İbrahim Güçlü
Writer
Deprem, Kürdistan, ırkçılık, devlet…
Kürdistan’ın kuzeyinde Elazığ şehrinde 24 Ocak 2020 tarihinde 6,8 şiddetinde bir deprem gerçekleşti. Merkez üssü Hazar Gölü bitişiğindeki Sivrice içlesiydi. 7-8 km. derinlikte gerçekleşti. Bilim adamları bu depreme, yüzeysel deprem dedi. Bundan dolayı daha büyük tahribata yol açtığı ve etkiye sahip olduğu açıklandı.
Kürdistan’ın kuzeyinde Elazığ şehrinde 24 Ocak 2020 tarihinde 6,8 şiddetinde bir deprem gerçekleşti. Merkez üssü Hazar Gölü bitişiğindeki Sivrice içlesiydi. 7-8 km. derinlikte gerçekleşti. Bilim adamları bu depreme, yüzeysel deprem dedi. Bundan dolayı daha büyük tahribata yol açtığı ve etkiye sahip olduğu açıklandı.
Deprem, Elazığ’ın komşusu olan Kürt şehri Malatya’da da tahribata yol açtı. Bunun yanında Kürdistan’ın bütün şehirlerini, en başta da Diyarbakır’ı derinden etkiledi. Kürdistan’ın güneyinde Hewlêr’de ve Kürdistan’ın güneybatısında Kamışlo’da da hissedildi.
Depremin yarattığı zararlarla ilgili devlet yetkililerinin son yaptıkları açıklamalara göre: Elazığ ve Malatya’da hayatını kaybedenlerin sayısı 41. Bunun yanında ölümle pençeleşen 45 kişi de yıkım altından kurtarılmış, 2 bin kişi yaralanmış. Bunlardan ağır yaralı olanların sayısı az. Toplam 87 bina yıkılmış. 1287 bina hasar görmüş. 12 binanın da hızla yıkılması gerekiyor.
Bunlarla birlikte yapılan açıklama ve tespitlere göre, hızlı ve planlı müdahale ve kurtarma çalışmaları, son dönemlerde evlerin yapısında yapılan bazı değişiklikler depremin zararını asgariye indirmiş durumda. Yapılan hasar ve ölüm tespitleri; geçmişte Kürdistan’da ortaya çıkan depremlerin yarattığı sonuçlar gözden geçirildiği zaman, ileri sürülen bu görüşün bir ölçüde doğru olduğu görülür.
Ama bu gerçek, deprem bölgesi olan Türkiye ve Kürdistan’da deprem öncesi yapılması gerekenlerin yapılmadığı gerçeğini örtmez. Bundan dolayı da deprem sonrasının gündemi, deprem öncesi yapılacaklardır.
Depremin yarattığı bu can ve mal, kaybının yanında daha büyük tahribat, insanımızın çektiği acılar, perişanlıktır, karşı karşıya kaldığı psikolojik travmadır. Bilim adamlarının yaptığı tespitlere göre, savaşlarda ve depremlerde yaşanan maddi zarar ve ölümlerden ziyade, en çok psikolojik alanda tahribatlar ortaya çıkmaktadır. Bundan dolayıdır ki deprem bölgesinde yaşayan birçok insan, uzun dönem psikolojik tedavi görmek durumunda kalıyorlar.
Ölenlerin ailelerinin ve milletimizin başı sağolsun. Yaralılar da kısa sürede sağlık ve selamete kavuşsunlar.
DEPREM, KÜRTLERİN VE KÜRDİSTAN’IN KADERİ
Osmanlı İmparatorluğu döneminde ve öncesinden yani geçmiş yüzyıllarda Kürdistan’da kaç depremin olduğuna dair bir tespit yok. Kürdistan’ın kuzeyinde 20. ve 21. Yüzyılda kaç depremin, nerde ve hangi yıllarda olduğu genel anlamda tespit edilmiş durumdadır.
Kürdistan’ın kuzeyinde yapılan tespitlere göre ilk deprem, 24.04.1903 yılında Muş’un Malazgirt ilçesinde oluyor, 600 insanımız can veriyor. Daha sonra 1924, 1966, 1983’te üç defa Erzurum’da, 1926, 1935’te iki kere Kars’ta, 1930’da Hakkari’de, 1939, 1982, 1992’de üç kere Erzincan’da, 1941’de Van Erciş’te, 1941,1966’da iki kere Muş Varto’da, 1967’de Dersim Pülümür’de, 1971, 2005’te iki defa Bingöl’de, 1975’te Diyarbakır Lice’de, 1976, 2017’de Van’ın Çaldıran ve Muradiye ilçelerinde, 2004’te Doğubayazıt’da, 2010’da Elazığ’da, en son depremde 24.01.2020’de yine Elazığ-Malatya’da oldu. (Kaynak: Vikipedi)
Bu depremlerden on binlerce Kürt insanı, kardeşimiz, bacılarımız, annelerimiz hayatını kaybetti. Şehirler yıkıldı. Zenginlikler berhava oldu. İnsanlarımızın psikolojisi parçalandı, travmalar yaşandı.
Hiç kimsenin kendi ülkesini seçme hakkı yoktur. Her kişi bir ülkede dünyaya gelir. Orada büyür, gelişir, eğitim yapar, üretime katılır, orada ölür. Biz Kürtler için de bu doğru geçerlidir. Bizim ülkemiz de Kürdistan’dır. Biz de Kürdistan’da doğar, büyür, eğitim yapar, üretime katılır, ölürüz. Ülkemiz Kürdistan dört devlet tarafından sömürgeleştirildiği için de onun özgürlüğü ve bağımsızlığı için mücadele ediyoruz.
Kürdistan’da deprem tablosunu baktığımız zaman, Kürdistan’ın deprem kuşağında bir ülke olduğu açıkça görülür. Bu nedenle, depremler Kürtlerin ve Kürdistan’ın kaderidir.
Depremlerde ölen insanlarımızın sayısı gözden geçirildiği zaman, milli ayaklanmalar sonrasında sömürgeci devletler tarafından katledilen insanlarımızın sayısı kadar olduğu görülecektir. Bu nedenle Kürtler olarak, hem devletlerin, hem de doğanın-depremin katliamıyla karşı karşıya olma talihsizliğini yaşıyoruz.
DEPREM ÖLDÜRMEZ, SAĞLAM OLMAYAN EVLER/YAPILAR ÖLDÜRÜR
Deprem, bir doğa olayıdır. Hiçbir devlet, imparatorluk depremi engellemek gücüne sahip değildir. Deprem ayrıca bazı ülkelerin kaderidir. Kürdistan ve Türkiye bu ülkeler arasında sayılmaktadır. Bundan dolayı depremi engellemeye kalkmak, beyhudedir.
Bilim adamları da bu nedenler, “Deprem önlenemez, deprem öldürmez; sağlam olmayan evler öldürür” demektedirler. Dünya tecrübesi, özellikle Japonya tecrübesi bunu göstermektedir. Bilindiği gibi Japonya deprem kuşağında olan bir ülkeydi. Bütün depremler, önceden büyük ölümlere yol açıyordu. Ama daha sonra ev yapılarını değiştirdikleri için deprem ve evler öldürmedi. Aslından Türkiye’de bile son yıllarda depreme dayanıklı evlerin yapılması, deprem tahribatını engelledi. Bunu Elazığ-Malatya depreminde de gördük.
Onun için devletin önünde, depreme dayanıklı yapılar yapması ve tüm tedbirleri alması durmaktadır. Devlet, deprem öncesi tedbirleri hızla almak zorundadır. Yoksa İstanbul’da olacak bir depremin çok yıkıcı sonuçlarının olacağı saptanmış durumdadır.
Devletin sömürgeci politikaları, Kürdistan bu konuda da tedbirlerin alınmasını engelledi. Bu siyasetin hızla değişmesi gerekir. Kürdistanlı insanlara gerekli değer verilmelidir.
Bunun yanında özel teşebbüslerin, ev tacirlerinin de sorumlu ve ahlaki davranmaları, depreme dayanıklı evlerin yapılması için gayret göstermeleri gerekmektedir.
IRKÇILIK VE VURDUMDUYMAZLIK
Elazığ-Malatya depremi, devletin resmi Kürt düşmanı ideolojisinin yarattığı toplumsal ırkçılığı açığa çıkardı. Birçok ünlü insan, Elazığ ve Malatya’da yaşayan Kürtler olduğu için, bundan memnuniyet duydular. Bazıları da Elazığ ve Malatya solcu değildir diye nefret kustular. Bu kopkoyu bir ırkçılığın ifadesidir. Bu aynı zamanda insanlık dışı bir davranıştır. Duygusuzluktur. Halklar arası güvensizliği derinleştiren, kışkırtıcı ve tahrik edici davranışlardır.
Bu konuda Türk ve Kürt solcularının alkış tuttuğu Ermeni bir yazarını konuya ilişkin açıklamaları, ırkçılıkla birlikte, Ermenilerin Kürt düşmanlığının dışa vurumudur.
Bu ırkçılığın yanında, Kürtlerin oylarıyla İstanbul’da belediye başkanı olan İmamoğlu’nun aynı günlerde Erzurum Palandöken’de ailesiyle birlikte kayak yapması, bunu da resimlerle sosyal medyada yayınlanması, vurdumduymazlığın, duygusuzluğun dik alasıdır. Bu konuda İmamoğlu’nun kapsamlı eleştirilere tabi tutulması, önemli bir konudur.
İmamoğlu’nun davranışı sadece Elazığ ve Malatya’nın solcu olmaması, Kemalist elitik bakış açısıyla mı ilgilidir? Tartışmaya değer.
Deprem, bütün gerçeklerin yanında Kürtçe dilinin önemini gözlere batırdı. Kürtçe eğitim öğretimin, resmi kurumlarda Kürtçe dilinin resmi olarak konuşulmasının gerekliliğini ortaya koydu.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.