Ali Fikri Işık
Author
Prens Charles’ın taburcu olması
Eşitlik ilkesine, eşitsiz olma durumuna vurgu yapmadan bu durumu izah edebileceğimiz kanısında değilim. İnsan hayatı söz konusu olduğunda tavrım nettir. Statüsü, parası ve siyasal gücü ne olursa olsun, herkesin hayatını çok değerli bulur ve herkese doğal biyolojik bir ölümü ancak yakıştırırım. Kimsenin ölümünde gözüm yok ve hiç kimsenin ölümünü siyasi malzeme haline getirmeye tenezzül etmem.
2011 Yılında Sevgili Muhsin Kızılkaya ve profesyonel bir ekiple birlikte “Memleket İsterim” adlı bir belgesel çekiyorduk. Bu ekipteki görevim araştırma görevlisiydi, daha doğrusu konuğa sorulacak soruları hazırlıyordum. Bu amaçla her konuk hakkında kapsamlı bir araştırma yapıyor, konuğun hayatının içinden geçerek onun ayak izlerini takip ediyordum. Konuğun hayatının dönüm noktası sandığım anların detaylarından sorular devşiriyordum. Belgesel, 100 Türkiye entelektüelini merkeze alıp esasen üstü örtük olarak Türkiye gündemine ilişkin kişisel, özgün görüşlerini kamuoyuyla paylaşmayı hedefliyordu. Belgeseli izleyenler hatırlayacaktır, ekranda bir koltukta oturmuş ve sürekli konuşan bir entelektüel portresi, bütün programının tek görüntüsü ve sesiydi. Soru soranın ne sesi ne de görüntüsü ekrana taşınıyordu. Amaç, entelektüeli arada bir aracı olmaksızın doğrudan, kamuoyu ile buluşturmaktı. Ben bu formatı çok sevmiştim ve bana göre belgesel son derece başarılıydı. Orhan Pamuk ile Masumiyet Müzesi’nde, Mario Levi ile de Eyüp’te sahilde çekimler yaptığımızı hatırlıyorum.
Araştırmalar sırasında daha önceden tanıdığım aydınlara, telefon etme şansım vardı; kimileriyle yüz yüze görüşerek soruları şekillendirme imkanı bulabiliyordum. Telefonla ulaşmayı başardığım aydınlardan biri Ali Bulaç’tı. İdeolojik şekillenmesinde hangi kavramın hayatına yön verdiğini, onu biçimlendiren temel kavramın hangisi olduğunu sorduğumda, yanıtı çok net ve belirgin oldu: Adalet. “Adalet, hayatımı adadığım temel kavramdır” dedi. Ve arkasından da şunu ekledi: “Bana adalet mi, eşitlik mi diye sorarsanız, tereddüt etmeden adalet derim.” Daha da ileri giderek, “adaletin, eşitlikten daha çok rasyonel ve işlevsel olduğunu” ileri sürdü.
Çekim günü, çekimden önce, soruların üstünde geçerken, Ali Bulaç’la adalet ve eşitlik kavramlarını konuşma fırsatını buldum. “Eşitlik ve adalet kavramları ötekinin varlığıyla rasyonel ve işlevli hale geliyorsa ve iki kavram da ötekinin varlığı ve tutumu olmadan, kimlik kazanmıyorsa, eşitlik yerine adaleti neden daha değerli görmeliyiz?” soruma, “Adalet mümkün ama eşitlik mümkün değildir” diye kestirme bir cevap verdi. Bu arada çekim odasından biz hazırız işareti gelince, konuyu etraflı konuşmak fırsatı da yok oldu.
“Prens Charles taburcu oldu” haberini duyduğumda, nedense bu konuşmayı anımsadım. Daha doğrusu, toplumsal eşitsizliğin koronavirüsle mücadelede bile öne çıktığını hissettim ve cidden çok rahatsız oldum. 71 yaşındaki bir prens bu mücadeleden başarıyla çıkıyor, çıksın, nasıl derler, Allah daha uzun ömürler versin. Herkesin bu ileten sağ salim kurtulması tek dileğimdir.
Ama Prens Charles, bu yaşıyla, bu felaketi geride bırakıyorsa, bugüne kadar toprak altına verdiklerimizi nasıl izah edeceğiz? Eşitlik ilkesine, eşitsiz olma durumuna vurgu yapmadan bu durumu izah edebileceğimiz kanısında değilim. İnsan hayatı söz konusu olduğunda tavrım nettir. Statüsü, parası ve siyasal gücü ne olursa olsun, herkesin hayatını çok değerli bulur ve herkese doğal biyolojik bir ölümü ancak yakıştırırım. Kimsenin ölümünde gözüm yok ve hiç kimsenin ölümünü siyasi malzeme haline getirmeye tenezzül etmem. Bu anlamıyla ölüm bana çok saçma gelir. Ne belirli amaçlarla bu dünyaya geldiğimize inanırım ne de ölümümüzün birtakım amaçlara hizmet ettiği görüşüne itibar ederim. Hayat güzeldir ve bu güzel hayatı yaşamak herkesin hakkındır.
Daha iyi ve daha güzel hayat için elbette hem adalete hem de eşitliğe ihtiyacımız var. Ali Bulaç’ın aksine ben eşitlik ilkesini adalet ilkesinden daha değerli buluyorum. Adalet, bağımlılık ilişkilerimize son veremez. Adalet, hiyerarşik güç kullanma imkanlarına son veremez. Ama eşitlik hem bağımlılığa son verir hem de hiyerarşiyi ortadan kaldırır.
Neo kapitalist dünyada eğer kemaliyle bir eşitlik ilkesi olabilseydi, her ülke de her vatandaş, Prens Charles muamelesi görürdü. Bir küresel salgın olan koronavirüs açısından, hepimiz eşitiz. Virüs; mevki, makam, para ve statü pozisyonlarını sorgu konusu yapmadan herkese bulaşıyor. Ama küresel dünya aynı eşitlik ilkesiyle, virüsle mücadele etmiyor. Bir tür “eşitsiz gelişme” yasasıyla karşı karşıyayız. Eşit olmayan küresel dünya, eşit olan virüse ayak bağı olamıyor.
Silahlanmaya yatırılan paralar ile sağlığa yatırılan paraları mukayese ettiğimizde, bu dünyanın yaşamaya değil ölüme yatırım yaptığını çok rahatlıkla söyleyebiliriz. Öldürmenin temel korunma yöntemi olduğu bir dünya elbette eşitlikçi bir dünya olmaz. Ve daha anlamlı olanı da şu: Eşitlikçi olmayan bir dünya adil olamaz. Böyle bir dünyada adalet biçimci olmaktan kurtulamaz.
Geçenlerde izlediğim “Ödeşme” adlı filmde erkek kahraman şöyle diyordu: “Adalet iki şeyle ilgilidir; para ve güç. İkisine de sahipsen, yaptığın her şey yanına kar kalır.” Aynı şeyi sağlıkla ilişkilendirebiliriz. Para ve gücünüz varsa, her türlü virüse meydan okuyabilirsiniz.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.