İbrahim Güçlü
Writer
Demek ki Türk devletinde ‘Kürt sorunu’ varmış
Kürt millet meselesi, Ortadoğu’da ve Türk devleti bünyesinde tarihi bir meseledir. Bu meseleye ilgili gerçek ve gerek dışı düşünceler hep savunula gelmiştir. En tehlikeli, çılgınca, gerçeğe aykırı düşünce, Kürtlerin var olmadığı,
Kürt millet meselesi, Ortadoğu’da ve Türk devleti bünyesinde tarihi bir meseledir. Bu meseleye ilgili gerçek ve gerek dışı düşünceler hep savunula gelmiştir. En tehlikeli, çılgınca, gerçeğe aykırı düşünce, Kürtlerin var olmadığı, Kürtlerin Türk, Arap, Fars oldukları düşünce “sapıklığı” ve çılgın ırkçılıktır.
Bu düşünce sapıklıkları ve çılgın ırkçılıkla, gerçek dışı tespitlerle mücadele etmek başlı başına önemli bir sorun olma karakterini koruyor. Ne yazık ki Kürtler sahip oldukları dar imkânlarla bu düşünce sapıklıkları, ırkçı çılgınlıkla, gerçek dışı değerlendirmelerle mücadele ederken hayli zorlanmaktadırlar.
Daha önemlisi, Kürtlerle, Kürtlükle, Kürtçülükle, Kürdistan’la ilgili düşünceleri özgürce ifade etmek olanaklı olmadığı gibi; bu düşünceler kolaylıkla kriminalize edilip, terör torbasına doldurularak, çok rahat bir şekilde ceza müeyyidesi ile karşı karşıya bırakılmaktadırlar. Bulunduğumuz aşamada, aynı çerçevede yargılanan ve cezalar alan onbinlerce Kürt ve Kürt yurtseveri var. Bu dava adamlarına selam göndermek ve onların mücadelesini içtenlikle desteklemek Kürtlük görevidir.
ERDOĞAN “KÜRT SORUNU YOKTUR” DESE DE VARMIŞ
Türk devletinde, Kürt milleti ve Kürt millet sorunu ile ilgili daha önceki satırlarda ifade ettiğim gibi büyük bir çarpıklık ve savrulma söz konusudur. Kürtlerle ilgili bir gün siyah denilen şey, bir gün sonra beyaz ve başka bir renk olarak tanımlanmaktadır.
Bu konuda tarihte neler oldu, ne tutumlar gündeme geldi, değişti, ona bakalım.
Türk devleti, kurulduktan ve sağlam biçimde ayakları üstünde durmaya başlayınca, devletin kuruluşuna öncülük eden, Osmanlılardan iktidarı devralan M. Kemal ve arkadaşları, Kürtlere verdikleri unutmakla kalmadılar, Kürtlerin, varlığını inkâr ettiler. Kürtlerin Türk olukları tezlerini savunmaya ve bunu devletin resmi ideolojisi haline getirmeye başladılar. Kürtlerin bütün milli hakları gasp edildi. Kürtlerin milli hakları, bağımsızlık ve özgürlükleri için verdikleri mücadeleler kanla, katliamla, idamlarla, toplu sürgünlerle karşılık buldu. Bu katı resmi ideoloji, CHP ve Atatürk diktatörlüğü tarafından çok partili kuruluş dönemine kadar çok net bir şekilde devam etti.
İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Türk devleti, Batı Avrupa’da demokratik sürecin gelişmesinin etkisi, savaş sürecinde Almanları desteklemesini ötelemek için, siyasi sisteminde değişikliğe yol açtı. Çokpartili sistemi benimsedi. Bu değişikliğin arkasından Demokrat Parti (DP), 1946 yılında kuruldu. DP, birçok temel meselelerde değişikliği ve reformları derinlikli olmazsa da gündeme getirdi, Türk devletini uluslararası arenaya açtı. Kürtlere karşı da fiili olarak bir yumuşamaya gitti. Kürtlerle daha sıcak ilişkiler içine girdi. Kürtlerden milletvekillerini seçti. Kürdistan’ın doğu ve kuzey sınırında Özalp’ta 33 Kürt köylüsünü katleden General Muğlalıya Mecliste soruşturma açtı ve cezalandırılması için mahkemeye gönderdi. Ama devletin Kürtler hakkındaki resmi ideolojisini değiştirmedi ve değiştiremedi. Kürtlerin milli hakları konusunda köklü adımlar atamadı. Kürtler yine de DP’ye ağırlıklı oy verdiler. DP’nin 1950’de hükümet olmasına destek oldular.
Daha sonraki tarihlerde Türk siyasi partiler de Kürtlerin oylarını almak için, Kürtlerle yumuşak ilişki içinde olmaya çalıştılar.
ANAP Kurucusu ve Genel başkanı Özal, Türk devleti bünyesinde 12 milyon Kürt yaşadığını ifade etti. Kürtlerin bireysel ve kolektif haklarını tartışma gündemine getirdi. Federasyonun bile Kürtler bağlamında tartışılabileceğini söyledi. Kürdistan’ın güneyindeki egemenlik alanının kuruluşuna destek oldu ve tanıdı. Kürt partileri KDP ve KYB ile ilişki kurdu. Onların Türkiye’de temsilcilik açmasına izin verdi. Bu Kürtlerin beklemediği, beyaz bir devrimdi. Buna rağmen, Kürtler hakkındaki resmi ideolojiyi değiştiremedi. Kürtlerin milli hakları konusundan adımla atamadı. Kürtlere yumuşak yaklaşımı bile ölümüne neden olduğuyla ilgili güçlü veriler var.
Demirel ve İnönü Diyarbakır’da Kürtlerin varlığından bahsetti. CHP, Kürt raporu hazırladı. Mesut Yılmaz, “AB’nin yolu Diyarbakır’dan geçer” dedi. Bu açıklamasıyla Kürtlere mesaj yolladı. Tansu Çiller, İspanya dönüşünde uçakta baas modelinden bahsetti. Ama Türk devletine adım attığında derin devlet güçlerinin baskısıyla söylediğini unuttu. Kürtlerin, ilkokulda Kürtçe öğrenmeleri için adım attılar. Erbakan, “Türkler, Türküm doğruyum, çalışkanım derse, Kürtlerin de ben de Kürdüm, doğruyum, çalışkanım demeye hakları vardır” diyerek, Kürtlere mesaj iletti.
Ama bütün siyasi partiler devletin Kürtler hakkındaki resmi ideolojisini devam ettirdiler.
AK Parti’nin 2002 yılında hükümet olmasında: Kürtler, hak ve özgürlükler hakkında verdiği mesajların önemli bir rolü olmuştur.
AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Erdoğan, 2005 yılında bazı açılışlar nedeniyle Diyarbakır’da yaptığı bir konuşmada, Kürtlerle ilgili sıra dışı önemli görüşler ifade etti. Dedi ki: “Kürtlerin varlığı bir gerçektir. Kürt sorunu diye bir sorun vardır. Devlet Kürtlere büyük haksızlıklar yapmıştır. Bu sorunu, kendi sorunum kabul ediyorum. Devletin yaptığı haksızlıklardan dolayı da özür diliyorum.”
Bu tarihten sonra, Kürtlerle ilgili belli adımlar da attı. Bazı hakları dar anlamda kabul etti. Gün geldi Dersim’de devletin katliam yaptığını ifade etti. Bu açıklaması, büyük tartışmalara, özellikle ırkçıların, Kemalistlerin büyük saldırısı ile karşı karşıya kaldı.
Özal döneminde Kürdistan Bölgesi’yle başlayan ilişkileri, bir dönem stratejik bir ilişki aşamasına getirdi. Ama ne yazık ki Kürdistan’daki bağımsızlık referandumundan sonra Kürtlere savaş açtı. Kerkük’ün işgaline destek oldu.
Gün geldi Erdoğan, kendisinin inkârını da getiren bir açıklama yaptı: “Kürt sorunu yoktur, terör sorunu vardı.”
Bu büyük bir savrulmaydı. Erdoğan’ın bu gerçekçi olmayan açıklamalarını yalanlayan yakın zamanda gelişmeler oluyor.
Ahmet Davutoğlu’nun “Gelecek Partisi”, Kürt sorununun var olduğunu kabul ettiği için, sorunu tanımlıyor ve çözüm konusunda önermelerde bulunuyor. Kürt sorununun bir bölgesel ve 4 devlet sorunu olduğunu, uluslararası bir karakter kazandığını, dört devlet bünyesindeki Kürtleri birlikte düşünerek çözüm konusundan adımlar atılabileceğini, anadilde eğitimi gerçekleştireceğini ifade ediyor.
Ali Babacan, halen parti kurmamasına rağmen, kuracağı partinin Kürt sorununu kabul ettiğini, Kürtlerin haklarının verilmesinin gerekliliğini olsa kamuoyuna açıklamış oldu.
Böylece, geçmişte AK Parti içinde önemli görevler, Başbakanlık, bakanlıklar, akıl hocalığı, teorisyenlik yapmış insanlar, AK Parti ve Erdoğan’ı Kürt sorununda yalanlayan açıklamalarda bulunmuş oldular.
Demek ki halen Türk devletinde “Kürt sorunu varmış!”
Bütün bunların ötesinde, Kürtlerle ilgili resmi devlet ideolojisi, Kürt katliamları, kitlesel Kürt tutuklamaları, iç tasfiyeler, Kürt liderlerinin katledilmesi, Kürt aydınlarının ve yurtseverlerinin büyük cezalara çarptırılması, hem bu Kürt millet gerçeğinin Türk devleti bünyesinde tarihsel bir sorun olduğunu, hem de Kürt millet gerçeğinin var olduğunu gösteriyor.
Kürdistan bölünmüş bir ülke olarak, en büyük parçası ile Türk devletinin egemenliği, işgali altındadır. Sömürge altı bir statüye sahiptir. Kürt milletinin bütün milli hakları gasp edilmiştir.
Güneş balçıkla sıvanmayacağı gibi, bu gerçeklerin yok sayılması da olanaklı değildir.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.