İbrahim Güçlü
Writer
Bağımsızlık Referandumuna ve Kürdistan Devletine Kimler, Neden Karşı? Kerkük Kararı…
Kürdistan’ın Bağımsızlık Referandumunun, 25 Eylül 2017’de yapılması, bütün erteleme taleplerine rağmen kesinleşmiş durumda. Kürdistan Başkanı, akademisyenlerle yaptığı son toplantısında da, “bağımsızlık referandumundan geri adım atılmayacağını” bir kez daha sarih bir şekilde açıkladı.
Bağımsızlık Referandumunun yapılması ve sonucun “evet” olması halinde, yılın Eylül ayı Kürtler için ikinci sefer kutsal ay olacak. Eylül ayının Kürtler için birinci sefer kutsanması, “Irak’ta demokrasi ve Kürdistan’da otonomi” için 1961 yılında Silahlı Milli Devrimin, Ulusal Lider Mustafa Barzani ve KDP öncülüğünde başlamasıyla gerçekleşti.
Eylül Milli Devriminin sonucu Kürdistan Otonomisi oluştu, Kürtler kendi ülkelerinde yönetici, iktidar ve egemenlik sahibi oldular. O macera, 1975 yılındaki büyük yıkıma rağmen, Kürdistan Federe Devleti’nin kuruluşuna kadar geldi. Kürdistan’da gelinen aşamada, bağımsız devletin kuruluşu da Eylül Milli Devriminin bir ürünü ve sonucudur. O Eylül Milli Devrim olmasaydı, bugünkü Eylül Bağımsızlık Referandumu olmazdı.
Eylül ayının ikinci sefer Kürtler için kutsal ve mübarek bir ay olmaması için, Kürdistan’da ve dışında olağanüstü çaba gösterenler var. Bağımsızlık referandumuna içeriden ve dışarıdan karşı olanların bir kısmı aktif, bir kısmı da pasif karşı koyuş içindeler. Aktif karşı koyucular, yıkıcı eylemler yapmaktan geri durmayacaklarını hem söylüyorlar ve hem de pratikleriyle gösteriyorlar.
Bir kısım devletler de bağımsızlık referandumunun zamansız olduğunu ifade ediyorlar.
Bağımsızlık Referandumuna ve Kürdistan Devletine Dışarıdan Karşı Olanlar…
Kürdistan’ı bölen, parçalayan, işgal ve ilhak eden, sömürgeleştiren devletler (T.C, İran, Irak, Suriye Devletleri): Kürdistan’daki en küçük bir gelişmeyi ve olumlu hareketi kendileri için tehlike kabul etmişlerdir. Kürt milli hareketlerine karşı,, önce tek başlarına ve sonra da birlikte karşı koymuşlardır. 11 Mart 1970 yılında Kürdistan’ın Güneyinde Otonom yapının oluşmasıyla birlikte, T. C, Suriye, İran Devletleri, Kürdistan Otonomisini kendilerine doğrudan karşı bir yapı olarak telakki ettiler. Kendi devletlerinin hegemonyası altındaki sömürge Kürdistan parçalarında, olumsuz örnek, model, emsal olacağını düşündüler. Bundan dolayı da yıkılması için el birliği yaptılar. 1975 yıkım savaşından sonra da, kendi aralarından gerçekleştirdikleri Cezayir Antlaşmasıyla, Kürdistan Otonomisinin yaşamına son verdiler.
Sömürgeci devletlerin bu tutumu, klasik bir siyaset stratejisini anlatıyor. Sömürgeci 4 devletin Kürdistan’ın Güney’indeki referandumla ilgili siyasetleri de, en genel anlamda bu klasik ve geleneksel sömürgeci siyaset tutumunu açıklıyor.
Ama Kürtlerin mücadelesi, Kürdistan Federe Devleti’nin kuruluşu, Orta Doğu Bölgesindeki değişimler, sömürgeci devletlerin Kürdistan Federe Devletiyle olan ekonomik ve siyasi çıkar ilişkileri, sömürgeci devletlerin politika ve yaklaşımlarında farklılıklar yarattı.
Irak Devleti, hem içten ve hem de dıştan bağımsızlık referandumuna karşı duran bir aktördür. Kürdistan Başkanı'nın da deyimi ve tespitiyle: Irak, federal, demokratik, parlamenter sistem özelliğini kaybetmiş durumdadır. Devlet, bir mezhebin, Şia mezhebinin devleti haline gelmiştir. Anayasanın bütününe yakın maddeleri sürekli ihlal edilmektedir. Sistem, Kürtler üzerinden bir egemenlik, hegemonya, üst buyurgan devlet haline gelmiş durumdadır. Sünni Araplar üzerinde de, bir zulüm mekanizması yaratmış durumdadır. Irak Şia Arap kesimi, eşitlik ilkesine kesinlikle uymamakta ve eşitliği ihlal etmektedir. İktidarı da beleş almış durumdadır. Baas Diktatörlüğüne karşı herhangi bir mücadele de vermiş değillerdir.
Bundan dolayı, federal bir devlet gibi hareket etmediği için, Kürdistan’da Bağımsızlık Referandumu için karar alındı. Bağımsızlık Referandumu kararının alınmasından sonra da, referandumu engellemek için elinden geleni yapıyor. Önümüzdeki günlerde de daha tehlikeli girişimlerde bulunma ihtimali gözden ve akıldan uzak tutulmamalıdır.
Arap Şia kesimi şunu iyi biliyor ki, Baas Diktatörlüğünün yıkılmasından sonra, ortada parçalanmış devlet aparatı, dağılmış bir ordu ve bürokrasi olmasına rağmen, Kürtler durumdan yararlanarak devlet ilân etmediler. Bu durum aynı zamanda, Bağımsızlık Referandumu kararının kaçınılmaz bir karar aşaması olduğunu da göstermektedir.
İran, Baas rejiminin yıkılmasından sonra (2003) ve özellikle de 2005 genel seçimlerinde Şiaların hükümette ezici bir ağırlık oluşturmasından sonra; Irak’ta hükümran bir devlet konumundadır. Tabir caizse Irak, İran’ın müstemlekesi konumundadır. İran, müstemlekesini kaybetmek istemediği gibi, müstemlekesinin parçalanmasını ve zayıflamasını da istememektedir.
İran sömürgeci devleti, ayrıca Kürdistan’ın Güneyinin bağımsız devlet olması ve ayrılması halinde; hükümranlık alanının daralacağını biliyor. Bunun yanında, Kürdistan meselesi, İran’ın da büyük tarihi meselesidir. Kürdistan’ın Güneyinde devlet kurulmasından sonra, bunun Kürdistan’ın Batısı için de bir model, bir moral ve değişim kaynağı olacağından korkmaktadır.
İran Devleti, başından beri bağımsızlık referandumu kararının alınmaması için olağanüstü çaba gösterdi. Bütün kozlarını ve kendisine bağlı olan Kürt güçlerini (Goran, PKK, Komala) kullandı. Şimdilerde referandumun ertelenmesi; ertelenmemesi halinde, sonucun olumsuz olması için olağanüstü çaba gösteriyor.
İran Devleti’nin sicili eskiden beri de Kürtler hakkında temiz değildir. Kürdistan Otonomisinin yıkılmasında (1975) tayin edici stratejik güç olmuştur.
T.C Devleti de, Kürdistan’ı parçalayan, Kürdistan’da sömürgeci egemenlik sistemini devam ettiren bir devlettir. T.C Devleti de, Kürtlerin genel anlamda bağımsız devlet olmasını istemez, istemiyor. Eğer istese bu Kürdistan’ın Kuzeyinde de devletin kuruluşunu savunma anlamına gelir ki, bu mümkün değil.
T.C Devleti’nin Kürdistan’ın Güneyi ile ilişkilerinin serüveni Özal döneminde ve 1990’lardan başlar. İlişkiler hayli inişli ve çıkışlı oldu. AK Parti hükümetinin son yıllarında Kürdistan’ın Güneyi ile ilişkiler stratejik ve büyük çıkar ilişkisine dönüştü.
Bundan dolayı, AK Parti Hükümeti, İran gibi şiddetle Kürdistan’ın Güneyindeki referanduma ve devletleşmeye karşı değildir. Aktif karşı çıkan devlet değildir. Özellikle de onun bazı milletvekilleri, yazarları, gazetecileri, televizyon programcıları, son günlerde Ahmet Taşgetiren de dahil birçoğu, AK Parti Hükümetinin Kürdistan’daki referanduma ve bağımsızlığa karşı çıkmasından, Türkiye’nin bir yararının olmadığını ve olmayacağını yazıyorlar. Bu da bir anlamda, AK Parti Hükümetinin tutumunu da anlatır durumdadır.
MHP ve Devlet Bahçeli’nin tutumu, tam anlamıyla ırkçığın ve Kürt düşmanlığının ifadesidir. Savaş ilanıdır. Ama fazla ciddiye alınır olmadığını kendisi de bilmektedir.
Suriye de, Kürdistan’ın hem birliğine dayalı devletleşmesine, hem de her parçada Kürdistan Devleti’nin kuruluşuna karşıdır. Çünkü onun da Kürdistan diye bir büyük yarası var. Kürdistan Devletinin kuruluşunun, kendisinin sömürgeleştirdiği Kürdistan’ın Batı parçasında da model olacağını düşünüyor. Bu nedenle, Kürdistan’ın Güneyinde devletin kuruluşuna karşıdır. Bundan dolayı da, bağımsızlık referandumuna karşıdır. Ama içinde bulunduğu koşullardan, parçalanmış halinden, savaş durumundan dolayı, aktif karşı koyacak konumda değildir. Onun yerine, vasisi İran sömürgeci devleti, kendine düşen kötülüğü yapmaya devam ediyor.
Bağımsızlık Referandumuna ve Kürdistan devletine İçeriden Karşı Olanlar…
Bu başlıkta yazmak istediklerim, Kürdistanlıların, Kürtlerin, Kürdistan partilerinin, Kürdistan’daki ulusal, dini/mezhebi azınlıkların tutumudur.
Kürdistanlıların, Kürtlerin, ezici çoğunluğu, bağımsızlık referandumu kararına karşı, tarihi, toplumsal, milli bilinçle hareket etmektedirler. Bağımsızlık referandumunu, Kürdistan’ın Güneyinde “Kürdistan Devletinin” kuruluş heyecanıyla destekliyorlar ve referandumun başarıya ulaşması için çalışma yürütüyorlar.
Kürdistan’daki ulusal, dini/mezhebi gruplar da, tarihi sorumluluk, Kürdistan bilinciyle bağımsızlık referandumunu ve Kürdistan Devleti’nin kuruluşunu heyecanla destekliyorlar, bunun için çalışma yürütüyorlar.
Kürdistan siyasi parti ve kurumlarının büyük çoğunluğu (yüzde 98’i) da, Kürdistan’ın her parçasında, dünyada; tarihi ve milli sorumlulukla hareket ediyorlar, bağımsızlık referandumunu kendi kararları kabul ederek, çabalıyorlar.
Kürdistan’da bağımsızlık referandumuna karşı olan iki parti var. Bu partiler, GORAN ve Kürdistan İslam Örgütü. GORAN liberal bir hareket. İslam Kürdistan Örgütü (Komala), İslami bir hareket. Bu iki örgüt de, Kürdistan Federe Devleti’nin kurucu iradesi içinde değiller. GORAN Hareketi, Kürdistan Yurtseverler Birliği'nden ayrılarak oluştu. Komala, Kürdistan Federe Devleti’nin oluşumunda sonra oluşan İslami bir örgüt. Kürdistan Federe Devleti’nin kuruluşunda emeği de olmayan bir örgüt. GORAN, Kürdistan Yurtseverler Birliği’nin içinden geldiği için, Kürdistan Federe Devleti’nin oluşumda emeği olan bir hareket ve topluluktur.
Bu iki örgüt, Kürdistan devletine ve Kürdistan bağımsızlığına karşı olmadıklarını söylemelerine rağmen, İran’la olan ilişkilerinden, KDP ve özellikle Barzanilere karşıt tutumlarından dolayı, hatta “zamanı olmamak” ve “şartların olgunlaşmaması” gerekçesiyle bağımsızlık referandumuna karşılar.
Bu nedenle, bazen aktif ve bazen de pasif karşı koyuş içindeler.
Bu iki örgütün de, tarihi sorumluluğunun bilincine vararak, yanlışlarından dönmeleri gerekir. Yoksa büyük bir tarihi vebal altında kalacaklardır.
Goran’ın, PKK ile ittifakının gelecekte başına ve Kürdistan’ın Güneyinin başına büyük belalar açacağını bilmelidir. Goran, PKK’nın Kürtlerin çıkarlarına aykırı olan taleplerini yerine getirmemeli, siyasetlerini benimsememelidir.
Devletlerin projesi olan ve Kürtlerden oluşan PKK, asıl ve aktif olarak bağımsızlık referandumuna karşıdır. Bu tutumu da, tarihi misyonlarına uygundur. Çünkü bağımsız Kürdistan Devletine ve Kürt ulus devletine karşıdır. Bunun için mücadele ettiğini de açıkça belirtiyor. Türkiye’de bölünmeyi engellediğini de göğsünü gererek açıkça ilan ediyor.
Ama kurulacak Kürdistan Devleti’nin “Barzanist Devlet” olacağını ileri sürerek, tarihi ihanetçi misyonlarını gizlemeye çalışıyorlar.
Bundan dolayı olmadık saçmalıklara başvuruyorlar. Kendi taraftarı kadınlara, basın açıklaması yaptırarak, “kurulacak Kürdistan Devleti’nin kadın katliamcısı devlet olacağını ileri sürecek kadar”, akılla ve Kürdistan pratiğiyle ilişkisi olmayan görüşler ileri sürdürüyor.. Tehlikeli ve provakatif bir misyonu yerine getiriyor.
Doğrusu Apoist kadınlar, saçma sapan, akılcılıkla, toplumların ve demokratik devletlerin özel pratiği ve hatta genel pratiğiyle ilgisi olmayan teorileri nereden getirirler? Ya da kimler onların kafalarını bu teorilerle doldururlar, beyinlerini yıkarlar? Bunu da anlamak zor değildir. Bu görüşlerin kaynağı, sömürgeci devletlerdir.
Bilinmeli ki devletler, demokratik olan ve demokratik olmayan devletler olarak iki genel kategori içinde ele alınabilirler. Demokratik olmayan devletlerin, teokratizm, otoriterizm, faşizm, Kemalizm, bonapartizm, Stalinizm, totaliterizm gibi türleri ve nitelikleri var.
Apoizm de, demokratik olmayan rejim yapılanmasını ifade eder. KCK Sözleşmesi, tam da faşizm sistem olarak tasavvur eder. Tek lider, tek parti, tek ideoloji diktatörlüğünü kurumsallaştırmak ister. PKK'nın mevcut yapılanması, her yönüyle, her özelliğiyle, her uygulamasıyla bunu okumamıza neden olur.
Demokratik olmayan devletler, sadece kadınlara değil, tüm toplumsal kesimlere zulüm ve baskı uygularlar. Katlederler. Ama özel olarak kadınları katletmezler. Belki de erkek egemen sistemiyle de rezoransa gelerek, daha fazla zulmü kadınlara reva görürler.
Demokratik devletler, hiç bir toplumsal kesimi öldürmez. Baskıya tabi tutmaz. Haklarını ve özgürlüklerini gasp etmez.
Kürdistan Devleti de, Kürdistanlıların devleti olacaktır. Modern, seküler, demokratik olacaktır. Bu karakterinden dolayı, kadınları özel olarak öldüren bir devlet olamaz/olmaz.
Bağımsız Demokratik Kürdistan Devleti'nin böyle olacağını ileri sürmek, Kürtlere, Kürdistanlılara ve Kürdistan devletine olan düşmanlığı gizlemek içindir.
Kürdistan Federe Devleti, Bağımsız Kürdistan Devleti'nin temelini oluşturmaktadır. Ondan önce de, 11 Mart 1970 Kürdistan Otonomisi deneyi var. Bu her iki deneyde de kadınlar öldürülmemişlerdir.
Kürt kadınları, başkalarının Kürtlere olan düşmanca teori ve düşüncelerine altlık olmamalıdırlar. Kendi milletlerine, kendilerine düşmanlık yapmamalıdırlar.
Kerkük İl Meclisi'nin Referandum Kararı Tarihi Bir Karar ve Sömürgeci Devletlerde Depreme Yol Açtı…
Kerkük İl Meclisi’nin, Kerkük’ü bağımsızlık referandumuna dahil etmesi, bağımsızlık referandumuna karşı olanlarda deprem etkisi yarattı.
Oysa Kürdistan Başkan’ı akademisyenlerle taptığı toplantıda Kerkük İl Meclisi’ni kutlarken söylediği gibi, Kerkük hakkında alınan karar oldukça olağan, tarihi önemde ve doğru olan bir karardır.
2005 yılında Kerkük’ün statüsünün belirlenmesi için Federal Anayasaya bir hüküm kondu. Bu hüküm, 140. Maddeydi. Bu maddeye göre, Kerkük’te 2007 yılında yapılacak referandumla, statüsü belirlenecekti. Federal hükümet bunu savsakladı. 2005 sonrasında yapılan birçok genel ve yerel seçimde de Kürtlerin Kerkük’te ezici bir çoğunluğa sahip olduğu sabitlenmişti.
Bundan dolayı, Kerkük İl Meclisi'nin aldığı karar, Federal Hükümetin yapmadığını yaparak tarihi sorumluluğunu yerine getirmiş oldu.
Kerkük İl Meclisi'nin referandum kararının, sömürgeci devletleri ilgilendirmediği halde, onlarda deprem yaratması anlaşılır bir şeydir. İran, kararı, “tehlikeli ve provokasyon” olarak nitelendirdi. T.C Devleti de tepki gösterdi. Irak da tepkili ve kararın anayasaya aykırı olduğunu söylüyor. Tabi ki mezhepçi yönetim anayasayı kendisine göre yorumlarsa, kendisine uygun olmayan her kanun ve karar anayasaya aykırı olmuş olur.
Uzak olmayan bir geçmişte, Irak Mezhepçi Yönetimi, Kerkük İl Meclisi'nin, gecikmiş bir uygulamayı, anayasal açıdan çoktan uygulanması gerekeni, Kürdistan Bayrağı’nı Kerkük’te dalgalandırmayı da; anayasaya aykırı olarak değerlendirmişti. Ama pratikte, mezhepçi yönetimin söylediğinin hiçbir değeri olmadı. Mezhepçi yönetim istemesine rağmen, Kerkük’te Kürt Bayrağı indirilmedi, dalgalanmaya devam etti.
Türkiye’de de, Kerkük’le ilgili en büyük tepki yine ırkçı MHP ve Devlet Bahçeli’den geldi. Bahçeli’nin açıklaması açıkça bir savaş ilanı olduğu gibi, kendisini ilgilendirmeyen bir konuda ahlaksızca davranış sergilemesidir.
Tartışmasız olan bir şey var ki, Kerkük Kürdistan’ın bir şehridir. Ama yine Kürdistan Başkanı’nın akademisyenlerle yaptığı toplantıda da belirttiği gibi, Kürtlerle birlikte diğer ulusal toplulukların ortak yaşamlarını devam ettirdikleri bir şehirdir.
11 Mart 1970 Kürdistan Otonomisi Yasasında da, Kerkük’ün statüsünün tayini için plebisite karar verilmişti. Baas Diktatörlüğü, plebisitin Kürdistan lehine sonuçlanacağını bildiği için, plebisiti yapmadı, erteletti. Kürdistan Lideri Mustafa Barzani, Kerkük’ten dolayı savaşı göze aldı. Kerkük için Kürdistan Otonomisindeki tek başına yaptığı yönetimini bile feda etti.
Çünkü Kürdistan lideri Mustafa Barzani’ye göre, “Kerkük, Kürdistan’ın ve Kürtlerin kalbiydi.”
Kürdistan Başkanı Mesud Barzani de, Kerkük Milli Meclisi Kararını kutlarken ve değerlendirirken, Kerkük uğruna her şeyi ve savaşmayı da göze alacaklarını açıklaması; Milli lider Mustafa Barzani’nin mirasını sürdürmekte kararlı olunduğunu ortaya koyuyor.
Amed, 3 Eylül 2017
İbrahim GÜÇLÜ
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.