İbrahim Güçlü
Writer
“Yeni” Kandil Operasyonu, Seçimlere Etkisi, PKK Tehdidi
Türkiye’de geçmişte yazılan bir “Çözüm Süreci” hikayesi vardı. Bu hikayenin başarılı olmayacağını söyleyenlerden biriydim.
Hükümet, PKK’nın silahsızlandırmak istiyordu. Çözümden kasti buydu. Oysa PKK’nın silah bırakmaması için çok neden vardı. Silah, PKK’nın ve onu yöneten üst akılların olmazsa olmaz enstrümanıydı. PKK’nın silahı bırakması demek, yok olması demekti. Ayrıca PKK’nın kendisinin silah bırakma konusunda tek başına karar vermesi de olanaklı değildi.
PKK ve onu projelendiren ve destekleyen devletlerin de çok yönlü hesabı vardı. PKK, “Çözüm Süreci” ile Kürdistan’ın Kuzeyinde egemenlik alanını ve nüfuzunu genişletmek, Kürdistan’ın Batısında gözlerden uzak, Suriye Rejimi ile kendi diktatörlüğünü kurmak, için bu hikâyenin yazımından yana görünüyordu.
Sonuçta, tarafların farklı hesapları, farklı stratejileri, çatışma içine girdi. Bu noktadan sonra, yeniden silahlı çatışma başladı.
Türk Devletini yöneten AK Parti Hükümeti, “Çözüm Sürecinden” sonra PKK’yı silahlı tasfiye etmek için “mutlak” anlamda bir karara vardı; bu kararını Türk ve Kürt kamuoyuna, dünyaya ilan etti. Hükümet, bu stratejisine uygun olarak da, PKK’yı tasfiye etmek için harekete geçti. PKK’nın bulunduğu bütün alanları hedef aldı.
Bu da, Türk Devletinin, PKK’nın sadece Kürdistan’ın Kuzeyinde değil, yerleşik bulunduğu Kürdistan’ın Güneyi ve Batısındaki alanları da hedef seçmesi anlamına geliyordu.
Hükümet, bir zamandır bu hedefine, stratejisine, söylediğine uygun davranıyor. Bu stratejiye uygun olarak sürekli ve ara vermeden operasyonlara devam ediyor.
Bu strateji çerçevesinde operasyonlara ve PKK’yı tasfiye hareketi başlattıktan sonra, karşısına, İran’ın da stratejisi çerçevesinde PKK’nın “Hendek Savaşı” dediği taktik eylem çıktı. Hükümet, birkaç ay içinde bu Hendek Savaşında başarı sağladı. PKK, birçok genci katlettirerek; alanları, Diyarbakır, Cizre, Nusaybin, Silvan şehir merkezlerinde büyük kayıplar vererek; şehirlerde yıkım, hem sosyal ve ekonomik yıkım, hem de psikolojik yıkım yaratarak terk etti.
PKK’ya yönelik operasyonlar, Kürdistan’ın Kuzeyinde şiddetlendi. PKK, hareket etmez hale geldi. Türkiye’nin sınırlarının dışına çıktı.
Operasyonlar bu halde de durmadı.
Türk Devleti, bu zaman sürecinde Cerablus’ta Fırat Kalkanı Hareketi başlattı. El-Baba kadar egemenlik kurunca, PKK/PYD’nin önünü kesti.
Operasyonlarının Cerablus’la sınırlı kalmayacağını, Menbiç’i ve Efrin’i de içine alacağını söyledi.
Türk Devleti, PKK/PYD’nin Efrin’de bulunmasının, kendi güvenliğini tehdit ettiği gerekçesiyle, büyük bir saldırı ve operasyon hareketi başlattı. Bu hareketin adını da, “Zeytin Dalı Hareketi” olarak tanımladı.
Türk Devleti, Efrin’in kırsal kesiminde belli bir direnişle karşılaşmasına rağmen, kırsal kesimde etkinlik ve egemenlik sağladı. Kırsal kesimde sağladığı egemenlikten sonra, Efrin Şehir merkezini kuşattı. Efrin şehir merkezinde hiçbir direnişle karşılaşmadan, şehir merkezini ele geçirdi ve işgal etti.
Menbiç sorununun ABD ile uzlaşma yoluyla çözme yoluna gitti. Yapılan açıklamalar, bu konuda Türk Devleti ve ABD’nin ortak adım attıkları ve uzlaşma gösterdikleri yönünde.
Efrin’den sonra, Kürdistan’ın Batısını tümden hedef aldığını açıkladı. Bundan sonra da Kürdistan’ın Güneyinde operasyonun Kandil ve Şengal’le tamamlanacağını ifade etti.
KANDİL’DE OPERASYON HEM ESKİ, HEM EFRİN İŞGALİ HAREKETİNİN BİR DEVAMI, HEM DE NİTELİK OLARAK YENİ BİR OPERASYON VE İŞGAL HAREKETİ…
Bilindiği gibi, Türk Devleti’nin Güney Kürdistan’daki operasyonları, 1983 yılında başladı; belirli aralıklarla 1984 Ağustos’una kadar bu operasyonlar devam etti.
PKK’nın, Ağustos 1984’te silahlı hareketi yeni bir tarzda başlatınca, Türk Devleti’nin Kürdistan’ın Güney’ine olan operasyonları hız ve sıklık kazandı.
PKK’nın, Kandil’i merkezi üs haline getirmesinden sonra, Türk Devleti’nin operasyonları sürekli oldu. Ama bu süreklilik kazanan operasyonlar, çoğu zaman başarısız, çoğu zamanda uluslararası tepkilerden dolayı yarıda bırakılarak, operasyona son verildi. Çünkü Türk Devleti’nin teknolojik koşulları, silah donanımı bu operasyonu devam ettirmeye elverişli görünmüyordu.
Mart ayında Kandil’i hedefleyen Kürdistan’ın Güneyi’ne operasyon hareketi, yeni bir operasyondur. Kandil’i ele geçirmeyi hedefleyen bir operasyon olarak görünmektedir. Bunun yanında, Kürdistan’ın Güneyinde askeri olarak üslenme amacı taşımaktadır. Yapılan açıklamalarda, 50 kilometre kadar bir derinlikte Kürdistan ve Irak federal Devleti topraklarına girilmiş durumda. Üsler oluşturulmuş durumda.
Bu aşamadaki Kandil operasyonunu “yeni” olarak nitelendirmemin nedeni, Kandil’in ele geçirilmesi için yeni bir askeri teknolojinin kullanılmasından ve bundan dolayı başarı şansının yüksek olmasından, seçilen hedef ya da hedeflerden dolayıdır.
Bütün bunların yanında, Öcalan’ın bu operasyonun başarıya ulaşması için, operasyonun bir tarafı olduğudur.
Bu pozisyon, operasyonu daha yeni ve nitelikli kılıyor.
YENİ KANDİL OPERASYONU: KANDİL’İN ELE GEÇİRİLMESİ VE KÜRDİSTAN’IN GÜNEY’İNİN İŞGALİ…
Yeni Kandil operasyonu, devletin açıklamalarından da anlaşılıyor ki yeni bir tarzda, yeni bir teknikle, yeni bir teknoloji ve strateji ile sürdürülmektedir. Bu nedenle yeni Kandil operasyonu, geçmişte yapılan operasyonlardan farklı bir özellik ve kapasite göstermektedir.
Yeni Kandil operasyonunda, hem Kandil’in ne pahasına olursa ele geçirilmesi; hem de Kürdistan’ın Güneyinde daha kalıcı olunmak için yapılmaktadır. Bunun için de Kürdistan’ın Güneyinde askeri üsler kurulmuş durumdadır.
Türk Devletinin bu hareket tarzı, sadece Kandil’in PKK için merkez olmaktan çıkarılması değil, aynı zamanda Kürdistan’ın Güneyinde işgal hareketini devam ettireceğini göstermektedir.
Ama ne yazık ki, Sömürgeci Türk Devleti’nin bu işgal hareketine yol açan, PKK’dır. PKK’ya yıllardır söylenmesine rağmen, Kandil’i terk etmiyor. Kürdistan’ın Güneyinin başını belaya sokmaya devam ediyor. Bu da Kürdistan’ın Güneyinde sürekli operasyonlara yol açıyor.
Diğer yandan, Irak federal Devleti ve Kürdistan Federe Devleti yönetimleri de bu konuda kendine düşenleri yapmadı.
Türk Devleti, onlarca kilometre Kürdistan ve Irak Federal Devlet topraklarına girmesine rağmen ve askeri üsler kurmasına rağmen, dünyadan, yerel güçlerden ciddi bir tepki, bir karşı hareket söz konusu değildir. Irak, çok alçak bir sesle “Türk devleti egemenliğimize saygı duymalıdır” demekten öteye bir şey yapmadı.
YENİ KANDİL OPERASYONU, CUNHURBAŞKANLIĞI VE GENEL SEÇİMLERİ KAZANMAYI HEDEFLEMEKTEDİR
AK Parti Hükümeti, Cumhurbaşkanı, “Cumhur İttifakı” seçimi daha rahat kazanmak için, yeni Kandil Operasyonunu başlattığını söylemek zor olmazsa gerek.
Hükümet, 1999 yılkında PKK Liderinin derdest edilip getirilmesinden sonra, Bülent Ecevit’in partisi DSP’nin hiç olanağı yokken seçimleri kazandığını hatırlamakta, onu göz önünde tutmaktadır.
Hiç şüphe yok ki, Kandil’in alınmasının seçimlerden birkaç gün önce açıklanması, AK Parti ve Cumhur İttifakının oylarından artışa yol açacaktır. “Cumhur İttifakına”, cumhurbaşkanlığı ve genel seçimleri kazanma olanağı sağlayabilecektir.
Çünkü Kandil’in Efrin’den sonra işgal edilmesi, PKK’nın merkezi olmaktan çıkarılması, seçimle ilgili başka denklemleri de bozacaktır.
Bu bozulacak denklemler:
1-HDP’nin barajı aşması için, CHP’nin sürdürmek istediği bir strateji var. O da CHP’nin HDP’ne emanet oy vermesidir. Kandil’in alınması halinde, CHP’nin bu stratejisini uygulaması zor olacaktır. Belki de imkânsız olacaktır. Ulusalcılar, CHP’nin stratejisine itibar etmeyebilirler.
2-Kandil’in ele geçirilmesi ve PKK’nın merkezi olmaktan çıkarılması, milliyetçi ırkçı güvenlikli duyguları artacak. İyi Parti’ye yönelen milliyetçi ırkçı oyların, yeniden eski yuvasına; MHP’ye dönmesi, İyi parti’nin oy kaybına sebep olması söz konusu olabilir.
3-Kandil’in ele geçirilmesi, halkı “beka sorunu” ve dış saldırı tehlike konusunda epeyce ikna etmiş hükümet ve Cumhur İttifakına, güveni artıracak. Bu da güven tazelemesi, oya tahvil olacaktır.
4-Kandil’in alınması, Efrin’den ve Menbiç’ten sonra PKK için çok büyük bir darbe olacak. PKK, Kandil’in düşmesi nedeniyle taraftarlarının çoğunun da güvenini kaybedecek.
Bu gelişme, halk üzerindeki PKK korkusunu azaltacak. Bunun da HDP oylarından düşmeye yol açacağı söz konusu olabilecek.
Hükümet yetkililerinin, Cumhurbaşkanı’nın seçimden birkaç gün önce Kandil’i alacaklarını açıklamaları anlamlı ve saptanan hedeflere, stratejiye hizmet edeceğini göstermektedir.
PKK, “HEM SUÇLU, HEM GÜÇLÜ” VE HEM DE TEHDİTKÂR…
Türk Devleti’nin on yıllardır Kürdistan’ın Güneyinde kara ve hava askeri operasyonları yapmasının nedeni, PKK’nın varlığıdır. Yine bundan dolayı Kandile yeni, kapsamlı, teknik, askeri güçlü teknolojiye dayalı, hedefe ulaşmayı amaçlayan bir operasyon aylardır başlamış durumda.
Türk Devleti Hedefe ulaşmak için de, Kürdistan’da 35-40 km. derinliğinde bir alanı işgal etmiş durumda.
Bu operasyonun Öcalan işbirliği ve Kandil’deki bazı PKK yetkililerinin işbirliği ile yürütüldüğü de bilinen gerçekler arasında.
PKK, buna rağmen kendi sorumluluğunu bilerek hareket etme yerine, sorumsuzca hareket ediyor. Türk Devleti operasyonundan Kürdistan Güneyindeki yönetimi sorumlu tutuyor. Bunun hesabını soracağını tehdit olarak ifade ediyor.
PKK, sömürgeci devletlerin Kürdistan’ın bütün parçalarını yeniden işgal etmek için yol açıyor. Zaten bir proje olarak da devlet eliyle oluştu.
PKK, tehdit yerine yıllardır yapması gerekeni yapmalı. Kürdistan’ın Güneyini hızla terk etmelidir.
ULUSLARARASI PLATFORMLAR (BM V.D) VE HUKUK DA İFLASLA KARŞI KARŞIYA…
Efrin’den sonra Yeni Kandil Operasyonu bağlamında Kürdistan’ın Güneyindeki büyük askeri operasyonu ve işgali konuşurken, “uluslar arası hukuk nerede?” diye sesler ve serzenişler duyar gibiyim.
Oysa ondan önce, uluslar arası güçlerin ve hukukun, Birleşmiş Milletlerin, Avrupa Birliğinin, demokrasi olduğunu söyleyen, insana hak ve özgürlüklerini, milletlerin haklarını savunduğunu ileri süren devletlerin:
Kürdistan’ın ve Kürt milletinin parçalanması, Kürt milletinin bütün milli haklarının gasp edilmesi, Kürt milli hak arama ve direnme eylemlerinin kanla ve katliamla bastırılması,
Kürt milleti üzerinde sürekli, planlı bir jenosid hareketinin sürdürülmesi karşısındaki tutumu sorgulanmalıdır.
Kürdistan’ın ve Kürt milletinin bu trajik ve dünyada örneği olmayan konumuna tepki göstermeyen, çözüm bulmayan BM’nin ve uluslararası hukukun; Kürdistan’daki felaketlere, hukuksuzluğa, işgallere, katliamlara ses çıkarması düşünülemez.
Bunun yanında, dünyada bir uluslar arası hukuk kalmamıştır. BM, kendi etkisini kaybetmiş durumdadır. Hukuk anlamında dünyanın çivisi çıkmış durumda. Verili durumda dünyada güçlülerin hukuku geçerlidir. Güçlü olanlar, herhangi bir alana ve ülkeye girerek, orayı işgal ediyorlar; oralarda kendi zorba, insan hak ve özgürlükleri, demokrasi ile alakası olamayan hukuklarını geçerli kılıyorlar.
Bu bağlamda, Orta Doğu’daki gelişmeler bu gerçeğin her anlamda bir aynası durumunda.
Böyle olunca, uluslararası güçlerin kendi yaptıklarını, başkalarından istememe durumları olamaz. Kürdistan’daki sömürgeci devletlerin tahribatlarına ve işgallerine karşı çıkmaları da düşünülemez.
Bundan dolayıdır ki Sömürgeci Türk Devleti, Efrin’i rahatlıkla işgal edebiliyor, Kürdistan’ın Güneyinden geniş bir alanı egemenliği altına alabiliyor.