İdlib, Türkiye, Suriye, Rusya, ABD, AB…

Suriye’yi genelde olduğu gibi İdlib’de de destek olan iki ülkenin Rusya ve İran olduğu biliniyordu. Türk devletinin Suriye rejimine karşı aldığı tavır, gizli de olsa Rusya ve İran’a karşı da alınan bir tavırdı. Rusya savaş uçaklarıyla, İran da milis güçleriyle Suriye rejiminin ilerlemesine destek oluyordu

İdlib, Türkiye, Suriye, Rusya, ABD, AB…
İdlib, Türkiye, Suriye, Rusya, ABD, AB…

Kurdistan24’teki makalemde (16 Şubat 2020),  “İdlib, Suriye ve Türkiye için varlık/yokluk sorunudur. Suriye her zaman ki gibi, dünyanın gündemi olmaya devam ediyor. Suriye’de yine her zaman ki gibi sürpriz, olaya taraf olan devletlerin başkanlarının, hükümetlerinin, istihbarat örgütlerinin bile tahmin edemedikleri gelişmeler olmaya devam ediyor. İdlib’deki gelişmeler, bunun en son örneğini oluşturuyor. İdlib, oldukça kritik, stratejik, devletlerarası savaş potansiyelini taşıyan önemli gelişmelere gebedir” diye yazmıştım.

Gelişmeler bu tespitimi doğruladı.

Türk devleti, şubat sonuna kadar Suriye İdlib’de ilerlemesini durdurmazsa, Soçi’de kabul edilen statüsü dışında ele geçirdiği alanlardan çekilmezse, savaşı başlatacağını da yazmıştım.

Suriye’yi genelde olduğu gibi İdlib’de de destek olan iki ülkenin Rusya ve İran olduğu biliniyordu. Türk devletinin Suriye rejimine karşı aldığı tavır, gizli de olsa Rusya ve İran’a karşı da alınan bir tavırdı. Rusya savaş uçaklarıyla, İran da milis güçleriyle Suriye rejiminin ilerlemesine destek oluyordu.

Ama Rusya da Türkiye’nin söylediklerini ciddiye almamaya devam etti. Türk devletinin açıklamaları karşısından sessiz kalarak, yapması gerekeni yapmaya devam etti.

Suriye’nin İdlib’de operasyonlar yapmasının nedeni, teröristleri temizlemekten öteye bir amaca sahipti. İdlib’i ele geçirmek Suriye rejimi için iktidarının alanını genişletmek, yeni alanlara sıçrama yapmak için bir stratejik bölge anlamına geliyordu. Onun ötesinde etnik temizlik sağlayarak, gelecekte Baas’ın iktidarını güvenceye bağlamaktı. Aynı zamanda siyasi çözümü bir tarafa bırakmaktı.

Türk devletinin amacı da sadece sivilleri korumak değil, gelecekte Suriye iktidarında söz sahibi olmaktır.

                                         *****

27 Şubat’ta 34 Türk askerinin Rusya uçak saldırısı sonrası ölmesinden sonra, Türk devleti şubat sonunu beklemeden savaşı başlattı. Bu arada Rusya ile görüşerek sorunu ele almak istedi. Ama Rusya Devlet Başkanı, dörtlü zirve görüşmesini reddederek, savaşın gidişatını izlemeyi doğru buldu. Türk devletinin de başarılı olmayacağının hesabını yaptı.

Bu tutumu, bir Türk-Rus savaşının gündeme gelebileceği endişelerini yarattı. Türk devleti, Rusya ile savaş amacının olmadığını ısrarla belirtti. Ama dünya kamuoyu, iki ülkenin kamuoyları bundan emin değillerdi.

Türk devletinin, 27 Şubat’ta başlattığı askeri hareket, Rusya’nın ve dünyanın da beklemediği kısa bir sürede Suriye rejimine büyük zararlar verdi. Özellikle de yeni bir savaş modelinin devreye sokulması bütün dünyayı ve Rusya’yı şaşırttı. Dünyada Türk devletinin yürüttüğü savaşa “teknoloji savaşı” adı verilerek övgüyle anlatıldı.

Bu kısa süredeki gelişmelerden sonra denklemler değişti ve kâğıtlar yeniden karıldı. Türk devletinin düzensiz göçmenlere kapıyı açması, Avrupa’ya gitmelerine karar vermesi, sorunu daha karmaşık bir denkleme sürükledi.

Türk devleti, 27 Şubat’ta başlattığı savaştan sonra, diplomatik ilişkileri kapsamlı ve yoğun halde geliştirdi. Kısa sürede bir ölçüde karşılığını almaya başladı. Suriye rejimini ve Rusya’yı yalnızlaştırmaya başardığını siyasi yorumcular ifade etmeye başladılar.    

Rusya, Türk devletinin, kendi hava desteğindeki rejim güçleri, İran milisleri, kendi milisleri tarafından geriletme, burun sürtme siyasetini devreye soktu. Türk Cumhurbaşkanı ile görüşmeye çok gönüllü davranmadı. Sahadaki duruma bağlı olarak Türk devletinin pes etmesini bekledi. Ama gelişmeler Rusya’nın istediği doğrultuda gelişmedi. Türk devleti, ilerleme kaydetti. Rusya Cumhurbaşkanı’nın da itiraf ettiğinden de anlaşılacağı üzere; rejim güçlerine, müttefik ve destekçilerine büyük kayıplar verdi. Muhalifler yeni bölgeleri ele geçirdi.

Rusya Devlet Başkanı Putin bu aleyhteki gelişmeleri gördükten sonra, Türk Cumhurbaşkanı ile görüşmeyi kabul etti.

                                                    *****

İki devlet başkanı ve heyetleri 5 Mart’ta anlaşma masasına oturdular. 6 saatlik uzun bir maratondan sonra anlaşma sağlandı. Anlaşmanın kırılganlığı konusunda bir görüş birliği var. Tam anlamıyla köşeli bir yapıya oturtulmamış birçok konu var. Ama tüm yerel ve dünya aktörleri ateş kesin yapılmasından memnuniyet duydular.

Son gelişmeler iki tarafın daha önce birbirlerine duydukları güveni sarstı. Stratejik ittifak olarak düşünülen Türk devleti-Rusya ittifakında bir yarılma oldu. Aslından bu yarılmanın anlaşmayı engelleyeceğini, Türk devleti ile Rusya arasında bir savaşın çıkacağını bekleyenler vardı. İki devletin karşılıklı ticari ve askeri ilişkileri, bir anlaşmayı zorunlu hale getiriyordu. Buna ters görüşler, öngörülü olmaktan uzaktı.

ABD ile Türk devleti arasında hayli önemli sorunların varlığı bir gerçek. Buna rağmen, Suriye-Rusya ve Türk devleti arasındaki son çatışmada, ABD’nin Türk devletine, Türk devletinin ABD’ye yakınlaşması söz konusu oldu. ABD, Rusya ve Türk devleti arasından açılan yarılmayı derinleştirmek, Türk devletinin Rusya’dan tümden uzaklaşmasının hesaplarını yaptı. Türk devletine, İdlib sorununda destek olduğunu ve Türk devletinin tutumunun haklı olduğunu açıkladı. Buna karşılık Türk devletinin Patriot füzelerine, İdlib’in uçuşa yasak bölge ilan edilmesi taleplerine karşılık vermedi.

Ama iki başkanın Moskova’da anlaşma masasına oturdukları zaman bile ABD Dışişleri Bakanı Pompeo Türk devletine, Soçi Anlaşmasına dönülmesi, ateşkesin yapılması, sivillerin bölgelerine geri dönmesi konusundaki desteğini açıkladı.

ABD, kendi yapacaklarını NATO’ya havale etti. NATO’da 28 Şubat’ta yaptığı toplantıda her açıdan Türk devletine olan desteğini açıkladı. Ama pratik anlamda sahaya yansıttığı bir şey olmadı. Bu Türk yetkilileri kızdırdı. Bütün bunlara rağmen, ABD ile Türk devleti arasında var olan açı biraz kapandı görünmektedir.

Avrupa Birliği’nin (AB) önemli devletleri Almanya, İngiltere, Fransa, AB’nin yönetim organları da Türk devletine olan desteklerini, mültecilerden dolayı dile getirdiler. Ama bu konuda somut adım atmadılar. Türk devletinin düzensiz göçmenlere kapıları açması, AB’yi daha çok Türk devletine yaklaştırdı. Ama aynı zamanda bir sorun alanı iki taraf arasında belirlendi.

Yunanistan kapılarına dayanan mülteciler, çok kötü muamelelerle karşı karşıya kaldılar. Bu da Türk ve Yunan devletleri arasından var olan adalar ve Kıbrıs soruna yeni bir sorun ekledi.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.