CHP Kongresi, Sosyal Demokrasi, Türk Irkçılığı, Kürtler…

CHP Kongresi, Sosyal Demokrasi, Türk Irkçılığı, Kürtler…
CHP Kongresi, Sosyal Demokrasi, Türk Irkçılığı, Kürtler…

CHP, bilindiği gibi “şekli kongrelerin” (siz kongrecilikler anlayın) partisidir. CHP’de bu kongrelerin ikisi, olağanüstü kongreler ise; bir tanesi de olağan kongreler oluyor.

Aslında siyasal partiler yasası zorunlu kılmazsa, CHP (diğer devlet partilerini de sayabiliriz); yapısı, karakteri, tarihsel özelliği itibarıyla kongre yapmasına gerek olmayacak. Ama ne yapsın el mahkûm!

Bir zamandır CHP’deki  “son kongre” meselesi konuşuluyor: Sonuç olarak da tam da bir hafta önce gerçekleşti. Kongre öncesinden ve kongre sonrasında bu konuda önemli tartışmalar gündeme geldi. Kongre öncesindeki tartışmalara, İstanbul İl Örgütünün yönetimini radikal sol bir grubun kazanması damgasını vurdu. Kongre sonrası için de, kongrede genel başka adaylarının konuşmaları, kongrenin ne sonuçlar doğurduğuna dair tartışmalar yapılıyor.

CHP denildiği zaman, akla hemen Kürtlere yönelik olumsuz tarihi politikaları gelir. Kürtlerin hayatını doğrudan ilgilendiren bir parti olması nedeniyle de onun kongrelerinin üzerinden atlamak da doğru olmaz.

Bizim/benim kongre dediğim platforma, CHP ve Kemalistler “Kurultay” diyorlar. Bu kavram, Milli Şef Atatürk ve İsmet İnönü dönemine ilişkin bir kavramlaştırmadır. Bu kavramın kendisi de, ideolojik bir vesayet ifade etmektedir.

CHP KONGRESİ, DEMOKRATİK BİR KONGRE MİYDİ?

Kongreler, siyasi partilerde ve sivil toplum örgütlerinde, hatta şirketler de, yani bütün hükmi şahsiyetlerde en önemli bir platformdur. Kurumların en üst organıdır. Bütün kararların alındığı, stratejilerin ve raporların onaylandığı organlardır.

Bu platform ya da karar organı, sınırsız karar alma yetkisine sahiptir.

Kurumların başkanları ve genel başkanları başta olmak üzere, tüm kurum organları ve yetkilileri kongrelerde seçilirler.

Kongrelerin üstünde ve onu denetleyen bir kurum yoktur. Sadece kurumların yolsuzluk ve mali istismar halinin tespit edilmesi halinde, yargının denetimine tabidir. Yargı ortaya çıkan yolsuzluk ve mali istismar konularını inceler, karara ve hükme bağlar.

Siyasi partilerin kongrelerinde, kongre öncesi çalışmalar ve kongre içindeki çalışmalar bir bütündür. Birbirinden kopamayacak, biri olmadan diğeri olmayacak iki çalışmadır.

Siyasi partiler kongresinden önce, parti tüzük ve programları, memleket meselelerine ilişkin çerçeve anlayışlar ve stratejik belgeler, karar taslakları ve önermeleri, partinin çalışma raporu tartışmaya açılır.

Bu ismi geçen belgeler, kongrede delegeler tarafından kapsamlı bir şekilde tartışılıp, delegelerin iradeleriyle karar altına alınır.

Teorik olarak kongrelerin konumu, statüsü budur.

Türkiye’de siyasi partilerde kongreler böyle mi. CHP Kongresi böyle mi oldu?

Türkiye’de siyasi partilerde, kongreler, genel başkanların ya da genel başkan adaylarının gövde gösterisi yaptığı platformlardan öteye geçmiyor. Memleket meseleleri, stratejik hayati konular, partinin yol haritası, partinin çalışma raporunun analizi, yorumu, eleştirisinin: genel başkan ve organların eleştiri ve muhasebesinin yapıldığı platform olmuyor.

CHP Kongresi de, böyle bir havada geçti. CHP Genel Kongresi, “memleket”, bölge ve dünyadaki hayati meselelerin tartışılmasından ziyada kişisel hesapların gerçekleştiği bir platformdan öteye geçemedi.

Kongrede partinin yapısal sorunları tartışılmadı.

Ayrıca da sonucu belli olan kongreler, gerçek demokratik kongreler hiç de olamazlar.

CHP kongresi sonrasında, kongreye sunulmuş çalışma raporunun olmaması ya da bu raporun tartışma konusu bile olmaması, memleket meselelerinde alınan kararlar, yol haritasına ilişkin stratejik karar ve belgelerin, çerçeve anlayışların yerine genel başkan adaylarının konuşmalarında ifade edilen konuların konuşulmaya devam etmesi, kongredeki delegelerin iradesini demokrasi açısından sıfırlayan bir sonuçtur.

CHP’DE GENEL BAŞKAN VE PARTİ MECLİSİ ÜYE ADAYLARININ ÇOKLUĞU DEMOKRASİ ANLAMINA MI GELİR?

Demokrasilerde, siyasi partiler, demokrasilerin vazgeçilmez, hatta olmazsa olmaz aktörleridirler. Toplumun sivilleşmesine hizmet ederler. Toplumu militer yapıdan uzaklaştırırlar. Sivil iktidarın yönetim enstrümanlarıdır.

Demokratik davranma, demokrasi benimseyen siyasi partilerin işidir.

Demokrasiyi benimseyen partiler de, parti iç işleyişi, kongreleri, organların seçimi, halkla ilişkileri, demokrat olur.

Türkiye’de ise siyasi partilerin varlığı; çoğulcu, katılımcı, çağdaş demokrasinin aktörleri konumlarında değildirler. Şekli demokrasinin ve tekçi otoriter sistemin aktörleri konumundadırlar.

Türkiye’de devletin otoriter, tekçi, ırkçı, işgalci, sömürgeci konumu aynı zamanda siyasi partilere doğrudan bir karakter kazandırıyor. Çünkü siyasi partiler yoluyla iktidar ve hükümet olma, devleti yönetme olanağı vardır. Siyasi partiler devlet yapısına uygun bir yapısallıkta olmadığı zaman, devleti yönetmesi olanaklı değildir.

Siyasi partiler, devleti yönetme özelliklerine sahip olmadıkları zaman darbelerle hükümetten düşürüldüler.

Bundan dolayı Türkiye’de siyasi partiler demokrat değillerdir. Demokrasinin şekli kurallarına uymaktadırlar. Kongreleri, iç işleyişleri, organların kendi aralarındaki ve genel başkanla ilişkileri, genel başkanın ve organların delegelerle ilişkileri de bu demokratik olmayan paradigma çerçevesinden sürüyor.

Karakterini tanımladığım Türk devleti CHP tarafından kurulduğu için, devletin karakterini belirlediği gibi, devletin yapısal karakterinin de doğrudan temsilcisi konumundadır.

Bundan dolayı da CHP Kongresinin de demokratik bir karakterde olduğunu ileri sürmek olanaklı değildir.

Aynı zamanda CHP kongresinde çok sayıda genel başkan adayı ve yüzlerce delegenin Parti Meclisi için aday üye olması, demokrasinin işaret değildir. Demokrasicilik işareti ya da bir demokrasi oyunudur.

CHP, SOSYAL DEMOKRAT MI?

CHP sosyal demokrat bir parti olduğuyla ilgili övünmektedir. Kongre öncesinde ve Kongrede yine demokrasi ve sosyal demokrat demagojileri yapıldı.

Gerçekte CHP bir sosyal demokrat parti mi?

CHP gerçek bir sosyal demokrat parti değil, ama sosyal demokrat oyununu oynamayı seviyor. Sosyal Demokratlık demagojisini, halkı aldatmanın aracı olarak kullanıyor.

Sosyal Demokratlık, fikir çoğulculuğunu öngörür. Kemalizm’den vazgeçmeden, Kemalizm’i resmi ideolojin olmaktan çıkarmadan, Kemalizm’i sorgulamadan, sosyal demokrat olunmaz.

Sosyal demokratlık, adem-i merkeziyetçi ve otonom toplulukları kapsayan bir toplum projesini savunmayı öngörür. Oysa CHP, tekçi, otoriter, devlet-ulus egemenlik projesini kıskançlık ve ortodoksça savunan; bu sistemin oluşmasının ana-babası olan bir günaha sahip.

Nasıl sosyal demokrat olabilir?

Sosyal demokrat anlayış, toplumun bütün kesimlerinin temsilini öngören bir sistem anlayışıdır. Oysa CHP sivil ve asker bürokrasinin kıdemli ve katı temsilcisidir. Sivil asker bürokrasiyi temsil etmekle sosyal demokrat olunmaz.

Sosyal Demokratlık, milletlerin ve azınlıklıkların milli, sosyal, siyasal, ekonomik haklarını paylaşımcı bir anlayışla dizayn etmeyi savunan bir anlayıştır. Oysa CHP sosyolojik anlamda Kürtleri, diğer ulusal azınlıkları, Alevileri, dini ve mezhebi grupları, değişik fikir akımlarını temsil etmiyor. Nasıl sosyal demokrat olabilir?

CHP, Sosyalist Enternasyonalin üyesi olmasına rağmen, onun kural ve hukukuna ayak uydurmuyor, o kural ve hukuka göre kendisini yapılandırmıyor. Bundan dolayı Sosyalist Enternasyonal’dan ihraç edilmeyle karşı karşıya. O zaman CHP’nin sosyal demokratlığından söz edilebilir mi?

Sosyal demokratlık, statükoculuğa karşı olmayı öngörür. CHP ise, hem devlet statükoculuğunu hem de siyasal, toplumsal statükoculuğu savunuyor.

Sosyal demokratlık, yenilikçiliği, reformculuğu, değişimi öngörür. CHP, bu üç özelliği taşımadığı gibi, bunlara tümden ve muhafazakârca kapalıdır.

CHP, “sosyal demokratım”, demesine rağmen kongrelerinde bu konuları ciddi ve stratejik anlamda tartışmıyor. Sözde sosyal demokrat olmayı daha çok seviyor.

CHP, EN ESKİ, DEVLET KURUCUSU, DOKUNULMAZ, TARİHİ LİDER (MİLLLİ ŞEFLİK) VE İDEOLOJİK VESAYETİ OLAN, PARTİ LİDERLERİNİN TANIMLADIĞI BİR PARTİDİR…

Türkiye’de saf devlet partisi denilecek parti, CHP’dir. CHP, saf bir devlet partisi olduğu için, dokunulmaz bir partidir. Darbeler sonrası (12 Eylül 1980 Darbesi hariç) bütün siyasi partiler kapatılmasına rağmen, CHP’ye hiçbir zaman dokunulmamıştır.

CHP, devlet partisi, devletin kurucusu parti, Atatürk’ün yani Türklerin babası insanın partisi olduğu için, imtiyazlı bir partidir. O herkese dokunur. Halka karşı suç işler. Ama kimse ona dokunamaz, kimse onu sorgulayamaz.

CHP, kendisi Türkiye’nin sahibi görür. İkinci dünya savaşından sonra, zorunlu olarak çokçu partili rejime geçilmesine rağmen, CHP kendisini devletin sahibi görmüştür. Bundan dolayı, ilk genel seçimlerde (1946) hile ve hurda hile, açık oy kullanma ve gizli sayım metodu ile seçimleri kazanmıştır. Buna karşılık hiçbir güç karşı çıkmamıştır.

1950 yılı ve sonrasında sivil ve asker bürokrasinin temsilcisi olmayan, diğer toplumsal kesimlerin temsilcisi partilerin seçimi kazanmasına ve hükümet olmalarına rağmen, CHP bu hükümetlere ve halka inanmamıştır. Kendisine göre sivil ve asker bürokrasiyi temsil etmeyen partilerin çizgiden çıktığına karar verdiği zaman da, askerlere darbe yaptırmıştır. Bu darbelerin arkasında durmuştur.

CHP bu nedenle, tek parti rejimi ve darbeler döneminde halklara yapılan zulmün sorumlusudur. Buna rağmen hiçbir zaman kongrelerinde bu zulmün sorgulamasını yapmamıştır. Son kongrede de bu sorgulamayı yapmamıştır.

CHP o kadar imtiyazlıdır ki, hiç çalışmadan yüzde 20 ya da üstünde oy alabilen bir partidir.

Bu nedenle de, tam da milletvekili rant kapısıdır. CHP’ye gidenler, iktidar olmak için değil, milletvekili olmak için CHP’ye giderler.

Bana göre CHP kamu iktisadi teşkilatı konumundadır. Bu nedenle PM ve Genel Başkan adaylarının çokluğu demokrasiden öteye bir de bu nedenle çoklu ve çok sayıdadırlar.

CHP’nin asıl lideri Atatürk ve Ondan sonra da İsmet İnönü’dür. Bundan dolayı Atatürk ve İsmet İnönü’den sonra CHP’ye Genel Başkanlık yapanların hepsi vekâlet eden başkanlardır. Gerçek genel başkan değillerdir. Bundan dolayı da yaratıcı, üretici, şahsiyetli genel başkan olmaları olanaklı değildir. Yapısal olarak ve tarihi derinliğe uzanan bir bağımlılık ilişkine sahiptirler. Biat eden genel başkanlardır.

CHP’nin dar ideolojik ve biatçı kitlesi için Atatürk, tabulaştırılarak tapılan ve peygamber seviyesinde görülen, tartışılmaz ve yorumlanmaz insandır.

Bu nedenle, Atatürk’ten sonra gelenler parti başkanları da alt düzeyden bu imtiyazdan ve dokunulmazlıktan payını alırlar.

Liderler aynı zamanda CHP’yi de tanımlarlar. Bundan dolayı kendisi Kürt olduğu halde kendisinin Kürtlüğünü, Alevi olduğu kadar Aleviliğini itiraf edemeyen, Dersimli olduğu halde “Dersimliyim” diyemeyen; Dersim Katliamını muhafazakârlara karşı vicdan sınırlarını da zorlayarak savunan Kemal Kılıçdaroğlu da CHP’ye bir nitelik ve tanım vermektedir. Bu da kimliksizlik, inkârcılıktır.

CHP, aynı zamanda resmi bir ideolojiyi benimsemiş ve içselleştirmiştir. Bu resmi ideoloji, Kemalizm’dir. CHP’ye göre milli şef, tarihi ve tartışılmaz lider Atatürk gibi bu resmi ideoloji de sorgulanamaz, eleştirilemez, değiştirilemez.

CHP tek parti yönetimi döneminde, Atatürk’ün fikirler dışındaki fikirlerin tümü de yasaklar kapsamı içinde olan fikirler olmuşlardır. Demokrat ve liberal fikirler, hem Atatürk ve arkadaşlarını, hem de onlardan sonra gelen parti başkanlarını, yöneticilerini korkutmuşlardır.

CHP’deki bu tartışılmaz lider ve resmi ideoloji vesayeti,  CHP’nin değişime, demokratlığa, reformculuğa, hak ve özgürlüklere, demokrasiye kapılarını kapatmasına sebep olmuştur.

CHP bu karakteriyle, Türkiye’de felsefe, fikir, kültür çoraklığının yaratılmasının asıl kaynaklarındandır. Hem de bu konuda aktif fonksiyonel ana merkez olmuştur.

CHP, TÜRK IRKÇILIĞININ OCAĞIDIR. ANTİ-KÜRTLÜĞÜN BABASIDIR. KÜRT VE KÜRDİSTAN MESELESİNİ YARATICISIDIR. SÖMÜRGECİ SİSTEMİ TAHKİM EDİCİDİR. BUNDAN DOLAYI HEM GENEL ANLAMDA VE HEM DE BU KONGREDE KÜRTLERLE İLGİLİ İNKÂRCI GÖRÜŞTEN ÖTEYE BİR GÖRÜŞE SAHİP OLAMAMIŞTIR. YANİ CHP’DE KÜRTLERİN İSMİ YOK…

 CHP,  Atatürk ve arkadaşları Osmanlı Hanedanlarına karşı kendi iktidarlarını ve tabir caizse devletlerini kurdular. Bu devleti kurarken, Osmanlı Döneminde özerk, otonom olan Kürdistan’a daha fazla ve geniş özerklik tanıyacaklarını; medreselerde Kürtçe eğitim ve öğretimi daha kapsamlı hale getireceklerini, diğer milli haklara dokunmayacaklarını taahhüt ederek, Kürt yönetici sınıfının önemli bir kesiminin desteğini aldılar.

Atatürk ve arkadaşları iktidar olduktan sonra, bu vaatlerin hepsini unutmakla kalmadılar, anti-Kürt bir devlet yapılandırdılar. Kürdistan’ın Osmanlı İmparatorluğu dönemindeki sınırlı özerkliğine ve otonom yapısına da son verdiler. Kürtlerin bütün milli haklarını gasp etmekle kalmadılar, Kürtlerin ayrı bir millet olmadığı inkârcılığını bir ideolojik tez haline getirdiler.

Atatürk ve arkadaşları, Türk Tarih Tezi, Güneş Dil Teorisi gibi teorilerle, dünyada bütün milletlerin Türk milletinden (siz Kemalist millet anlayın); bütün dünya dillerinin Türk dilinden türediğini ileri sürmeye başladılar. Kafaları ırkçı bir anlayışla kategorileştirdiler.

Bu ırkçı anlayışın sahibi olarak, bu ırkçılığı dalga-dalga geliştirerek bütün Türk toplumuna ırkçılığa bulaştırdılar. Irkçılık, CHP sayesinde içselleşti ve toplumsallaştı. Türk toplumunun bir bütün olarak Kürtlere düşmanlığı bu ırkçılığın sonucudur. HİTLER Bundan dolayı da, Atatürk’ü kendi hocası olarak tanımladı.

Bu iflah olmaz ırkçılık, sömürgecilik zihniyeti ve eyleminin gelişmesine yol açtı. Kürdistan, Kemalistler tarafından sömürgeleştirildi.

Kürtlerin milli hak talepleri, kanla ve şiddetler, soykırımla engellendi. Kürt milli hareketlerin hepsi devlet şiddetiyle bastırıldı. Kürdistan liderleri öldürüldü ya da idam edildiler. Kürdistan’ın insansızlaştırılması için Kürtlerin Kürdistan’dan sürgün edilmeleri sağlandı. Türkleştirme stratejisine bağlı olarak da Türkler getirilip Kürdistan’a yerleştirildi. Kültürel ve sosyal soykırım da sistemli bir hale getirildi.

CHP’nin tek parti döneminde kangren hale gelen Kürdistan meselesi, bugünlere kadar uzanarak geldi.

CHP, Kürtleri hiç sevmedi. Kürtler de CHP’yi sevmediler.

CHP, bundan dolayı hiçbir zaman Kürt milletinin gasp edilmiş haklarını teslim etmekten yana olmadı. Kürtleri ortadan kaldırmayı sistem haline getirdi.

CHP, kendisini sosyal demokrat olarak tanımladıktan sonra da “herkes Türk’tür”, ırksal anlamda da “kaynaşmış tek bir milletiz ve ırkız” tezini hararetle savundu.

Bundan dolayı da Kürtlerin kendi dilleriyle eğitim ve öğretim yapmasını bile savunamadı.

Aynı tutum ve yaklaşımı bu son kongrede de devam etti.

Bundan dolayı CHP’de “Kürtlerin adı yoktur”.

İbrahim GÜÇLÜ

[email protected]

Amed, 11 Şubat 2018

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.