İbrahim Güçlü
Writer
Kürdistan’ın Batısında Efrin’den Sonra Yeni Büyük Felaket…
http://www.kurdistan24.net/tr/default
Suriye’de hızla yeni gelişmeler oluyor. Yeni denklemler oluşuyor. Bu denklemler oluşurken, Kürtleri teğet geçmesi olanaklı değildir. Çünkü Kürtler ve Kürdistan, Suriye’de yapısal ve siyasal olarak stratejik, temel, ana aktörlerden biridir. Suriye’nin geleceğinde tayin edici sömürge, mili hakları, Kürdistan’da iktidarı ve egemenliği için mücadele eden bir millettir.
Kürt ve Kürdistan sorunu çözülmeden, Suriye’de sorunun/sorunların çözülmesi olanaklı değildir. Bu nedenle, oluşan ve oluşacak her yeni denklemde bilinen bir aktör Kürtler ve Kürdistan’dır.
“Arap Baharından” sonra yıllardır her gün, her saat, her saniye gelişmeler Kürtler açısından da birer-birer gerçekleşiyor. Ne yazık ki, Kürtler açısından bir adım ileri, iki-üç adım geri bir durum söz konusudur.
Yıllardır yazdığım ve biz Kürtlerin ve Kürdistan parti ve örgütlerinin dikkatini çektiğim tehlike anlaşılan kapıya dayanmaktadır. Gelişmelere yakından bakmak önem taşımaktadır.
SURİYE’DE YAYGIN VE DERİN MUHALEFETİN VARLIĞI…
Suriye’de Mart 2011 yılında Deraa’da sivil ayaklanma başladığı zaman, bu ayaklanmanın kısa sürede Suriye’ye yayılacağı öngörülüyordu. Bunun için de çok şeyi bilmeye, derin bir matematik siyaset kültürüne de ihtiyaç yoktu. Suriye’de Araplar, Kürtler, diğer ulusal azınlıklar, ayaklanmaya ve rejime karşı kalkışmaya hazır bir durumdaydı.
Bu ayaklanmaya hazır muhalefet de, geçmişten o güne dek çok ağır koşullarda, yaşamsal riskleri göze alarak, en zor şartlarda rejime karşı mücadele eden bir muhalefetti.
Suriye’de Baas Rejimi, tek lider ve tek parti diktatörlüğüydü. 1965 yılında gerçekleşen askeri bir darbe ile oluşan bir rejimdi. Çekirdek olarak da alevi kesimin Esat ailesi etrafında oluşturduğu bir diktatörlüktü.
Suriye’de Baas Diktatörlüğü, vatandaşı hesaba katmayan, hak ve özgürlükleri hiçe sayan, demokrasi ile yakından ve uzaktan hiçbir ilişkisi olmayan, siyasi partilerin kuruluşuna izin vermeyen, özgür ve demokratik seçimleri yapmaktan korkan; Kürdistan’da Kürtlerin tüm ulusal haklarını gasp eden, sömürgeci egemenlik sistemini sürdüren, Kürtlerin büyük çoğunluğunu vatandaş bile kabul etmeyen; bir yığın istihbarat örgütlerinin halkın korkulu rüyası olduğu, militarizmin bütün beyinlere işlemeye çalıştığı, bütün öğrencileri bile militarist eğitimden geçiren, ekonominin küçük bir zümrenin elinde olduğu bir devlet ve rejim konumundaydı.
Bundan dolayı yaygın, derin, öfkeli, haklı bir yaygın muhalefet söz konusuydu. Bu durumda da, Deraa’daki sivil ayaklanmadan sonra, tüm muhalefetin ayağa kalkacağı, harekete geçeceği veri olarak ortadaydı. Böyle de oldu. Suriye’de değişik kesimler, Kürtler, çok kısa bir sürede harekete geçtiler.
Sivil ayaklanma ile başlayan muhalefet, Devletin askeri şiddet uygulaması karşısında kısa sürede silahlı bir ayaklanmaya ve muhalefete dönüştü. Giderek bir iç savaş hali aldı. Bu iç savaş hali, 8. yılındadır. Sonuç olarak bir milyona yakın ölü, nüfusun yarısından fazlası mülteci konumunda; ekonomik, sosyal, psikolojik yıkım söz konusudur.
Bu derin, yaygın, güçlü muhalefet karşısında, Baas Rejimi ve diktatörlüğünün ayakta kalması olanaklı değildi. Ama ne yazık ki Rusya’nın ve İran’ın doğrudan, ABD ve müttefiklerinin doğrudan-dolaylı desteği ile ayakta kaldı. Kalmaya da devam ediyor. Suriye, vekalet savaşlarının yürütüldüğü, her devletin rahatlıkla toprakları üzerinde egemenlik kurdukları bir konumda. ABD, vekâlet savaşı ile egemenlik alanına sahip, TC Devleti, toprağının bir parçası üzerinde egemen. Rusya ve İran, Suriye’nin sahibi konumundalar. Onlar ne derse, rejim ve Baas Diktatörlüğü onu yapıyor.
Ne yazık ki gelinen nokta da rejimin kendisi çözümün önemli ve tayin edici çözüm aktörü konumunda. O istemeden hiçbir çözümün olmayacağına dair bir verisel durum var. Umut ederiz ki bu durum da Suriye’de hızlı değişime ayak uydurarak farklı bir aşamaya gelir.
KÜRT MUHALEFETİDE İKİ TEMEL EĞİLİM, SURİYE’NİN KÜRDİSTAN MUHALEFETİNİ ETKİSİZ HALE GETİRMEK İÇİN GELİŞTİRDİĞİ ÖZEL PLANI VE SURİYE’NİN TEHLİKELİ TAKTİĞİ…
Suriye’de, 2011 yılında, Newroz’dan kısa bir süre önce Deraa’da başlayan sivil ayaklanma, kendi etkisini hızla Kürdistan’da Kürtler ve Kürdistan partileri arasında gösterdi. Deraa’daki sivil ayaklanma Kürdistan’da “Arap Baharı”nın bir devamı, değişim ve statükonun son bulması müjdecisi olarak algılandı.
Ayrıca Kürdistan’daki milli hareket, Suriye’nin en eski ve devlet karşıtı muhalefetidir. Bilindiği gibi 1957’de Kürdistan Demokrat Partisinin kurulmasından sonra, Kürdistan’daki millici güçler hep Suriye’deki devletin değişmesini; devletin Kürtlerin ve Arapların ortak devleti haline gelmesini, Kürtler olarak Kürdistan’da iktidar ve egemen olmayı savundular; bunun için mücadele ettiler.
Bundan dolayı Kürdistan’daki milli hareket, milli hareketi temsil eden siyasi örgüt ve partiler, Deraa ayaklanmasından sonra, Baas diktatörlüğünün ve Baas partisinin tasfiyesini, çoğulcu, plüral, federal, parlamenter bir yönetimin oluşmasını savundular.
Bu mücadele stratejisi çerçevesinde, devlete ve rejime muhalefet etmeye başladılar. Kendilerini bu strateji etrafından konumlandırdılar, hazırlıklarını buna göre yaptılar.
Ama ne yazık ki Kürdistan milli hareketinde bir aktör olmayan, PKK’nın Suriye eliyle oluşturduğu parti olan PYD, rejimle hareket etti, rejimin tasfiyesine karşı çıktı.
Baas rejimi, PKK/PYD’yi, Kürdistan’daki milli örgüt ve partilere karşı ekonomik, askeri, silah olarak yoğun bir şekilde destekledi ve güçlendirdi. Bundan da amacı, Kürdistan’daki milli ve demokrat muhalefetin güçlenmesini; güçlenen muhalefetin Arap demokrat ve dindar muhalefetiyle birleşmesini engellemek içindi.
Suriye’de radikal dinci güçlerin aşırı güçlenmesi, DAEŞ’ın yapılanması ve DAEŞ’ın Irak Suriye İslam Devleti kuruluşuna başlaması, Baas Rejimini yeni taktikler ve mücadele biçimlerini geliştirmesine yol açtı.
Suriye o koşullarda İran ve Rusya’yı resmen kendisine destek olması ve korumasını sağlaması için davet etti.
Kürdistan’da 2012 yılında çoğu bölgeleri silahlandırdığı PKK/PYD’ye bıraktı. Suriye böylece kendisi için vekâlet gücü yarattı. Bu güç Baas rejimi adına, Kürdistan’ı korudu. Bunun için de ilk aşamada Kürt milli ve demokrat muhalefetini baskı altına almak için PKK/PYD’yi harekete geçirdi. Kürdistan’da tam anlamıyla ikili bir diktatörlük kurdu.
PKK/PYD bunu kendi egemenlik ve hegemonik yapılanması için kullanmaya başladı. Suriye’ye karşı başka devletlerle ilişkiler de geliştirmeye başladı.
Başka bir deyimle Suriye’de karada vekâlet savaşı sürdürmek isteyen ABD ve müttefikleri PKK/PYD’ye destek olmaya başladılar. ABD, PKK/PYD’yi, Suriye, Rusya, İran elinden almak için onları donanımlı ve Arap Bölgelerinde Rakka ve Derezor’da DAEŞ’e karşı savaşan bir silahlı güç haline getirdi.
Suriye Baas Rejimin Kürdistan’da vekâleti PKK/PYD’ye vermesi kendi içinde birkaç tehlikeyi barındırıyordu.
Birinci tehlike, PKK/PYD’nin Kürt milli ve demokrat parti ve örgütlerine diktatörlük uygulaması, onları tasfiye etmek için çalışması, örgüt ve parti yöneticilerini tutuklaması, işkence etmesi ve öldürmesiydi.
PKK/PYD’nin bu zulmü günümüzde de devam ediyor.
İkinci tehlike, PKK/PYD rejimi taraftarı olduğu için, rejimin değişmesi halinde iktidara gelen güçler koalisyonu onu silahsızlandırmak için harekete geçecek. Bu da Kürtler için büyük bir felakete sebep olacak.
Üçüncü tehlike, PKK/PYD vekâlet savaşı sonucu ABD adına Arap bölgelerini ve şehirlerini işgal ettiği için de, yeni iktidar güçleri koalisyonu, bu işgale son vermek isteyecek. PKK/PYD de şuursuz ve gerçekler dışında hareket etmeyi bir strateji olarak benimsediğinden, Kürdistan gençlerini öldürtmekten bir beis göstermeyecektir.
Dördüncü tehlike, Baas Rejiminin ayakta kalması ve muhalefetin yenilmesi halinde, Baas Rejimi silahlı güçlerle, ABD’nin vekâlet gücü de olsa PKK/PYD’yi silahsızlandıracak, onların egemenliği altında olan bölgeleri, şehirleri geri almak isteyecek. Bu da öncelikle Kürdistan’da büyük bir felakete sebep olacak.
SURİYE’NİN KÜRDİSTAN’IN BATISINDA PKK/PYD’DEN VEKÂLETİNİ ALMA İSTEĞİ VE ONU SİLAHSIZLANDIRMAK İSTEĞİNİN YARATACAĞI FELAKET…
Gelişmelere bakıldığı zaman, Kürtleri için Efrin’den sonra felaket gündemdedir.
Bilindiği gibi, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad, Demokratik Suriye Güçleri’nin ve Demokratik Suriye Güçlerinin ana gövdesi ve omurgası olan olan PKK/PYD’nin diyalog yoluyla silahlarını teslim etmesini talep etti. Silahların teslim edilmemesi halinde güç kullanacaklarını açıkladı.
Rusya’nın ünlü gazetelerinden biri olan Russia Today'e konuşan Suriye Diktatörü ve Baas Lideri Beşar Esat, Demokratik Suriye Güçlerinin önünde iki seçenek olduğunu belirterek, “Ya diyalog yoluyla silahlarını teslim edip, kontrol ettikleri bölgeleri bize teslim ederler, ya da güç kullanırız” dedi.
Beşar Esat bu açıklamaya ek olarak dedi ki: “Suriye Hükümeti şuanda tüm diyalog ve barış kapılarını açık tutuyor”.
Beşar Esat, zayıf olduğu zaman, Demokratik Suriye Güçleriyle iyi ilişkilere sahip olduklarını, federasyon dâhil birçok temel konuyu kendileriyle konuşabileceklerini ifade etmişti.
Ama Beşar Esat, muhalefet güçlerinin egemen olduğu birçok bölgeyi ve şehri ele geçirdikten sonra, kendisini yeniden güçlü hissediyor. Bu güçle ve moralle hedefine Kürdistan’ın Batısını koydu. Batı Kürdistan’da var olan hükümet dışı silahlı güçlerin ve özellikle PKK/PYD’nin kendi silahlarını devlete teslim etmesini rahatlıkla talep ediyor.
Suriye Diktatörü Beşar Esat, bu yeni politikası ve stratejisinin: Yeni büyük bir çatışmaya mı aday, yoksa uzlaşmaya mı yol açar, yoksa başka bir yola mı doğru evrimleşecek, önümüzdeki günler tayin edecek.
Suriye’deki kuralsız ve yıkım getiren iç savaşının evrimleşmesi, izleyeceği yol, gireceği rota, Ortadoğu'daki tüm Kürtlerin durumunu, Kürtlerin kendi aralarındaki ilişkileri, Batı'nın ve bölge ülkelerinin tavrı da belirleyecektir
ABD’nin Baas Diktatörü Beşar Esat’ın bu planına karşı, “böyle bir girişim Suriye’de çözümü zorlaştırır” açıklaması oldu. Diğer Batılı devletlerden bir ses çıkmadı.
ABD’nin Efrin işgali karşısındaki sicilinin bozuk olduğu düşünülürse, ABD ve müttefiklerinin bir güvence olması en son düşünülecek bir alternatif olarak görünmektedir.
BU GELİŞME, TÜRKİYE’NİN SURİYE İLE İTTİFAK ETMESİ VE KÜRDİSTAN’IN BATISINI İŞGALİ İÇİN BÜYÜK FIRSAT…
Türkiye, Suriye’de sivil ayaklanmanın başlamasından sonra, Baas Rejimi ile olan ilişkilerinin ileri ve sıkı düzeyi gereği, Beşar Esat’tan değişiklikler istedi. Seçimlerin yapılmasını, bu seçimlere bütün var olan ve kurulacak partilerin katılmasını, Türkiye gibi bir sistemin Suriye’de yapılanmasını talep etti.
Türkiye’nin bu talebi Baas Rejimi ve Diktatörü Beşar Esat tarafından ret edildi. O aşamadan sonra Türkiye; Suriye’de gelişen İslamcı örgütlerin iktidar olması ve Baas Rejiminin yıkılması için büyük bir çaba ve çalışma içine girdi. Suriye’de İslamcıların iktidar olmasına Mısır’daki Musri iktidarı da göz önüne alınırsa, Orta Doğu’da çok etkin bir aktör olacağını hesap ediyordu. Çünkü Türkiye’de hükümet olan parti AK Parti de, kendisini İslamcı bir parti olarak tanımlıyor. Aslı ve asaletinin de böyle olduğu bilinmektedir.
Türkiye de bu karardan sonra, Suriye’de açık ve kapalı müdahalelerde bulundu. Suriye’de Rusya, İran, ABD ve müttefikleri etkin olunca, egemenlik sahibi olunca, onlar da Suriye’de bir egemenlik ve işgal alanı yaratmak istedi.
Türkiye bu anlayışla DAEŞ’ın varlığını kendi güvenliği için tehlike görerek, silahlı güçleriyle Cerablus’a girdi ve kontrolü ele geçirdi.
Türkiye, PKK/PYD’yi kendi güvenliği için tehdit görerek, Kürt Dağını (Efrin’i) işgal etti.
Bunlarla da yetinmemekte, Menbiç’te de kontrolü ele geçirmek istemektedir. Bulunduğumuz aşamada ABD ile bu konuda sıkı bir pazarlık işçinde. 4 Haziran’da TC Devleti ve ABD Dış İşleri Bakanlarının Amerika’da yapacakları toplantıda Menbiç ve diğer alanlar konusunda bir yol haritası üzerinde anlaşma yapmak için karar vermiş durumdalar.
TC Devleti, başından beri, Efrin işgalinden çok önceleri de, PKK/PYD’yi kendi güvenliği için tehlike olarak göstererek, Kürdistan’ın Batısının tümünü işgal etmek istemektedir. Efrin’den sonra da bu konudaki umutları arttı.
Baas Diktatörü Beşar Esad’ın, PKK/PYD ve Demokratik Suriye Güçlerini silahlandırmak istemesi, silah teslim etmedikleri durumda askeri hareket başlatacağını açıklaması, TC Devleti’nin hesapları ve planlarıyla bir örtüşme gösterdiği açıktır
Bu gelişme, TC Devleti ile Suriye Devleti ve Baas Rejimi arasında yeni ve sürpriz bir ittifakın oluşmasını kolaylıkla ortaya çıkarabilir.
Böyle bir ittifak Kürdistan’ın Batısı için büyük bir tehlikeyi kapıya getirecektir.
BU TEHİLİKELİ DURUMDAN PKK/PYD SORUMLUDUR…
Kürdistan’ın Batısında, Kürtlerin maceraya sürüklenmesinde, Kürtler üzerinde sömürgeci ve emperyalist devletlerin kendi projelerinin gerçekleşmesinde, Kürtleri aşan stratejilerin sürdürülmesinde, savaş bir oyuna çevirmesinde, silahı her şeye egemen kılmasında, sömürgeci devletlerin müdahalesinin sağlanmasında PKK/PYD’nin sorumluluğu büyüktür.
PKK, aynı tehlikeleri Kürdistan’ın diğer parçalar için de yaratmaktadır. Şengal’de de bu tehlike kapıdadır.
Kürtlerin birlikte, Kürdistan parti ve örgütlerinin el birliği, Kürdistan aydın ve siyasetçileri sorumlu bir davranışla, sömürgeci devletlerin müdahalesi olmadan bu tehlikeyi önlemeleri gerekir.
Amed, 3 Mart 2018
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.