CHP Kürt sorununu çözebilir mi?

CHP hafta sonu (25-26 Temmuz) 37. Kongresini gerçekleştirdi. Kongre, Atatürk’e selam durularak açıldı. Kongre sonrasında, Kongre ve Ayasofya vesilesi ile Kemalistlerin Atatürk’ü olağanüstü insan göstermeleri ve Atatürk’e bağımlılıklarını ifade etmeleri, analiz etmeye çalışacağımız CHP’nin Kürt sorunundaki yaklaşımlarını hiçleyen önemli stratejik bir yaklaşımdır.

CHP Kürt sorununu çözebilir mi?
CHP Kürt sorununu çözebilir mi?

CHP hafta sonu (25-26 Temmuz) 37. Kongresini gerçekleştirdi. Kongre, Atatürk’e selam durularak açıldı. Kongre sonrasında, Kongre ve Ayasofya vesilesi ile Kemalistlerin Atatürk’ü olağanüstü insan göstermeleri ve Atatürk’e bağımlılıklarını ifade etmeleri, analiz etmeye çalışacağımız CHP’nin Kürt sorunundaki yaklaşımlarını hiçleyen önemli stratejik bir yaklaşımdır.

TÜRK DEVLETİNDE DEMOKRAT, ADALETLİ, EŞİTLİKÇİ OLAMAMAK YAPISALDIR

Bütün siyasi parti kongrelerinde, bütün CHP kongrelerinde olduğu gibi, son kongrede de bolca demokrasi, adalet, eşitlik kelimelerini duyduk. Ne hikmetse, bu partilerin kendileri, Türk devleti de hiçbir zaman demokrat olamadılar, olamıyorlar.

Sosyolojik ve sosyo-psikolojik olarak diyebilirim ki, eğer bir yerde bir şeyden çok bahsediliyorsa o konuşulanla ilgili sorun var demektir. Bu nedenle Türk devletinde kişiler, siyasi partiler, devlet yetkilileri bolca demokrasi, adalet, eşitlik kavramlarından bahsetmelerine rağmen, bu kavramların gerçek hayatta vücut bulması söz konusu değildir.

Türk devletinde, kişilerin, siyasi partilerin, aydınların, sanatkârların, devletin, devlet yetkililerinin demokrat, adaletli, eşitlikçi,  olamamalarının yapısal nedenleri var. Bu yapısal nedenler anlaşılmadan, ortadan kalkmadan demokrat, adaletli, eşitlikçi olmaları olanaklı değildir.

CHP DAHA FAZLA DEMOKRAT OLAMAMA BELASINA SAHİPTİR

Aynı bela fazlasıyla CHP’nin başından var. Türk devletinde demokrat, adaletli, eşitlikçi olmamanın yapısal nedeni, devletin kuruluş felsefesi, devletin resmi ideolojisiyle ilgilidir. Devletin kuruluş felsefesinin ve resmi devlet ideolojisinin sahibi, yaratıcısı da CHP’dir. Devletin bu kuruluş felsefesi ve resmi ideolojisi her yerde, kişilerde, siyasi partilerde, devlette etkisiz ve anlamsız hale gelmedikçe demokrat, adaletli, eşitlikçi olmak olanaklı değildir.

Bu bağlamda demokrasinin olmazsa olmaz aktörleri olan siyasi partiler demokrat, adaletli, eşitlikçi değiller. Onların yönettikleri devletin de ve idare tarzının da demokrat, adaletli, eşitlikçi olması olanaklı değildir.

CHP Kongresinde, daha işin başından demokrat olmayan davranış gösterildi. CHP seçim barajına karşı olmasına rağmen, kendisi genel başkan seçimlerinde “seçim barajı” uyguladı. Genel başkan adayları, yeterli delegeyi bulamadıkları için seçime katılamadılar. Eğer ileri sürüldüğü gibi delegelerin tehditle genel başkan adaylarına imza vermemeleri söz konusu ise, bu tam anlamıyla demokrasi, adalet, eşitlik açısından bir faciadır.

CHP Genel Başkanı’nın geçmişte İyi Parti’nin ve şimdilerde DEVA ve Gelecek partilerinin seçime katılabilmesi için emanet milletvekili vermesi yardım severliğinin, genel başkan adaylarıyla ilgili gösterilmemesi bir başka çelişki ve tutarsızlığı gösteriyor. Demek ki, İyi Parti ve diğer partiler konusunda yapılanların demokrasi ile ilgili değil, seçim manevrasıyla ilgili olduğunu ortaya koyuyor.

Kürt sorunun çözümü siyasi partilerin boyunu aşar. Sorunun çözümü devletin kabulü ve toplumsal uzlaşma sorunudur… Bundan dolayı demokrasiyi bir tarafa bırakmak istiyorum. Ama bu demokrasi de öyle bir şey ki, egemen ve sömürgeci ulus olarak Türk ulus bireylerinin, siyasi partilerinin, aydınlarının demokrat olamamalarından dolayı Türk ve Kürt toplumlarının birçok temel meselesinin çözümü olanaklı olmuyor. Kürt sorununun çözümü, belirttiğim aktörlerin elinde olmadığını biliyorum. Ama çözüme katkı yapacakları tartışmasızdır. Demokrat olamadıkları için bunu da yapabilecek durumda değiller.

CHP Genel Başkanı 13 maddeden oluşan bir beyanname sundu. Bu beyanname delegelerin oy birliğiyle parti sözleşmesi haline geldi. Bu sözleşmenin “Türkiye’nin toplumsal barışı ve huzuru sağlanacaktır” 2. başlığının birinci fıkrasında Kürt meselesine ayrılmış. Şöyle denilmektedir: “2.1. Başta Kürt sorunu olmak üzere, tüm toplumsal sorunlarımız demokrasi temelinde ve TBMM’nin öncülüğünde çözülecek; Türkiye'nin tam bağımsızlığı, demokrasisi ve üniter yapısı güçlendirilecektir.”

2005 yılında Diyarbakır’da Başbakan R.T. Erdoğan tarafından bir Kürt sorununun olduğu itiraf edildi ve buna bağlı olarak birçok vaatler yapıldı. Ama bir zaman geldi, AK Parti, devlet partisi olma yolunda adımlar attı. Irkçı MHP ve Ergenekoncuların bir kesimi ile ittifak etti. 2005 yılında ifade edilen sözleri unuttu. “Türkiye’de Kürt sorunu yoktur” teranesini tutturdu. Bu teraneyi halen de devam ediyor.

Bu koşullarda, CHP’nin seçim güdüsüyle de olsa ve kendi yapısal karakteriyle çelişse de Türk devletinde Kürt sorununun varlığını kabul etmesi olumludur. Ama Kürt sorununu çözümlenmesi, CHP’nin ve siyasi partilerin bir sorunu olsa da onların boyunu aşan bir konudur.

Kürt sorunu, bir önceki makalemde yazdığım gibi bir devlet sorunudur. Çözümü de devletin eliyle olacaktır. Bu da siyasi partiler bağlamında konuşacaksa bütün siyasi partilerin Kürt sorununun çözümünde ittifak etmeleri gerekir. Siyasi partilerin ittifakı ve uzlaşması da yetmez, genel anlamda bir toplumsal uzlaşmanın sağlanması gerekir. 

Bu da yeni toplumsal sözleşme ve anayasa sorunudur. Devletinin karakterinin köklü anlamda değişmesini kabul etme sorunudur. Devletin üniter, tekçi, tek ulus devleti olmaktan çıkarılması; devletin Kürtlerin, Türklerin, diğer etnik-ulusal toplulukların, tüm toplusal kesimlerin, farklı fikirlerin devleti haline getirmektir. Bu ortak devletin federal bir devlet, ulus üstü, ideoloji üstü, din ve mezhepler üstü devlet olarak yapılandırılmasıdır.

Oysa CHP, üniter, kolonyalist, ırkçı Türk ulus devletini koruyarak; devletin kuruluş felsefesine ve resmi devlet ideolojisine son verecek yeni bir toplumsal sözleşme ve anayasa önermeden, Kürt sorununu çözme iddiasını taşıyor. Bu olanaklı değildir. 

Ayrıca kabul etmek gerekir ki, bu devletin kurucusu, kuruluş felsefesini, resmi devlet ideolojisini tayin ve tespit eden CHP’dir. Bundan dolayı Kürt millet meselesi başta olmak üzere, çözülemeyen temel meselelerin asıl sorumlusu CHP’dir.

Biliniyor ki Kürdistan, Osmanlı İmparatorluğu bünyesinde otonomdu. Kürtler kendi kendilerini yönetiyorlar, kendi dillerini konuşuyorlar, kendi kültürlerini geliştiriyorlar, Kürdistan’ın geliştirilmesi için çaba gösteriyorlardı.

Atatürk ve arkadaşları, Kürtlere daha geniş bir özgürlük ve daha kapsamlı haklar verme vaadiyle Kürtlerin desteğini bir ölçüde kazandı. Ama Osmanlı iktidarını yıktıktan sonra ve iktidar olarak ayaklarını yere sağlam basınca, İngiltere ve Sovyetler Birliği’nin desteğini de alınca, millet olarak Kürtlerin varlığını inkâr etti. Kürdistan’ı işgal ve ilhak etti. Kürtlerin bütün milli haklarını gasp etti. Kürtlerin milli hakları için mücadelelerini kanla ve katliamla bastırdı. Kürdistan’ı Kürtsüzleştirme planını uygulamaya koydu.

CHP’nin Kürt sorununun çözebilmesi için öncelikle bu gerçekleri kabul etmesi gerekir. Bu yapılanların radikal değişikliği için bir irade ortaya koyması gerekir. CHP’nin, Erdoğan’ın “Dersim’de ayaklanma olmadığı halde katliam yapıldı” görüşlerine karşı tepkilerini hatırlarsak, CHP’nin işinin ne kadar zor, Kürt meselesinin çözümünden ne kadar uzakta olduğunu görmek zor değildir. CHP bunu kabul ettikten sonra, çözüm konusunda kendisinin ve toplumun adım atabilmesi için olanaklı olacaktır.

CHP, Kürdistan’da yapılan katliamları, haksızlıkları kabul etmekle, bunları nasıl tamir edeceği ile ilgili bir yol haritası tayin etmekle işe başlayabilir.

CHP, Kürt sorununda bu aşamada Özal (ANAP) ve Erdoğan’dan (AK Parti) daha ileri iş yapacağını göstermesi için, en azından açıkça Kürtçe eğitim-öğretimi savunması gerekir.

Biliyoruz ki CHP, Kürtçe eğitim-öğretimi, “ülkeyi bölen” bir vakıa olarak görüyor.

 

*kurdistan24.net/tr’de yayımlanan yazılar, yazarların görüşlerini yansıtmaktadır. Yazılar K24 Medya’nın kurumsal bakışıyla örtüşmeyebilir. Yazıların tüm hukuki sorumluluğu yazarlarına aittir.