Orta Doğu’da Hızla Değişen Stratejik Dengeler

Orta Doğu’da Hızla Değişen Stratejik Dengeler
Orta Doğu’da Hızla Değişen Stratejik Dengeler

Kürtlerin yaşadığı ve Kürdistan’ın içinde olduğu Ortadoğu bölgesi: Dünyayı,  büyük emperyalist devletleri, önemli kapital merkezlerini doğrudan ilgilendiren ve etkileyen gelişmelerin olduğu bir bölgedir.

Ortadoğu’da büyük güçler ve devletler oyun kurucudurlar. Bu devletler, tehlikeli ve halkların boğazlanmasına yol açan tuzaklar kuran, oyunlar oynuyorlar. Her bir büyük güç ve devlet, bir diğerini alt etmek için, yoksul halkları ve özellikle Kürtleri kurban haline getiriyorlar.

Emperyalist güçler, insanlığın zaman içinde oluşturduğu idealist düşünceleri ve bilumum değerleri, hiç düşünmeden ayaklar altına alabiliyorlar. Demokrasi, insan hakları, özgürlükler, milletlerin kendi kaderlerini tayin etme ilkesi ve hakkı; başta Birleşmiş Milletler olmak üzere, tüm uluslararası antlaşmalarda insanlığın lehine kabul edilen hükümler, emperyalist ve sömürgeci devletlerin “devlet çıkarları” gibi lanetli ve barbar bir işleyişin önüne geçemiyor. “Devlet çıkarları” sistemi etrafından oluşan parçalayıcı çarklar, hiç vicdan ve adalet duygusu taşımadan çalıştırılıyor. İnsanlar, halklar, milletler un-ufak ediliyor.

Orta Doğu’da dengeler hızla ve tahmin edilmeyecek ölçülerde değişiyor. Bir hafta önce Orta Doğu ile ilgili başka şeyler konuşurken, bugün başka şeyler konuşmaya başlanıyor. Bu nedenle, Orta Doğu, bir bilinmezlikler ve değişkenler bölgesi.

Kürtler/Kürdistan, 25 Eylül 2017’den Sonra Eskisinden Daha büyük Bir Tehlike ve Tehdit Altına Girdi…

Kürdistan ve Kürtler, 200 yıldır bağımsızlığına ve özgürlüğüne kavuşmak için mücadele ediyor. Bu mücadele sırasında büyük riskler, tehlikelerle karşı karşıya kaldılar. Ama bütün bu tehlikeler olmasına rağmen, asıl tehlike modernite döneminde, bölgede ulus devletlerin kuruluşu, bu ulus devletlerin Kürdistan’ı bölme, işgal etme, alt sömürgeci yapıya sıkıştırması döneminden sonra gündeme geldi.

Bu dönem, Lozan Antlaşmasıyla başlayan dönemdir. Bu dönemde, Kemalist Türk Devleti sınırları içindeki tehlike daha büyük oldu. Çünkü Kemalist Türk Devleti, Kürtlerin millet olarak varlığını inkâr ediyor. Bundan dolayı da Kürtleri millet olarak ortadan kaldırmak, devletin resmi ideolojisi olan Kemalizm’in bir hedefi ve öngörüsüydü. Bu ırkçı ve inkârcı tezin tezahürü de, Kürtlerin bütün milli haklarını gasp etmek ve yasaklamaktı. Bu yasağa karşı direnişi, katliamlarla bastırmaktı. Öyle de yapıldı.

Irak, Irak, Suriye ulus devletlerinde de Kürtler, aynı belalar ve tehlikelerle karşı karşıya kaldılar.

Sömürgeci ulus devletleri, Kürtlerin direnişlerinin bir sonucu olarak, Kürtleri millet olarak ortadan kaldıramadılar. Kürtler, kırıldıkça, katliamlara tabi tutuldukça, yeniden ayağa kalkıp, milli mücadelelerine devam ettiler. Bu mücadelenin, somut sonuçlarını da zaman-zaman aldılar. Kürdistan’ın Güneyinde Şeyh Mahmut Berzenci’nin kurduğu Kürt krallığı, Barzanilerin kurduğu otonom bölgeler ve 11 Mart 1970’de kurulan devlet kapsamındaki Kürdistan Otonomisi, Kürdistan’ın Doğusunda Kürdistan Mehabad Cumhuriyeti Devleti’nin kuruluşu, 1990’lardasn sonra Kürdistan Fdere Devleti’nin Kürdistan’ın Güneyinde kuruluşu bunun en somut örneklerini oluşturuyor.

Kürtlerin ve Kürdistanlıların devlete yeniden yaklaştığı dönem, 25 Eylül 2017 tarihinde bağımsızlık referandumu sonucu Kürdistanlıların devlet kurmayı karar altına aldıkları dönemdir.

Kürdistan’ın Güneyi her zaman ve her dönem, Kürdistan’ın dört parçası için kutup yıldızı ve pusula görevi gördü. Olumlu gelişmeler kaydettiği zaman, diğer Kürdistan parçalarında yeni adımların atılmasına ve yeni bir ruh halinin yeşermesine sebep oldu. Olumsuzlukları yaşadığı dönemde de, Kürdistan’ın diğer parçalarını mutlak anlamda olumsuz etkiledi.

Güney Kürdistan’da 7 Haziran 2017’de bağımsızlık referandumuna karar verildiği günden, referandumun sonuçlandığı ve iki hafta sonrasına kadar da Kürdistan’ın diğer parçaları üzerinde olumlu ve hem de zirvede olan bir olumlu etki yapmıştır. Ama ne yazık ki, 16 Ekim 2017’de İran ve Irak’ın her türden silahlı güçlerinin saldırısı, Türkiye’nin desteği ve YNK içindeki bir ihanet şebekesinin bu saldırıya ön ayak olmasıyla; sonra durumda köklü bir değişiklik oldu. Kerkük’ün işgali ile birlikte, Kürdistan’ın diğer parçalarından da baş aşağı gidişe neden oldu.

Sömürgeci ve barbar Türk, İran, Irak, Suriye Devletlerinin, Kürtlere ve Kürdistan’a karşı yaptıkları ittifak ve bu ittifak sonucu sürdürdükleri yok etme siyasetine bakıldığı zaman, Kürtlerin ve Kürdistan’ın, eskisinden daha güncel ve büyük tehlike içinde olduğu, hemen saptanacak bir konudur.

Uluslararası güçlerin, bugüne dek de Kürtlerin ve Kürdistan’ın dostları bilinen güçlerin, Sömürgeci devletlerin politikasına doğrudan ve dolaylı destek olması da, bu tehlikeyi daha da büyütüyor ve daha da yıkıcı hale getiriyor. İran, Doğu Kürdistan’da yıkıcı bir savaş yürütüyor. Kürtlerin haklarına kavuşmaması için her gün birkaç Kürt insanını idam ediyor. Direnişleri kanla bastırıyor. Kürtlere kolektif bir hak tanımamakta ısrarlıdır. Türkiye’de AK Parti hükümetinin Kemalistleşmesi ile birlikte, Kürtler hakkındaki eski yok etme siyasetinin derinliğine ve genişliğe gündeme gireceği görülmektedir. Irak, İran’la ve T.C Devleti ile birlikte anayasaya rağmen Kürdistan Federe Devleti’ni doğrudan tümden yok etmek istiyor. Suriye’de çözüme yaklaşılıyor denilen aşamada, Baas rejiminin yeniden güçlendiği; İran ve Irak’la birlikte Kürdistan’da yeniden egemen olmak için yıkıcı bir savaş ve katliama hazırlandığı görülmektedir.

Kürtlerin bunu görerek, örgütlenmelerini gözden geçirmeleri, ilişkilerini gözden geçirmeleri, yeniden örgütlenmeleri, mücadele biçimlerini yeniden tayin ve tespit etmeleri gerekir.

İsrail, Orta Doğu’da bir oyun kurucu ve güçlü bir devlet olarak, kendisinin güvenliğini ve Kürtlerin güvenliğini tehlikede görüyor…

İsrail Devleti, 1948 yılında kurulan bir devlet. Kurulduğu günden itibaren, İslam Devletlerinin sevmediği bir devlet oldu. İslam Devletleri, tarih boyunca İsrail’i ve Yahudi halkını şeytanlaştırdılar. Bu devletler, zaman-zaman İsrail ile ittifak ve yaklaşım içine girmişlerse de, hep kerhen bir durum olmuştur. Filistin Meselesinin yakıcı ve güncel hale geldiği gün ve dönemden sonra, İsrail istenmeyen devlet ilan edilmiştir. Bu istenmeyen durumun, İsrail ve Araplar arasında büyük savaşlara yol açtığı ve bu savaşların yıkıcı sonuçları da bilinmektedir.

Bu bağlamlarda İsrail devleti ve Yahudi halkı, her zaman kendisini Orta Doğu’da bir tehdit altından görmüştür. Her zaman kendisi için bir güvenlik sorunu olduğunu düşünerek, refleks göstermiştir.

İsrail, son dönemde kendisini daha büyük bir tehdit altında görmektedir. Ayrıca bu tehdidin sadece kendisi için değil, başta Kürt halkı olmak üzere bütün Orta Doğu Halkları ve dünya için de bir tehdit olduğunu ileri sürmektedir.

Bu tehdidin de İran devletinden ileri geldiğini söylemektedir.

İran Devleti, 1979 yılındaki “İslam Devriminden” sonra İsrail’i hep düşman ilan etmiştir. Bugün daha fazla düşman kabul etmektedir.

İsrail, kendisi, Kürtler, dünya ve Orta Doğu halkları için İran’ın büyük tehlike ve tehdit olmasını: Şii Hilali’ni genişletmesine, Irak, Suriye, Yemen, Lübnan’a egemen olması ile büyüdüğünü; ABD’nin ve tüm Batı’nın yanlış politikalarının da buna hizmet ettiğini ileri sürmektedir.

İran, bu tehdit halini, Kerkük’ü işgal ederek ortaya koydu.

İsrail, bunun için de İran’ın önünün alınması gerektiğini düşünmektedir. Bunun da askeri bir kapsamlı operasyonla olacağını plânlamaktadır.

Bu kapsamlı operasyon için, geçmişte Mısır dışında ittifak etmediği Müslüman suniler, Arap Devletleriyle ittifak etmeyi ve İran’a karşı birlikte olmayı açıkça ilan etti.

Bu İsrail açısından önemli bir tutum ve strateji değişikliği anlamına gelmektedir. 

Amerika, İsrail’in, Kürtlerin, Orta Doğu halklarının güvenliğini ve ittifakını hiçe sayarak, Orta Doğu ve Bölge Halkları için Tehlikeli Tuzaklar Oluşturan İran’ın Hesabına Hizmet ediyor…

ABD, ikinci Dünya Savaşından sonra süper emperyalist devlet olarak Orta Doğu’da her zaman önemli bir siyasi nüfuza ve güçlü müttefiklere sahip olmuştur. İran ve Türk Devleti, Sovyetler birliğine karşı ABD’nin ileri karakolu olmuştur. ABD, 1979 yılında “İslam Devrimi” sonrasından İran’ı kaybetti. İran, ABD’nin yaman bir düşmanı oldu. Bugüne kadar da İran’ın ABD düşmanlığı devam etmektedir.

İran ve Irak Savaşında, Irak, Sovyetler Birliği’nin bir peyki devlet olmasına rağmen, Irak’tan yana tutum takındı ve destek oldu. Irak’ın Kuveyt’i işgal etmesini teşvik etti. Arkasından Irak’ın Kuveyt’ten çıkması için savaş ilan etti. Ama Saddam Diktatörlüğünün yıkılması derecesinde bir savaş yürütmedi. İran’ın Şii çoğunluktan dolayı, Irak’a egemen olacağını düşünmesinden Saddam Diktatörlüğünün devamına evet dedi.

“BOP” stratejisine bağlı olarak, 2003 yılında Saddam Diktatörlüğüne so-n verdi. Kürdistan Devleti’nin temellerini döşedi.

Ne yazık ki, bir dönem sonra Obama’nın başkanlığı döneminde BOP’u sırt üstü bırakarak, arkasına bakmadan askeri güçlerini Irak’tan çekti. DAİŞ’in saldırısından sonra Şiileri güçlendirdi. Irak’ta Şiileri güçlendirmek demek, İran’a Irak’ta olanak sağladı; İran’ın daha fazla Irak’ta müstemleke yapılanması için olanak sağladı. Birinci körfez Savaşından karşı olduğu stratejiyi özellikle İran’ın Irak’la birlikte Kürdistan Devleti’nin kuruluşunu engellemek için Kerkük’ü işgal etmesine olanak sağlayarak, İran’a destek verdi.

Amerika, BOP ile tehlikeye attığı Kürtlere sahip çıkmıyor.

ABD’nin kafası oldukça karışıktır. “Arap Baharı”ndan sonra da Suriye’ye dönmek zorunda kaldı. Burada vekâlet savaşını örgütledi, Kürtleri DAEŞ’a karşı kullandı. Suriye Rejimi, zorla da olsa Kürtlerin egemen olduğu bölgelerden çıkmasını istemesine rağmen, sessiz sedası gelişmeleri izliyor. PYD’yi paralı asker gibi kullandığını da açıkça ifade ediyor. Son Türk Devleti Başbakanı ile yapılan görüşmede de bunu ifade etmekten geri durmadı. PYD’nin, rejim partisi olduğunu, İran’ın aklı tarafından yönetildiğini, Rusya’nın yatırım yaptığı bir güç olduğunu bile-bile destek oldu.

İngiltere, Orta Doğu’da tam da sinsi ve komplocu oyun kurucu…

İngiltere, Birinci Dünya Savaşından sonra yürüttüğü sinsi ve emperyalist politikasını günümüzde de sürdürmektedir. Kendisinin kurduğu Irak ve Türk Devleti’nin ayakta kalması için elinden geleni yapmaktadır. İnsanlığın bütün hayati değerlerini hiçe saymaktadır. O da İran Şii yayılmacılığına hizmet ediyor. Kürtlere ve Kürdistan’a olan karşıtlığını devam ettiriyor.

Son Kerkük işgalinin arkasındaki gizli güçtür. Şu an Kürdistan petrollerini talan etmek için çullanmış durumda.

Orta Doğu’da diğer aktörlere bakarsak karşımıza çıkan genel tablo şöyledir.

*Rusya, Sovyetler Birliği döneminde Suriye ve Irak gibi iki sömürgeye sahipti. Soğuk Savaş sonrasında bu sömürgelerini kaybetti. Ama Suriye İç Savaşı ile birlikte yeniden ve güçlü bir şekilde Orta Doğu’ya döndü. Kürtler vasıtasıyla Irak’ta etkin olmak istiyor. İsrail ile ilişkilerini geliştiriyor. Suriye’de Kürtleri kazanmak için federal devlet stratejisini savunuyor.

Bu bağlamlarda Rusya, Orta Doğu’nun en sesiz, en akılcı oyun kurucusu konumundadır.

*İran, Ortadoğu’da en tehlikeli oyun kurucudur. Şii Hilal’in ustalıkla geliştiren, bölgenin süper devleti haline gelmeye aday tek devlettir. İran, 1979’daki “İslam Devrimi” ile bir İslam imparatorluğu amacı güttü. Bu amacında başarıya ulaşmadı. Çünkü İslam’ın değişik mezheplerinin iktidar ve devlet güçlerinin buna izin vermesi olanaklı değildi. Ama Şii İmparatorluğunun kuruluşu için daha reel bir politika izledi. Yürüttüğü bu politikada, büyük emperyalist devletlerin de dolaylı ve dolaysız destekleriyle başarma şansını elde etti. Bulunduğumuz aşamada oldukça aktif ve saldırgan bir politika izliyor. Irak, Suriye, Lübnan ve Yemen’in önemli bir bölümünde egemenlik ve nüfuz sahibidir. Türkiye’yi de kendi Şii Hilal’in oluşmasından partner haline getirmiş durumdadır. Irak’ta ve Suriye’de Kürtleri için de büyük bir tehdit ve tehlike oluşturmaktadır. Lübnan’da dengeleri kullanarak, etkin aktör konumundadır. Kısa bir süre önce Lübnan Başbakanı’nı tehditle istifa ettirdi. Suudi Arabistan’la savaş noktasına gelmiş durumda.

*Türkiye, Iran’ın Şii Hilalinin genişlemesine hizmet ediyor, İran’ın süper devlet olması için taşarlı döşüyor. Kürtlerle ilgili politikasında büyük çark yapmış durumda. Irak’ta Kürtlere savaş açmış durumda. Eski Kemalist klasik politikanın yürürlükte olduğu, hak ve özgürlüklerin hiçe sayıldığı, eski kuşak devlet olma konumundadır. Kürtleri de kaybetmekle kalmadı, onlara savaş açarak, Kürtlerle ilgili demokratik siyasi yolların tıkanmasına yol açmış durumdadır. Irak’ta kaybeden taraftadır. Suriye’de o da bir alanda egemenlik ve nüfuz sağlamış durumda. Suriye’de de Kürtlere karşı Irak’ta sürdürdüğü ve Kürdistan’ın Kuzeyinde sürdürdüğü aynı klasik yok edici politikayı izlemektedir. ABD ile ilişkileri oldukça inişli ve çıkışlı, krizli bir durumdur. Rusya ile ilişki geliştirerek, bölge de etkin bir aktör olmak istemektedir. Bunun da çok uzun vadeli olmasının şansı yoktur. Rusya’nın Suriye’ye federal sistem önermesi, Kürdistan’da federe bir devletin kurulmasını öngörmesi nedeniyle, karşı karşıya gelmeleri kaçınılmazdır.

*Irak, tam anlamıyla İran’ın müstemlekesi oldu ve ABD’ye de kazık attı. Kürtlere savaş açmış durumda. Kerkük’ü ve Kürdistan’ın diğer kentlerini işgal etmekle kazançlı taraftadır. Federal sisteme son verme amacını taşımaktadır. Kürdistan’daki Federe Devleti bile tasfiye etmenin plânlarını yapmaktadır. Bu tehlikeli plan, orta vadede Irak’ın sonunu da getirebilecek stratejik bir hamle olarak görülmelidir.

*Suriye, tam anlamıyla patalojik bir vakıa. Çözüm uzaklarda. Rejim güçlenmekte. Güçlendikçe Kürtler için tehdit olma konumu güçlenmektedir. Büyük oyuncuların satranç tahtası olurken, kendisi de o güçleri kullanarak, güçlenmekte. Muhalefeti ve Kürtleri tasfiye etmek için İran’la birlikte kapsamlı stratejik plan ve projeler peşindedir. Muhalefetin ve Kürtlerin egemen oldukları yerleri teslim etmesini istemektedir. Eğer gönüllü teslim almazsa, askeri yolla bunu gerçekleştireceğini bütün aktörlerin gözünün içine bakarak ilan etmiş durumdadır.

*Suudi Arabistan, Orta Doğu ve İslam dünyasının önemli aktörlerinden biridir. Katar’la olan krizini çözmüş değil. Bu kriz ve İran ilişkilerinden dolayı Türkiye ile olan eski ilişkileri söz konusu değil. Şu anda içerde ciddi bir iktidar savaşı var. İran’la da savaş noktasında. Şii Hilali’nin genişlememesi için çaba gösteriyor. Bu siyaseti nedeniyle, ABD ve İsrail ile ilişkilerinin iyi olduğunu söylemek yanlış olmaz. Lübnan’da bir nüfuzu var.

*Lübnan, İran’ın ve diğer büyük güçlerin atını tehlikeli oynattığı bir alandır. İran, Suriye’de devir aldığı mirası devam ettiriyor…

*Yemen, Suudi Arabistan ve İran’ın savaş alanı…

*Filistin, İran başta olmak üzere, İslam dünyasının İsrail karşıtı İslamcılık oyunu kartıdır.

 

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.