İran’da Toplumsal Ayaklanma ve Kürtlerin Rolü

İran’da Toplumsal Ayaklanma ve Kürtlerin Rolü
İran’da Toplumsal Ayaklanma ve Kürtlerin Rolü

İran sömürgeci, teokratik ve totaliter İslam devleti, 1979 yılından bu yana sömürgeci yayılmacılık, İslam imparatorluğunu kurmak amacıyla; bütün Müslüman ülkelerin içlerini, kendisine bağlı terörist gruplarla karıştırıyor. Onlar eliyle vekâlet savaşı sürdürüyor. Devletlerin iç işlerine pervasızca müdahale ediyor.

Bir gün sıranın kendisine geleceğini, deve kuşu misali bilmiyor, bilmek istemiyor ya da biliyor; başına geldiği zamanda katliamla bastıracağını hesap ederek, emin bir şekilde yoluna devam ediyor.

İran halkları, 28 Aralık 2017 günü, bir şehirde başlattıkları ayaklanmayı, İran’ın birçok iline yaydılar. İran’ın bütün eyaletlerinde ayaklanma gelişti. İran Devleti, bu ayaklanmayı bastırdığını ileri sürüyor. Pandoranın kutusu açıldı. Bugün bastırılsa bile, fırsatların ortaya çıktığı zamanlarda tekrardan bu toplumsal ayaklanmalar baş gösterecektir.

İran’da toplumsal ayaklanma, başkaldırı, kalkışmanın ortaya çıktığı andan itibaren, üçüncü dünya retoriği işledi. Toplumsal ayaklanmaların ortaya çıkmasından, yabancı ellerin olduğunu; ABD, İsrail, Başkan Barzani’nin teşviki ve desteğiyle toplumsal ayaklanmanın çıkarıldığıyla sorun açıklanmaya çalışıldı. Toplumsal ayaklanmanın asıl nedenlerinin içsel, yapısal olduğu görmezlikten gelindi.

Toplumsal ayaklanmanın, başkaldırının, kalkışmanın çok köklü ve temel nedenleri var: Bunları anlamak için, İran’ı tanımak, dününü ve bugünüyle ilgili tespitler yapmak, İran’da çoğulcu millet yapısı, demokrasi, hak ve hukukun çiğnenmesi, özgürlüklerin gasp edilmesi gerçeklerinin açığa çıkarılması gerekir.

İran’ın Dünü ve Bugünü

İran, Fars İmparatorluğunun devamı bir devlettir. İmparatorluk gününden bu yana da, egemen olduğu ve işgal ettiği topraklardan hiçbir kaybı olmayan bir devlettir. Ortadoğu’nun da güçlü, bölge çapında oyun kurucu ve bozucu devletlerden biridir.

İran uzun bir dönem Şah Diktatörlüğünün yönetimi altında yaşadı. ABD’ye sıkı bağlı bir devlet konumundaydı. Türk Devleti gibi ABD’nin bölgedeki jandarmalarından biriydi.

İran’da Şah Diktatörlüğü, 1979 yılında halkların büyük ayaklanması sonucu yıkıldı. Şah Diktatörlüğü yerine, demokratik çoğulcu bir rejim ve devletin kurulacağı beklenirken; İslami bir diktatörlük kuruldu. Yeni İslami diktatörler, Şah Diktatörlüğünü aratır oldular.

İran, İslami otoriter, teokratik, totaliter bir devlete dönüştü. Halkların irade gaspı ve sömürgelerdeki işgal devam etti.

İran, Batı dünyası, ABD ve Batı Avrupa; Doğu Dünyası, Sovyetler Birliği ve Çin Halk Cumhuriyeti yani sosyalist sistemle, İslam devletleriyle; kendisinin egemenliği altındaki tüm milletlerle düşman oldu. Hepsine savaş açtı. O savaş bugüne kadar de devam ediyor.

En büyük savaşı da, 10 yıl boyunca, Irak Devleti ile devam etti. Bu savaşta, bir milyon insan katledildi, 10 milyon insan yaralandı, zarar gördü. Ekonomik yıkım oldu. İran ve Irak halkları yoksullaştı.

İran sömürgeci yayılmacı politikası sonucu, Orta Doğu’da büyük bir interlanda, güce, nüfuz ve egemenlik alanına sahiptir. Irak ve Suriye müstemlekesi; Lübnan, Yemen kendi nüfuz alanıdır. Kürdistan’ın Güneyinde de çok kötü ve kirli işler yapıyor. 18 Ekim 2017’de Kerkük’ün işgal edilmesinde doğrudan yer aldı. Halen de kötülüklerine devam ediyor.

Bütün bunlar, İran Devleti’nin ne kadar saldırgan, yayılmacı, barbar ve komplocu olduğunu ortaya koyuyor.

İran’daki teokratik yönetim, bir “İslam İmparatorluğu” kurma sevdasına düştü. Bunun için de, “devrim ihracı” stratejisini benimsedi. Bu stratejisini de hayata geçirmek için, İslam Ülkelerinde silahlı terörist grupları, Hizbullah Örgütlerini destekledi. O ülkelerde karışıklıklar çıkararak, egemenlik ve nüfuz alanı yaratmak istedi.

Sömürgelerde edindiği zenginlikleri, vatandaşlarından topladığı vergileri, kendi kirli, yayılmacı, terörist amaçları için gelişi güzel kullandı. Halkları açlığa ve yoksulluğa sürükledi.

İran, bilindiği gibi petrol ve doğal gaz zengini ülkedir de. Buna rağmen, yayılmacı, sömürgeci, sömürücü, zenginliğin belirli güç odaklarından toplanmasından dolayı, ekonomik bir kriz söz konusudur. Bu ekonomik krize, teröristlere yardım etmesi, nükleer çalışmalarından dolayı üzerindeki ekonomik ambargo da eklenince, kriz daha da derinleşip genişlemektedir. Bazen halkın temel ihtiyaçlarını, bu ambargodan dolayı karşılamak zor olmaktadır.

Enflasyon çok yüksektir. Bundan dolayı halk her şeyi olağanüstü bir pahalılıkla karşılıyor. Halkın alım gücünün zayıf olmasından dolayı, korkunç bir yoksulluk ve açlık var. Yaşam çekilmez haldedir.  Sürekli bir devalüasyon var. Bundan dolayı, İran parası tümenin değeri, dolara göre çok düşüktür.

Ülkenin zenginliği: Devrim Muhafızlarının, Pasdarların, devletin askeri ve sivil bürokrasisinin, İstihbarat Elemanlarının (Savak yetkililerinin), İslami yönetici kast ve ailelerinin elinde toplanmıştır. Gelirde ve zenginlikte toplumsal kesimler arasında derin bir uçurum vardır.

İran Bir Halklar Hapishanesidir: İran’da Fars milleti egemen ve sömürgecidir. Ayrıca da sayısal olarak da, Azerilere göre daha az bir nüfusa sahiptir.

Kürt, Beluci, Arap, Azeri milletleri, bağımlı ve sömürge konumundadır. İran’da yaşayan tüm milletler: Milli, siyasi, toplumsal, kültürel, bireysel ve kolektif haklarından mahrumdur. Milletlerin hak ve özgürlükleri ayaklar altındadır. Milletlerin ve özellikle de Kürtlerin milli talepleri için verdikleri mücadelenin karşılığı: Katliam ve idam. Sürgünler en hafifinden cezalar.

Kürtlerin Değişim Ve Muhalefetteki Yeri

Kürtler İran’da rejimin değişimi, bağımsızlık ve özgürlük için mücadele eden milletlerin, aktörlerin başında gelmektedirler.

Kürdistan’ın Doğu parçası, Kasrı Şirin Antlaşmasıyla (1639) Fars İmparatorluğunun egemenliği altına girdi. O günden sonra Kürdistan işgal edildi, Kürt milletinin bütün milli hakları gasp edildi. Kürtler üzerinde büyük ve katı bir zulüm sürdürüldü. Bundan dolayı, Kürtlerle Fars İmparatorluğu arasında hep çatışmalar ve savaşlar oldu.

Kürtler bağımsızlıklarını ve özgürlüklerini kazanmak için hep ayaklandılar. Kürt güçleri, zaman-zaman da Kürdistan’da egemen güç oldular. Kürdistan’ı kurtardılar. militer güçleri Kürdistan’dan uzaklaştırdılar.  Ünlü Kürt liderlerinden Sımko Ağa, 20 Yüzyılın başlarında uzun bir dönem Kürdistan’da, Kürt egemenlik sistemini oluşturdu. Ne yazık ki, Fars imparatorluğu bu Kürt egemenlik sistemini yıktı.

İran, İkinci Dünya Savaşından sonra, Batılı emperyalist devletler ve Sovyetler Birliği tarafından işgal edildi. Kürtler, İran KDP ve Kürt lideri Qazi Mihemed’in öncülüğünde bu dönem ortaya çıkan olanakları değerlendirip, devlet kurdular. (1946). Ama Kürdistan Devleti’nin ömrü uzun sürmedi.  Batılılarla Sovyetler Birliği anlaşma yaptıktan sonra, İran’daki işgallerine son verdiler. İran Devleti de Kürdistan Devletini yıkmak için saldırıya geçti. Sonuç vahim oldu: Kürdistan Devleti yıkıldı, liderleri idam edildiler.

Kürtler, Kürdistan Devleti’nin yıkılmasından sonra, Şah Diktatörlüğünün zulmü altında yeniden yaşamaya başladılar.

Kürtler bu zulme ve sömürgeci sisteme karşı, 1968 yılında yeniden milli ayaklanma gerçekleştirdiler. Ama yine yenildiler. Kürtlerin bu hali, 1979 yılına kadar devam etti.

Kürtler, 1979 yılında Şah Diktatörlüğünün yıkılmasında önemli bir aktör, bir ittifakçı güç oldu. 1979 Halk ayaklanmasıyla Şah Diktatörlüğü yıkıldı. Kürtler, de facto Kürdistan’da egemen ve iktidar oldular. Ne yazık ki, Humeyni ve Arkadaşları, İran’da güçlenince ve iktidarlarını pekiştirince, Atatürk örneğinde olduğu gibi Kürtlere ihanet ettiler ve Kürdistan’daki egemenlik sistemini yıkmak için saldırıya geçtiler.

Kürtler bunun üzerine, Eylül 1979’da silahlı ayaklanma ve mücadele başlattılar. Bu mücadele halen devam ediyor.

Kürtler ve onların örgütleri, son halk ayaklanmasında da en önemli aktörlerden biri konumundadırlar.

Kürtlerin, İran kapsamında mücadelesine bakıldığı zaman, devletin değişmesi ve devletin federalleşmesi, rejimin demokratikleşmesi için en örgütlü, en sistemli, en uzun, en kararlı ve fedakar mücadele, Kürtlerin mücadelesidir

 Başkaldırı Ve Kalkışmanın Nedenlerin Daha Yakından Bakılrsa

*İran’da halkların ayaklanmasının tek sebebi: Yoksulluk, ekonomik kriz, yolsuzluk, işsizlik değildir.  İran’da temel sorun rejim sorunudur. Yüzyılların da bir sorunudur. Bundan dolayı, ayaklanma yapanlar önce sıraladığım konulardan yola çıkarken, kısa sürede rejim değişikliği talebinde bulundular.

*Bundan dolayı, halk ayaklanmasının ABD, İsrail, Başkan Barzani teşviki, desteğiyle açıklanması olanaklı değildir. Asıl iç sebeplere bağlı olarak ayaklananların çıkarlarıyla, dış etkenlerin sentezleşmesi, çakışması ve örtüşmesi durumudur.

*İran’da 1997 ve 2009 yıllarındaki halkların ayaklanması ne kadar meşru ise; 28 Aralık 2017 günü gündeme gelen ve devam etmekte olan halk ayaklanması meşru ve haklıdır.

Rejim, sömürgeci, teokratik, totaliter olduğu için;

Rejim, demokratik olmadığı için;

İran’da halkların ve vatandaşların hak ve hukuku ayaklar altına alındığı için;

İran’da, halkların ve vatandaşların hak ve özgürlükleri gasp edildiği için;

İran’da bireysel ve kolektif hak ve özgürlükler yok sayıldığı için;

Kürtler, Azeriler, Araplar, Beluciler, milli, siyasi, toplumsal, haklarından mahrum oldukları için;

İran’da sadece üst sınıf, sivil ve istihbarat ve askeri bürokrasi zengin, halk ve vatandaşlar yoksul olduğu için;

İran’da adaletsizlik ve eşitsizlik olduğu için;

İran’daki zenginliğin sömürgeci yayılmacılık için kullanılmaması için;

İran’da devletin federal, halkların eşitçe egemen ve ortak iktidar olması için;

İran’daki halkların ayaklanması meşru ve haklıdır.

Bu halkların ayaklanmasının desteklenmesi gerekir.

Rejimin katliamcı ve haksız uygulamalarına karşı çıkmak her insanın görevidir.

 

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.