Kürt sorunu devlet sorunudur

Türk devletindeki güncel gelişmeler, Kürt sorununun çözümünü ertelemiş ve unutturmuş durumda. Ortada olan sorunların çözümü için siyasi partiler uğraş gösterirken ve birbirlerinin kafasını kırarken, unuttukları şey Kürt sorunudur. Siyasi partiler bilmeli ki Kürt sorunu çözülmeden, Türk devletinin yapısal sorunlarının çözümlenmesi olanaklı değildir.

Kürt sorunu devlet sorunudur
Kürt sorunu devlet sorunudur

Türk devletindeki güncel gelişmeler, Kürt sorununun çözümünü ertelemiş ve unutturmuş durumda. Ortada olan sorunların çözümü için siyasi partiler uğraş gösterirken ve birbirlerinin kafasını kırarken, unuttukları şey Kürt sorunudur. Siyasi partiler bilmeli ki Kürt sorunu çözülmeden, Türk devletinin yapısal sorunlarının çözümlenmesi olanaklı değildir.

Biz de Kürtler olarak, kendi hayati, varlık ve yokluk sorunumuzu her şeyin önüne koymalıyız.

Bilindiği gibi Türk devleti, I. Büyük Paylaşım Savaşı sonucunda, Osmanlı İmparatorluğunun yenilgisi ve mirası üzerine kuruldu. Oysa doğrusuna bakacak olursan, 1918’den sonra Sevr Antlaşması ile Kürdistan ve Ermenistan’ın kurulmasına karar verilmesi; Karadeniz ve Ege’de Rumların egemenliğinin gerçekleşmesi sürecinin başlaması, Osmanlı İmparatorluğunun toprakları üzerinde bir Türk devletinin kurulması tartışmalı hale geldi. Ayrıca o tarihsel dönemde tekâmül etmiş bir Türk ulusundan bahsetmek da olanaklı değildi. Osmanlı İmparatorluğunda birçok ulusun bağımsızlaşması, Arapların Ortadoğu ve Afrika’da, Balkanların kopuşundan sonra kalan toprak kesimi üzerinde İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan mandasının oluşmasının güçlü ipuçları veri olarak ortadaydı. Türk ulus devleti kurma peşinde olan İttihat-Terakkici gelenek bir devlet kurma seviyesinde güçlü bir potansiyel ve olanaklara da sahip değildi.

Rusya’da Ekim 1917’de iktidarın Çar’dan ve burjuva demokratlardan zor ve askeri bir darbe ile alınmasından sonra, Rusya’daki yeni iktidarın yapısı, ideolojisi, iddiaları, burjuva sistemini ortadan kaldırma hedefi; Batı kapitalist sistem için tehlikeli bir durum yarattı. Bu duruma karşı, Batı kapitalist dünyanın bir barikat oluşturma ihtiyacı, Türk devletinin bir İngiltere projesi olarak devreye girmesine yol açtı. Bu nedenle Türk devletinin kuruluşu olağan ve doğal koşullarda gerçekleşmedi, olağanüstü koşulların bir ürünü oldu.

Türk devleti, olağan koşullarda, demokratik, çoğulcu bir mantıkla kurulmadığı için, sorunlu bir devlet olarak kuruldu. Dolayısıyla kurulan devlet, katı merkeziyetçi ve üniter bir devlet olarak kuruldu. Ulus ve ideoloji üstü bir devlet olarak da kurulmadı. Türk ulus ve ideolojik bir devlet olarak kuruldu.

Türk devletinin en köklü, en merkezi, en tarihi ve toplumsal sorunlarının başında, bulunduğumuz aşamada da herkesin kabul ettiği gibi, Kürt ulusal sorunu gelmektedir.

Kürtler, Türk devletinin kuruluşundan sonra bütün ulusal, toplumsal, siyasal, kültürel haklarından mahrum bırakıldılar. İnkâr edildiler. Türkleştirilmesi için büyük bir asimilasyon sistemi işletildi. Kürtler açısından var olan hukuksuzluk, Kürtlerin direnmelerine ve silahlı başkaldırılarına yol açtı. 100 seneye yakın bir zamandır, Kürtlerle T.C. devleti arasında çatışmalar yaşanmaktadır. Her çatışma ve silahlı başkaldırı, katliamlara, Kürt liderlerinin yok edilmesine, büyük göçlere yol açmaktadır.

Kürtler için tarihsel trajik bir yaşam söz konusudur. Kürdistan’da haksızlık, eşitsizlik, adaletsizlik, hukuksuzluk had safhadadır. Kürt ulusal sorunundan dolayı, Türkiye’de genel olarak ekonomik gelişme alanında dünya standartlarında gerekli adımlar atılmadığı gibi, Kürdistan’da kapitalizmin gelişmesinin Kürt ulusal yapılanması, devletleşmesi açısından doğuracağı sonuçlardan dolayı taşınan endişelerden dolayı, ekonomik, sosyal, kültürel olarak bilinçli ve planlı bir şekilde geri bıraktırılmışlık söz konusu. Bütün bu gerçeklikler, Kürt ulusal sorununun bir hükümet sorunu olmadığını, bir devlet sorunu; devletin yapısal bir sorunu olduğunu ortaya koymaktadır.

Buna rağmen, 1950’lerden sonra, göreceli olarak devlet partisinden farklı olduğu ve demokrat olduğu düşünülen partilerin hükümetlerinden Kürt ulusal sorununun çözümlenmesi beklentisi içinde olunmuştur.

Bu nedenle 1950 yılında devlet partisinden köklü bir farklılaşma göstermeyen ama halk kesimleri tarafından devlet partisinden nitelik olarak farklı algılanan Menderes hükümetinin Kürt bölgelerine yakınlık göstermesi, Kürtlerle ilgili belirli trajik olaylara ilgi göstermesi, örneğin 33 Kürt köylüsünün İran-Türkiye Kürdistan Bölgesi’nde General Muğlalı tarafından kurşuna dizilmesiyle ilgilenmesi, 1925 ve sonrası Kürt ulusal direnme hareketlerine öncülük eden şeyh ve bey ailelerine yakınlık göstermesi, Menderes hükümetinin sorunu çözeceği umudunu Kürtler içinde yaymıştır.

Bu algı, kesinlikle yanlıştı.

Daha sonraki dönemlerde ve özellikle de 1990’dan sonraki ANAP, DYP-SHP, AK Parti hükümetleri döneminde aynı umutlar yeşermiştir.

ANAP hükümeti döneminde, Başbakan Özal’ın 12 milyon Kürdün varlığından ve Kürtlerin bir topluluk olarak haklarından bahsetmesi, Kürt ulusal sorununun çözümü açısından federasyon dahil bütün çözüm projelerinin tartışılabileceği yaklaşımı, büyük bir umuda yol açtı. Özal’ın, Kürt sorununun çözümü konusunda köklü tarihi adımlar atabileceği inancı gelişti.

Demirel ve İnönü, DYP-SHP koalisyonu döneminde Diyarbakır’a geldikleri zaman, Kürt gerçeğinden bahsettiler. Bu açıklaman arkasından, bir adım atılacağı beklentisi ortaya çıktı. Tansu Çiller, DYP-Refah koalisyonu hükümeti zamanında İspanya’daki “Bask Modeli”nden bahsetti.

Mesut Yılmaz, “Avrupa Birliği yolunun Diyarbakır’dan geçtiğini” ifade etti. 

Başbakan Recep T. Erdoğan, Ağustos 2005’te Diyarbakır’da Kürt sorununun varlığından, Kürt sorununun daha fazla demokrasi ve özgürlükler sistemi ile çözüleceğinden, tarihi yüzleşmeden bahsetti.

Türk Devleti Hükümetlerinin başbakanlarının tüm bu açıklamaları, Özal’ın açıklama ve tutumunun sınırlarını zorlayan (Güney Kürdistan siyasi partileri ve liderleriyle ilişki geliştirmesi vb. diğer konular) kapsamı bir tarafa bırakılırsa, genelkurmay başkanlığının, gerçek devletin duvarlarına çarparak tuzla buz oldu. Kocaman başbakanlar, söylediklerini Ankara’da inkâr etmek ve düzeltmek durumunda kaldılar. İkiyüzlü ve yalancı konumuna düştüler.

Kürtler de bütün tarihi tecrübelere rağmen, hükümetlerin bu sorunları çözebileceğine dair umutlar taşıdılar ve beklentiler içine girdiler. Bu nedenle, 22 Temmuz 2007 tarihinde yapılan genel seçimlerde, Kürt yurtseverlerinin bir kesimi, Kürt aydınları ve siyasetçilerinin bir kısmı AK Parti’ye oy verdiler. Halen de bu umudu taşıyarak, mahalli seçimlerde oy verme hazırlıkları içinde olanlar var. Günümüzde de yeni kurulan partilere umut bağlayanlar var.

Hükümetler Kürt sorununun varlığından dolayı, demokrasi alanında da adım atamıyorlar. Çünkü bilinen bir gerçek var ki, Türkiye’nin demokratikleşmesinin olmazsa olmaz koşullarından biri, Kürt ulusunun Türk ulusu ve diğer dünyadaki tüm uluslar kadar hak sahibi olmasıdır.

Hükümetler de bu akılla hareket etmedikleri için demokrasi konusunda kapsamlı bir programa sahip olamıyorlar.

Türk devletinin yapısal özelliği, karakteri, dayandığı temeller, Kürt ulusal sorununun devletin yapısına bağlı olduğunu göstermektedir. Türk devletinin üniter, tekçi, Türk ulus yapısı değişmeden Kürt ulusal sorununun çözüme kavuşması olanaklı değildir. Bu nedenle Kürt sorununun çözümünü hükümetlerden beklemek yerinde bir tutum değildir.

Bilindiği gibi hükümetler, Türkiye’de gerçek iktidarları değillerdir. Sınırlı ve belli alanlarla çerçevelenmiş iktidarın sahibidirler. Kürt ulusal sorunu gibi devletin yapısal olarak değişimini öngören sorunlarda, hiçbiri iktidar sahibi değillerdir.

Bu nedenle, Kürt ulusal sorunun çözümünün hükümetler sorunundan öteye, bir devlet sorunu olduğu bilinciyle hareket etmek, buna göre çözümde adımlar atmak, önermelerde bulunmak lazımdır.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.