarını savunan partileri desteklemiyorlar.
Türk siyasi partilerini, Kemalist tarafından Kürtlere karşı oluşan PKK/HDP, Kürtlere 40 yıldır, sadece Kürdistan'ın Kuzeyinde değil, Kürdistan'ın bütün parçalarında kötülük yapmasına, sömürgeci devletlerle açık işbirliği yapmasına, Kürtlerin bağımsız devlet olmasına karşı çıkmasına, Kürdistan yurtseverlerini ve milli hareketin tabanı olan toplumsal güçleri tasfiye etmesi için çalışmasına rağmen, PKK/HDP'ye, destek oluyor.
Bu durum, Kürdistan yurtseverlerinin başta Kuzeyde olmak üzere diğer Kürdistan parçalarında şapkalarını önlerine koyup analiz etmelerini, bu durumdan sonuç çıkarmaya çalışmalarını, sonucu değiştirmek için yapılması gerekenleri yapma zorunluluklarını gösteriyor.
Amed, 31 Haziran 2018
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.