İbrahim Güçlü
Writer
Türkiye’de darbe sevicilik, 27 Mayıs Darbesi, Kürtler…
27 Mayıs Darbesi detaylarına kadar didiklenirken, 1960 Darbesinden sonra Kürt egemenlerinin kitlesel olarak Sivas Kampında esir alınmalarının; Türk aydınları, siyasetçileri, akademisyenleri, Kürtlerin çoğu tarafından görmezlikten gelinmesi; resmi tarih anlayışı ve resmi devlet ideolojisinin doğrudan savunulmasıdır.
Darbe geleneği Osmanlı İmparatorluğu döneminde yapılan darbelerle başlar. Bu gelenek jakobenci, İttihat Terakkici askeri ve militarist bir gelenektir.
Bu darbeci gelenek, İttihat Terakki’nin 2. derecede adamı olan Mustafa Kemal ve arkadaşları tarafından, Osmanlılardan iktidarın alınmasında ve kendileri için bir devlet kurmada da bir metot olarak kullanıldı.
TÜRKİYE’DE DARBE SEVERLİK YAPISALDIR
Bu nedenle darbecilik Türkiye’de geleneksel ve yapısal bir kültürdür. Birileri darbe yapmayı sever, bazıları da darbeden nemalanır, ekmek yer, iktidar olur.
Buna karşılık bazı yazarların ve aydınların son zamanlarda R.T. Erdoğan iktidarının darbe umarcılığından bahsetmeleri eksiktir. Tek taraflı bir yaklaşımdır. Onun yanında ve önünde olan şey, darbe sevdalısı Kemalistlerin, CHP’nin, halkın oylarıyla iktidar olamayacağına mutlak anlamda kanaat getiren siyaset sınıfının darbe seviciliğidir.
Özellikle de halka karşı olan, halkı küçük gören, halkı yönetime layık görmeyen asker ve sivil bürokratların genlerindeki bir virüstür.
27 MAYIS ASKERİ DARBESİ
27 Mayıs Darbesi, asker ve sivil bürokratların en genel anlamda halkı temsil eden Demokrat Parti (DP) yönetimini yıkması ve iktidarı ele geçirmeleridir.
Bilindiği gibi 2. Dünya Savaşı’ndan sonra dünyada demokrasi akımı her yerde gelişmeye başladı. CHP diktatörlüğü de suçlarını örtmek, Batı’ya yanaşmak için çok partili sisteme geçişi kabul etti.
CHP, İlk seçimde (1946) açık oy ve gizli sayım hilesiyle tekrardan hükümet oldu. Ama 1950 yılında yapılan seçimlerde halk, barikatları aşarak Demokrat Partiyi (DP) iktidar yaptı. Bu en genel anlamda Türk halkının, CHP’nin katliamlarına karşı haklı kin duyan Kürtlerin desteğiyle iktidar olmasıydı.
Bu hükümet değişikliği, CHP-Kemalist diktatörlüğün yıkılması olarak algılandı.
Kemalizm’i ve resmi derin devlet ideolojisini temsil eden sivil ve asker bürokratlar 10 yıl buna tahammül ettiler. 27 Mayıs 1960’da askeri darbe yaptılar.
Darbeciler, DP’yi iktidardan uzaklaştırdı. Cumhurbaşkanını, Başbakanı, bakanları, milletvekillerini tutukladılar, bir zulüm makinesi işlettiler. Hukuk katledildi. Yassı Ada Mahkemesi İstiklal Mahkemeleri gibi işledi. DP, Kürtlere biraz yumuşak yaklaşım gösterdiği, bazı Kürtleri eski küskünlüklere son vermek için milletvekili yaptığı için de suçlandı. Cumhurbaşkanı Celal Bayar’ın yaşı büyük olduğu için idam edilmedi. Başbakan Adnan Menderes, Maliye Bakanı Hasan Polatkan, Dışişleri Bakanı Fatih Rüştü Zorlu idam edildiler.
Sivil ve askeri bürokrat Kemalistler, 27 Mayıs 1960’den sonra da her on yılda bir (12 Mart 1971, 12 Eylül 1980, 28 Şubat 1997, 15 Temmuz 2016) darbe yaptılar.
KÜRTLER VE DARBELER
27 Mayıs Darbesi detaylarına kadar didiklenirken, 1960 Darbesinden sonra Kürt egemenlerinin kitlesel olarak Sivas Kampında esir alınmalarının; Türk aydınları, siyasetçileri, akademisyenleri, Kürtlerin çoğu tarafından görmezlikten gelinmesi; resmi tarih anlayışı ve resmi devlet ideolojisinin doğrudan savunulmasıdır.
Ayrıca, Kürt ulusuna ve özel olarak Kürt egemenlerine yönelik bu uygulama;
1-Sadece 27 Mayıs Darbesi dönemine mi ait?
2-Bu uygulamalar sadece askerlerin bir uygulaması mı? Siviller ve sivil iktidarlar da aynısını yapmamışlar mıdır?
Soruları hayati bir önem kazanmaktadır.
Kürt ulusuna, Kürt egemenlerine, Kürt yurtseverlerine yönelik kötü uygulamalar sadece 27 Mayıs askeri darbe dönemine ait değildir. Kürtler, Kemalist diktatörlük, 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 askeri darbelerinde de aynı kötü, insanlık dışı muamelelere tabi tutulmuşlardır. Değişik toplumsal kesimlerden on binlerce Kürt gözaltına alınmış, işkence görmüş, tutuklanmış, ceza almıştır.
Kürtler sadece askeri dönemlerde değil, sivil iktidar dönemlerinde de kötü muamelelere tabi tutulmuşlar, gözaltına alınmışlar, tutuklanmışlar, işkence görmüşler, büyük cezalara çarptırılmışlar, sürgüne gönderilmişlerdir.
Demokrat Parti’nin “sivil iktidarı”, Kürtler, Büyük Kürdistan kurma çabası içinde oldukları gerekçesiyle, önce binlerce kişinin tutuklanmasını ve hatta birçoğunun idam edilmesini kararlaştırıyor, daha sonra “sağduyulu” müdahaleler sonucu, bu proje 50 Kürt aydını ve öğrencinin tutuklanması ile sınırlandırılıyor.
Tutuklanan Kürt aydınları ve öğrencilerinin, 1958’de Irak’ta anayasa değişikliği sonucu Kürdistan’a otonomi tanınmasının ve dünyadaki ulusal kurtuluş hareketlerinin büyümesinin etkisiyle, Kürdistan’ın kuzeyinde de hak talebi için bir kıpırdanış içine girmelerinden öteye bir davranışları söz konusu değildi. Ne bağımsız bir Kürdistan istiyorlardı ne de bir siyasi parti örgütlenmesi içindeydiler. Türk devletini de yıkma plânları yoktu. Bunun için silahlı bir ayaklanma hazırlığı içinde de değillerdi.
Buna rağmen DP iktidarı, Kemalist ırkçı devlet refleksiyle, 50 Kürt aydınını ve öğrencisini tutuklatmış, askeri mahkemede yargılamış, Harbiye Askeri Cezaevi’nde tutulmuştur.
27 Mayıs Darbesi, Demokrat Parti iktidarının zulmüne, onların hukuk ve demokrasi dışı tasarruflarına son vermek için geldikleri halde 49’lar Davası, Demokrat Parti’nin bir tasarrufu olmasına rağmen, tutuklu Kürt aydın ve öğrencilerini de serbest bırakmadılar.
Bu yaklaşım, Kürtlerle ilgili olarak sivil ve asker iktidarlarının reflekslerinin aynı olduğunu ortaya koyuyor.
Bütün Askeri darbeler incelendiği zaman, Kürt ulusal uyanışı, Kürtlerin örgütlenmesi, Kürtlerin hak talepleri, Kürtçülüğün kitleselleşmesi, darbenin önemli nedenlerinden biri olduğu görülür.
Bunun yanında 27 Mayıs Darbesi’nden sonra DP milletvekillerinin, başbakanın ve bakanların yargılama nedenlerinden biri de Kürdistan’ın kurulması emeline hizmet etmeleri, Kürt egemenleriyle barışmak istemesi, 33 Kürt’ün katledilmesinden dolayı General Muğlalı hakkında soruşturma açması, soruşturma sonrası mahkeme yolunu açması. Mahkemenin de Muğlalı’yı idama mahkûm etmesidir. Kürt bölgelerinin kalkınmasına önem vermesidir.
27 Mayıs Askeri Darbesi’nden sonra Kürdistan’ın boşaltılması, demografinin değiştirilmesi Kemalist devletin Kürtleri Türkleştirme siyasetinin yeni ve kapsamlı bir düzeyde devam etmesi daha sonra anlaşıldı.
Milli Birlik Komitesi’nin Kürtleri Karadeniz Bölgesine ve Lazları Karadeniz’den Kürdistan’a getirme plânları daha sonra açığa çıkan bir plândır ve Ecevit’in belgeleri arasından çıkmıştır. Bu plân da 1960 Darbesi’nin Kürtlere karşı büyük ve haince bir plân içinde olduğunu ortaya koyuyor.
Bütün bunlar 1960’taki Kürt egemenlerin tutuklanma nedenlerini ortaya çıkarıyor. Devlet biliyor ki Kürt egemenleri, 1919 ile 1938 yılları arasında Kürdistan’ın bağımsızlığı için önderlik ettiler.
Kürt egemenlerinin, 1960’taki tutuklanmaları, esir kampında tutulmaları, sürgün edilmeleri, Kürt egemenlerini sindirmek, Kürt ulusal hakları için harekete geçmelerin engellemek içindir.
Kemalist Devlet, 12 Mart ve 12 Eylül darbesinde de Kürt egemenleri herhangi bir örgütlenme, ortak bir ulusal davranış ve hak talebinde bulunma konumunda olmadıkları halde, onları askeri ceza evlerinde büyük işkencelere tabi tutmuş, onurlarını ayaklar altına almıştır.
*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.