Referandum Karşıtlığı; Kemalistleri Güçlendirir ve Demokratik Siyasi Çözüm Yolunu Kapatır

Referandum Karşıtlığı; Kemalistleri Güçlendirir ve Demokratik Siyasi Çözüm Yolunu Kapatır
Referandum Karşıtlığı; Kemalistleri Güçlendirir ve Demokratik Siyasi Çözüm Yolunu Kapatır

Kürdistan Bağımsızlık Referandumunun yapılmasına 8 gün kaldı. Kürdistan Başkanı’nın son dönemde yaptığı toplantılarda ve dünya basınında yaptığı açıklamalar, sorunu daha net hale getirirken, buna karşılık Kürdistan’ı egemenliği altında tutmaya çalışanlar daha saldırgan hale geliyorlar.

Irak Mezhepçi İktidar eliti, İran’ın bağımsızlık referandumu karşıtı çabalarının yeterli ve sonuç alıcı olmadığını gördüğü andan itibaren, kendince sorunu, Kürtleri ve Irak’taki tüm azınlıkları temsil etme yetkisini ve yeteneğini kaybeden Meclis’e, taşıdı. Meclis’te Kürdistan’daki bağımsızlık referandumunun yasal ve anayasal olmadığı kararını aldı.

Buna karşılık, bağımsızlık referandumuna karşı olan Goran milletvekilleri de içinde olmak üzere, Kürdistan’ın bütün milletvekilleri Meclis oturumunu boykot ettiler. Meclisin bağımsızlık referandumu hakkında aldığı kararın, anayasal bir karar olmadığını, meclisin böyle bir karar alma yetkisinin olmadığını açıkladılar.

Kürdistan yönetimi de Meclis’in bu kararını tanımadığını açıkladı.

Irak Mezhepçi Elitin ikinci hamlesi, Kerkük Valisini görevden almak oldu. Vali, bu kararın geçersiz olduğunu, görevinin başında olduğunu açıkladı.Kürdistan yönetimi de valiye olan desteğini açıkladı.

Kürdistan Başkanı’nın Kerkük ziyareti de önemli sonuçlar doğurdu. Kerkük konusunda siyaset ve stratejinin daha net hale gelmesini sağladı. Kürdistan Devletinde Kerkük’ün farklı bir statüye sahip olacağını açıkladı. Bu açıklama bağımsızlık referandumu karşıtlarının kafasını karıştıran bir gelişme oldu. Kürdistan Başkanı bu statünün ne olacağını açıklamamakla birlikte, Kerkük’ün Kürdistan Devletinde otonom olacağının ipuçlarını verdi.

İSRAİL Devleti, daha ileri bir atak yaptı. Bağımsızlık referandumuna ve Kürdistan Devleti’ne olan desteğini açıklamakla kalmadı; ABD’nin de bağımsızlık referandumunu ve Kürdistan Devleti’nin kuruluşunu desteklemesini sarih bir şekilde dünyaya açıklamasını istedi.

                                                  *****

Bütün bu hayati gelişmelerle birlikte, Bağımsızlık Referandumunda, “evet” sonucunun çıkması halinde Kürdistan Devleti’nin kuruluşuna karşı olan devletlerin içinde de politik kaynamalar artmış durumda. Kürdistan Başkanı ve siyasi partilerinin referandumdan vazgeçmesi, ertelemesi için baskılar ve saldırılar zirveye ulaşmış düzeyde.

Bu makalemde sadece Türkiye’de referandumla ilgili politikaların özgünlükleri üzerinde duracağım.

Türkiye’nin bağımsızlık referandumuna bakış açısı ve pratik yaklaşımı, Kürdistan’ın Güneyinden daha fazla, Kürdistan’ın Kuzeyi için bir önem kazanmakta; bir ayna olma özelliğini taşımaktadır. Türkiye’nin yaklaşım ve politikası, Kürdistan’ın Kuzeyinde Kürt milletinin kendi tüm milli haklarına kavuşması, en azından federal bir devlet çerçevesinde iki milletin haklar ve statü açısından eşitliğinin sağlanması için, demokratik siyasi yolun açık olup olmaması, Türkiye’nin bu demokratik siyasi çözüm yoluna hazır olup olmamasını tayin edecek niteliktedir.

Saf diktatörlüğün olduğu ülkelerde bütün konularla ilgili tek bir politika ve tutum olur. O politikalar da, diktatörün ve devletin resmi politikası olur. Değerlendirmeler, sadece o politikalar üzerinden yapılır, sonuca varılır.

Türkiye gibi sömürgeci ve işgalci devlet olmasına rağmen, yarı-demokratik ülkelerde görece de olsa bir meseleye bakışta farklı politika ve tutumlar da olabilir. Türkiye’de Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu politikası ile ilgili de böyle çoğulcu bir politika ve tutum var. Bu nedenle, Türkiye’nin Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu ile ilgili politikalarını ve tutumunu değerlendirirken, politikalardaki çoğulculuğu görerek analizler yapmak, sonuçlara varmak önemli olmaktadır.

Türkiye’de bağımsızlık referandumuyla ilgili hükümet politikası kadar, muhalefetin, birçok yazar ve gazetecinin tutum ve görüşleri de önem taşımaktadır.

Muhalefetin Yaklaşımı, Geleneksel Kemalist Politikanın Devamıdır. Bu da Karşıtlığı Ve Düşmanlığı İfade Ediyor…

 T.C Devleti, Kemalistlerin sahip olduğu bir devlettir. Bu devlet, niteliğine uygun resmi bir devlet ideolojisine ve politikasına sahip olmuştur. Kürdistan’ı egemenliği altında tutan, sömürgeci ve işgalci bir devlettir.  Kürtleri, Kürt Milletini, Kürdistan’ı ilgilendiren konularda bu niteliğinin gereği olan yaklaşım, politikalar, stratejiler tayin etmiştir ve tayin etmeye de devam ediyor.

T.C Devletinin bu resmi politikasını tarihsel olarak temsil eden, geleneksel Kemalist parti, CHP’dir. Çünkü CHP, T.C Devletini kuran partidir.

CHP, bu anlayışını sadece Kürdistan’ın Kuzeyindeki Kürtler için değil, Kürdistan’ın diğer parçalarındaki Kürtler için de geçerli kabul etmektedir. Kürtlerle ilgili tarihi ve geleneksel Kemalist anlayışı gereği, Kürdistan’daki bağımsızlık referandumuna karşı olduğunu açıkça ifade etmektedir. Bağımsızlık referandumunun sonuçlarını tanımayacağını da kamuoyuna açıkladı.

MHP ve Vatan Partisi de, kendilerini Türk milliyetçisi ve sol partiler olarak tanımlamalarına rağmen, devletçi partilerdir. Bu partiler de, Kürtler ve Kürdistan hakkında, geleneksel Kemalist anlayışı sürdürmektedirler. Kürt ve Kürdistan’la ilgili olarak da geleneksel Kemalist devlet politikalarının savunucusu ırkçı partilerdir. Bundan dolayı da, Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu, Irak’ın bir iç sorunu olmasına rağmen, Kürtlere ilgili bütünlüklü ırkçı ve yayılmacı bir politikaya sahip oldukları için, karşı çıkmakta, düşmanlık etmektedirler.

MHP, Hükümetin ve partisinin kendisine muhtaç olduğunu düşünerek ya da aralarında gizli bir koalisyonun varlığından dolayı da, ırkçı politikaları ile hükümet üzerinden daha çok etki yapma ve baskı oluşturma şansını da kullanıyor.

MHP, Kürdistan’daki bağımsızlık referandumu, “savaş nedeni sayılmalıdır” diyor. Yani açıkça Türkiye’nin Kürdistan Federe Devletine savaş açmasını talep ediyor.

Türkiye’nin, MHP’nin önerdiği bu tehlikeli stratejiyi benimsemesi hem bölgesel, hem yerel, hem de uluslararası plânda başına büyük işler açar.

Hükümet Dualist Bir Tutum Ve Yaklaşıma Sahip…

Şüphe yok ki, Kürdistan Bağımsızlık Referandumuyla ilgili asıl önemli ve tayin edici olan politika ve yaklaşım; hükümetin ve hükümet partisinin yaklaşımı ve politikasıdır.

Türkiye’de hükümetin en genel anlamda Kürdistan’daki bağımsızlık referandumuyla ilgili bir açık ve bir de gizli tutum ve politikasının olduğuyla ilgili ipuçları var. Bu bir kafa karışıklığına dayanmıyor. Farklı çıkarların yansıması, farklı politikaların bir çatışması anlamını taşımaktadır.

Hükümetin Kemalist Devlet Politikasını Devam Ettirmesi: Hükümetin açık politikası, geleneksel Kemalist Devlet politikasının Kürt millet meselesindeki uzantısı ve devamı niteliğinde. Bu politika, Kürtlere düşmanlık, Kürtleri yok saymak, inkâr etmek, yok etmek politikasıdır. Bu Devlet politikası, Kürtlerin devlet olmasını bir tarafa bırakalım, kolektif haklarını üniter Kemalist devlet içinde kullanmasına bile karşıdır.

Bundan dolayı bu politika, hükümetin Kürdistan’daki bağımsızlık referandumuna karşı çıkmasını öngörmektedir.

Hükümetin bu tutumu birçok açıdan analize tabi tutularak ve hükümetin bu tutumundan vazgeçmesi gerekir. Çünkü Kemalist güdümlü siyasetler ve tutumlar, AK Parti’nin geleceğini de tehdit eden bir durum olmaya devam edecektir. AK Partiyi, kendi değerlerinden uzaklaştıracaktır.

*AK parti dindar bir parti ve İslamcı felsefeyi de kendisine referans kabul eden bir partidir. Böyle bir partinin, Allahın eşit olarak yarattığı kavimlere, milletlere, halklara karşı olması, onun inanç dünyasından uzaklaşmasını sağlar. Kürtler de, Allah’ın yarattığı bir millettir. Allah bütün milletleri eşit yaratmıştır. Eşit yaratılan milletlerin hepsi da, eşit ve aynı haklara sahip olmak konumundadır. Milletlerden birine devlet hakkının tanınması, diğerine tanınmaması söz konusu olamaz. Bu nedenle, Kürtlerin de Allah katında devlet sahibi ve bütün milli haklarını özgürce kullanması hakkı vardır. Kürdistan’ın Güneyinde de, Bağımsızlık Referandumu da bunun içindir.

Bu Allahın emredici hükmü gereği, AK Parti hükümetinin Kürdistan’daki bağımsızlık referandumunu desteklemesi gerekir. Yoksa Allah katında günah işlemiş olur.

*AK Parti, milli egemenliğin belli güç odaklarının ve elitlerin elinde olması yerine, egemenliğin millette olmasını savunan bir partidir. Bu adaletli olmanın, millet olmaktan doğan hak ve özgürlüklerin bir gereğidir. Kendi milleti için egemenlik hakkını savunan bir parti ve hükümetin, Kürt milletinin egemenlik hakkına karşı çıkması, onu adalet duygusundan uzaklaştırır. Bağımsızlık referandumu, Kürt milletinin Kürdistan’ın Güneyinde egemen olmasını sağlayacak bir mekanizmadır. Bağımsızlık referandumuna karşı çıkması, AK Partinin geleceğini karartır.

*Referandum mekanizması, demokrasinin en önemli kurumlarından biridir. Halkın ve milletin sorunun/sorunların çözümünde doğrudan belirleyici aktör olmasını sağlayan, millet egemenliğinin yaratılmasını sağlayan bir mekanizmadır. Bunun böyle olduğunu, kısa bir süre önce Cumhurbaşkanlığı Sistemi için Türkiye’de Ak Parti Hükümetinin yaptığı referandumla ortaya kondu. Referandum sonucu da meşru ve uygulanabilir kabul edildi. Referandumları demokrasinin bir mekanizması olarak işleten AK Parti Hükümetinin Kürdistan’ın Güneyindeki Bağımsızlık referanduma karşı çıkması çifte standartlılık, demokrasiye inanmamak anlamına gelir.

*İslam felsefesine göre, Müslümanların bölünmemesi istenir ve savunulur. Ama Müslümanların birliği savunulurken, onların hakları ayaklar atına alınmaz ve alınamaz. Milletler eşit haklara sahip bir şekilde, bir bahçedeki farklı güller gibi yaşamlarını devam ettirirler. Ak Parti Hükümetinin, Irak’ın toprak birliğini savunmasının bu ilke ile hiç alakası yoktur. Irak’ta Kürtler eşit bir millet kabul edilmiyor ve hakları ayaklar altına alınıyor.

Bu durumda, milletlerin ayrılması ve kendi devletlerini kurması haklarıdır.

Müslümanların ayrılmazlığı ve bölünmezliği, öncelikle Arap Milletine uygulanmalıdır. Oysa 22 Arap devleti bulunmaktadır. Ayrıca Filistin diye bir Arap Devleti’nin kurulması da savunuluyor.

*AK Parti Hükümetinin, 22 devlet sahibi olan Arapların bir parçası Filistin için devlet istemesi, Kürtlerin bağımsızlık referandumuna ve Kürdistan Devleti’nin kuruluşuna karşı çıkmasının adalet ve İslam’la bir alakası olmaz. Bunun ötesinden Kürtlerin bu tutuma karşı kin ve öfke duymasını da engellemek olanaklı değildir.

*Referandum, siyasi ve toplumsal sorunların çözümünde en etkili yollardan biridir. Barışçıl, demokratik siyasi bir yoldur. Kürdistan’da bağımsızlık referandumu ile yapılmak istenen de budur. Eğer bu yolu milletlere tanımazsak, kapatırsak; o zaman savaşla sorunları çözme yolu meşru ve kaçınılmaz hale gelir. AK Parti Hükümeti, Kürdistan’daki bağımsızlık referandumuna karşı çıkmakla; Türkiye’de Kürtler için barışçıl, demokratik siyasi çözüm yolunu kapatmış olur. AK Parti Hükümetinin bunu derinden ve bütün yönleriyle düşünmesi gerekir.

*AK Parti Hükümeti ve Cumhurbaşkanı, Türkiye’deki Kürtleri de temsil ettiğini söylüyorlar. Kürdistan’ın Güneyindeki bağımsızlık referandumu hakkında karar alınırken ve politika tespit edilirken; onların hissiyatı ve görüşlerinin alınması, hesaba katılması neden olmasın? Oysa AK Parti Hükümeti Kürtleri ciddiye almayarak, Kürtlerde güvensizliği geliştirmektedir.

*Hukukun üstünlüğü, milletlerin hakları konusunda uluslararası ilgili anlaşmalar, BM Sözleşmesi nedeniyle de Türkiye’nin; Kürdistan’daki bağımsızlık referandumuna karşı çıkmaması gerekir.

Türkiye’nin Siyasi ve Ekonomik Çıkar Parametresinin Gereği Politikası: Gizli olan politikasıdır. Bu çıkar politikası da, Kürdistan Bağımsızlık Referandumunu desteklemeyi öngörmektedir.

Türkiye, ekonomik ve siyasi çıkarları gereği, Kürdistan Federe Devleti ile olan stratejik ilişkilerinden dolayı köprüleri atma lüksüne de sahip değildir. Türkiye’nin bölgedeki tek stratejik ve güvenilir müttefiki Kürdistan’ın Güneyidir. Bunu Türk yetkilileri ve milletvekilleri de açıklıyorlar.

Uzun zamandır bağımsızlık ve referandum sorunu konuşuluyor. Türkiye hiçbir zaman, İran gibi sert ve doğrudan karşı olmadı. Cumhurbaşkanı, Irak’ın bütünlüğünde yana olduklarını, ama federal sistemin yürümemesi halinde, Kürtlerin ayrılmasının Irak’ın iç işleri olduğunu, karşı çıkmayacağını bir şekilde ifade etmiştir.

Türkiye’nin, iç politika ve görünür politika açısından bağımsızlık referandumuna karşı çıkmasının anlaşılır bir yanı vardır. Gerçek durum farklıdır.

Birinci Körfez Savaşından sonra, Türkiye, Özal Döneminde, Kürdistan Bölgesi yönetimi, KDP ve KYB ile ilişkiler geliştirdi. Onların temsilciliklerinin açılmasına izin verdi. Kürdistan liderleri Mesut Barzani ve Celal Talabani ile üst düzeyde ilişkiler kurdular ve görüşmeler yaptılar.

Daha sonra Türkiye ve Kürdistan Federe Devletinin ilişkileri, inişli çıkışlı ilişkileri oldu. Ama bir dönem sonra, bu ilişkiler karşılıklı çıkarlara dayalı stratejik aşamaya geldi. Şimdi o aşama devam ediyor. Cumhurbaşkanı ile Kürdistan Başkanı’nın son görüşmesinde Kürt Bayrağının aynı zamanda protokol direğine asılması, bunun için Anayasa referandumunda yüzde 3 ya da dört oy kaybını göze alması, ilişkinin düzeyini anlatmaktadır.

Kürdistan’ın bağımsız olması, İran’ın bölgede ve Irak’ta egemenlik ve nüfuz alanını daraltacaktır. Bunda Türkiye’nin de çıkarları vardır. Bu aynı zamanda, Şii Egemenliğine karşı da bir set olma özelliği taşıyacaktır.

Sonuç olarak diyebilirim ki, Kürdistan Devleti’nin kuruluşu, Türkiye için fırsatlar yaratan bir gelişme olabilir. Eğer Türkiye akılcı, adaletli, paylaşımcı, Kürtlerle ilgili çözümde; evrensel ölçülere ve antlaşmalara, ulusların kendi kaderlerini kendi iradeleriyle tayin etmesi ilkesine göre hareket etmesini becerirse.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.